ilimden ahlaktan güzel hallerden yararlanmaya
Şubat 26,2007 — otvavSoru:
“… Efendi tarikatına bağlı bir yakınım hac seyahatinde himmet istemiş o da ona yardım etmiş. Direkt Allah’tan yardım istemek varken aracı kullanmak ne kadar doğru.
Cevap:
Mümin bunaldığında, dara düştüğünde, kendisini çaresiz hissettiğinde Sonsuz Kudret Sahibi Allah’a sığınarak ondan yardım diler. Fatiha suresinde bulunan ve devamlı okuduğumuz “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” mealindeki âyet, manevi bir kaynaktan yardım dilenecekse bunun ancak Allah olabileceğini açıkça ifade etmektedir. Aslında maddi bir kaynaktan mesela güçlü, kudretli, zengin… kimselerden gerekip de yardım dilediğimizde de onlardan gelen yardımın Allah’tan olduğunu bilmemiz, bu şuur içinde olmamız gerekir; çünkü onlara bu güç ve imkanı veren de Allah’tır, onların bize yardım etmelerine izin ve imkan veren de Allah’tır.
Bu konuda tartışılan mesele, “tevessül” kelimesiyle ifade edilen “Allah’ın yardımını dilerken araya vasıta koymaktır”. Burada dikkat edilmesi gereken husus “Yardımın yalnızca Allah’tan geleceğidir”; eğer böyle değil de Allah’tan başka bir varlığın da, O’ndan bağımsız olarak kullara yardım edebileceğine inanırsak şirke düşmüş oluruz. “Yardım, himmet, feyiz…” yalnızca Allah’tan gelir. Pekiyi bu yardımı dilerken “Ya Rabbi, filan kulunun (peygamberin, şeyhin, velînin…) başı, hatırı, nezdindeki yeri… için bana şunu ver, lütfet, şu dileğimi kabul buyur…” dersek bu şirk olur mu? Şirk olmazsa meşru mudur, faydası var mıdır?
Yardım Allah’tan dilendiğine; Onun, verecekse araya vasıta koymadan da verebileceğine inandıktan sonra “dilekleri kabul etmesi için faydalıdır” inancı ile araya, O’nun sevdiğine inanılan birinin konması; yani “onun hatırı için” denmesi elbette ki şirk olmaz. “Meşru mudur ve faydası var mıdır?” sorusunu ise İslam alimleri farklı şekillerde cevaplandırmışlardır. Bir guruba göre ölmüş bir kimseyi araya koymanın faydası yoktur, böyle bir uygulamanın sahih delili de bulunmadığı için meşru değildir. Diğer guruba göre Hz. Peygamber, onun amcası Abbas vasıta kılınarak Allah’a dua edilmiş, ondan yağmur istenmiştir. Diriler için caiz olan ölüler için de caiz olur; çünkü Allah’ın sevdiği kullar fani dünyadan ayrıldılar diye Allah katındaki itibar ve değerlerini yitirmezler.
Şeyhten himmet (yardım) istemek yukarda açıklanan tevessül şeklinde olmuş ise bunun hükmünü açıklamış olduk. Böyle değil de doğrudan şeyhten bir şey istenmiş, mesela “bana şifa ver, derdime çare bul, beni şu sıkıntıdan kurtar…” denilmiş ise büyük hataya düşülmüş demektir, tövbe etmek ve bir daha yapmamak gerekir
Hocam, biz Gemlikte bir grup arkadaşız, her hafta bir araya gelerek tefsir çalışması yapıyoruz. Dini konulardaki sorularımıza da ehil kaynaklardan cevap arıyoruz.
Sorularımız:
1- Bidat işlemekten Allah’a sığınıyoruz. Toplumumuzda yaygın olan ve kabul gören sayılara sadık kalarak yapılan bazı şeylerin (4444 tefriciye, 41 yasin…) dinimizdeki yeri nedir? Nehyeden veya teşvik eden nass var mı?
2- Cevşen okumanın faziletine inanan birinin üzerinde taşımasının sakıncalı olup olmadığı (uygun olmayan yerlerde takmamak şartıyla).
Cevap:
“İnşaallah cevap verirsiniz” diyorsunuz; bana gelen e-maillere cevap veriyorum; eğer gizli kalması gereken şeyler varsa şahsa yazıyorum, yoksa Gerçek Hayat’ta cevap veriyorum. Bir de soruları sıraya koyma mecburiyeti var, sizin cevabınız bu yüzden gecikti, bağışlayın. Ayrıca bir gurup arkadaş olarak bir araya gelip tefsir çalışması yapmanız çok güzel ve faydalı bir faaliyet, tebrik eder, bu gurupların çoğalmasını dilerim.
1. Bid’at işlemekten; yani dinde olmayan bir inancı veya ibadeti, kuralı dine sokmaktan ve uygulamaktan sakınmanız güzel bir davranış; çünkü Sevgili Peygamberimiz (s.a.), “…Her bid’at sapmadır, her sapma da Cehennem demektir” buyuruyorlar.
4444 Tefrîciyye veya 41 Yâsîn gibi belli saylarda okunan dualar, zikirler, salavât, âyetler ve sureler hakkında (namazlardan sonra 33 adet olarak söylenen tesbîh, tahmîd ve tekbîr gibi pek az müstesna tutulursa) emreden, tavsiye eden bir nas yoktur. Müslüman istediği kadar Tefrîciyye diye anılan salavât veya Yâsîn suresi okuyabilir. “Bunu şu kadar okumak sünnettir, farzdır, dinin emridir…” derse veya böyle inanırsa bid’at gerçekleşir. Böyle bir inanç olmaksızın, şahsî veya başkasının tecrübesine dayanarak “Bu kadar okumanın şuna faydası oluyor, oldu” der, okur ve tavsiye ederse bu bid’at olmaz ve sakıncası da bulunmaz.
2. Herhangi bir duanın muska haline getirilerek (yani bir kâğıda yazılıp, muşamba veya naylona sarılıp kese içine konularak) çocukların üzerine takılması, Peygamberimizin bir tavsiyesine dayanıyor. Yazılan şeyin meşru, manası açık, “dua, zikir, âyet vb.” olması şarttır. Büyüklere gelince bunlara tavsiye edilen, üzerinde taşımaktan ziyade okumaktır; çünkü onlar okuma imkanına sahiptirler. Üzerinde taşımak hatırlama ve okumaya sebep/vesile oluyorsa o zaman tavsiye yerine gelmiş olur.
Soru:
Râbıta nedir, dince sakıncası var mıdır?
Cevap:
Rabıta, zikirden önce veya günün uygun zamanlarında müridin (tarikat eğitimi gören kimsenin) şeyhini (mürşidini) hatırlamasıdır. Uzun tartışmalara konu olan râbıta bir ibadet değildir, tasavvufta bir eğitim tekniğidir. Amacının dışına çıkarılır ve şirke vardırılırsa çok sakıncalı olur, amacının içinde kalırsa (yani şeyhi hatırda tutarak ondan meşru ölçüler içinde istifade etmeye; ilminden, ahlakından, güzel hallerinden yararlanmaya, onu özümsemeye yönelik bir teknik olursa) sakıncası olmayabilir.
Soru:
Râbıta bir ibadet ise onu Peygamberimiz niçin yapmamış, bize niçin buyurmamış ve fıkıh kitapları bu ibadeti niçin açıklamamıştır?
Cevap:
Râbıta (bir tarikat mensubunun zaman zaman ve özellikle zikirden önce mürşidini hatırlaması, kalbini onunki ile birleştirmesi) bir ibadet değildir; tarikat eğitiminde kullanılan bir teknik, bir eğitme aracıdır. İbadet olmadığı için de fıkıh kitaplarında yer verilmemiştir.







