HAZRET-Ư AỮE (Allah ondan razư olsun).
Hazret-Ư Ai₫e’ye gelelim. Alemlerin Rabbư Allah Sevgilisinin sevgilisi idi. Taa, bu alemden intikal edinceye kadar, onca makbul ve manzur olmu₫tur. Resulullah (sav) Efendimiz, vefatư ile sonuçlanan hastalưđưnda, onun hücresinde kalmư₫tưr. Mübarek ruhu da onun hücresinde iken kabzolundu. Bu anda, onun göđsünde idi. Defni dahi, onun pak hücresine yapưldư. Bütün bu ₫ereflerle beraber, kendisi bilgin ve içtihad ehli idi. Allah ondan razư olsun. Resulullah (sav) Efendimiz, dinin bir parçasưnư ona havale etmi₫ti. Mü₫killerin halli i₫inde ashab-ư kiram, ona müracaat ederdi. Muđlak meselelerin hallini onun vasưtasư ile bulurlardư.
Mana üstte anlatưldưđư gibi olunca, böyle Sưddưka Müctehide birine, Hazret-i Ali’ye (ra) muhalefeti sebebi ile taan edip ona lâyưk olmayan ₫eyleri yakư₫tưrmaya çalư₫mak cidden münasebetsiz bir i₫tir. Resulullah (sav) Efendimize imandan dahi uzaktưr.
Eđer Hazret-i Ali (ra), Resulullah (sav) Efendimizin damadư ve onun amcasư ođlu ise, Hazret-i Ai₫e-i Sưddưka dahi onun pak zevcesi ve makbul sevgilisi idi. Resulullah (sav) Efendimize ve bütün ehl-i beytine salât ve selâm.
Bundan evvel, senelerce, Fakir’in âdeti ₫öyle idi: Bir yemek pi₫tiđi zaman, ondan bir hisseyi, Resulullah (sav) Efendimizin âl-i abasư olan Hazret-i Ali, Hazret-i Fatưma, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’in ruhaniyetlerine mahsus kưlardưm. Allah onlarưn hepsinden razư olsun.
Sonradan, Resulullah (sav) Efendimizi rüyada gördüm; kendisine selâm verdim; fakat o, bana teveccüh ötmedi. Bir ba₫ka yana teveccüh etti. Bu sưrada Fakir’e ₫öyle dedi:
-Ben, yemeđi, Ai₫e’nin evinde yerim. Her kim yemek gönderecek ise, Ai₫e’nin evine göndersin.
Bunun üzerine, Fakir’e yakin hasưl oldu ki; onun mübarek teveccühünün olmayư₫ư, Fakir’in Hazret-i Ai₫e’ye yemeđe ortak etmeyi₫imdir. Bundan sonra, Hazret-i Ai₫e ba₫ta olmak üzere, bütün ezvac-ư tahiratư ehl-i beytten hemen hepsini o yemeđe ortak eyledim. Tevessülümü dahi, ehl-i beytin tümüne yapar oldum. Halbuki Resulullah (sav) Efendimize, Hazret-i Ai₫e cihetinden gelen eza ve cefa, Hazret-i Ali (ra) cihetinden gelen eza ve cefadan daha çoktur. Bu mana dahi, insaf sahibi akưllưlara gizli deđildir.
Üstte anlatưlan mana, ₫u takdire göredir: Hazret-i Ali’ye (ra) sevgi gösterip tazim etmek, Resulullah (sav) Efendimizin sevgisi, ona akrabalưđư dolayưsư iledir.
Amma o kimse ki, Hazret-i Ali’nin mahabbetini müstakilen alưr; bu mahabbet i₫inde, Resulullah (sav) Efendimizin sevgisine bir medhal kalmaz; böylesi bahis dư₫ư olup kabil-i hitap dahi deđildir. Zira, böylesinin garazư, dini iptal edip ₫eriatư yưkmaktưr. Resuiullah (sav) Efendimizin tavassutu olmadan bir yol tutmak ister. Muhammed’den (sav) alưp Ali’ye rađbet ettirmek ister. Böyle bir ₫ey sưrf küfür olup zưndưklưđưn dahi aynưdưr. Hazret-i Ali (ra) böyle bir ₫eyden beridir. Onlarưn yaptưklarưndan eza duymaktadưr.
Çünkü, ashabư ve Resulullah (sav) Efendimizin damatlarưnư sevmek; Resulullah (sav) Efendimizin sevgisi ile olmakta ve onlara tazim, tekrim etmek dahi, Resulullah (sav) Efendimize tazim ve tekrim dolayưsư ile olmaktadưr. Bu manada, Resulullah (sav) Efendimiz ₫öyle buyurdu:“Bir kimse onlarư severse, benim sevgimle sever.”Aynư manadan olarak, bir kimse de, onlara buđzederse, Resulullah (sav) Efendimizin buđzu için buđzeder; bu manada dahi Resulullah (sav) Efendimiz ₫öyle buyurdu:“Bir kimse, onlara buđzederse, benim buđzum için buđzeder.”Bu hadis-i ₫erifin daha açưk manasư ₫u demeye gelir:
-Ashabưma taalluk eden mahabbet, aynen bana taalluk etmektedir. Onlara olan buđuz dahi, aynen bana taalluk eden buđuzdur.
***
TALHA VE ZÜBEYR (Allah onlardan razư olsun).
Ashab-ư kiramưn büyüklerinden olup cennetle müjdeli on ki₫i arasưnda bulunuyorlar. Bunlara taan edip ayưplamak hiç münasip bir i₫ deđildir. Bunlara lanet edip tard edenlerin bu yaptưklarư kendilerine aittir.
Hazret-i Ömer (ra) vefatưndan sonra, hilâfet i₫ini ₫uraya bưraktư. Bu ₫ura azalan altư ki₫i idi. O altư ki₫iden ikisi bunlardư. Bunun da, kalanlarưn birini diđerine kar₫ư tercih etme delilini açưktan bulamadưđư için yaptư.Bu ikisi, kendi arzulan ile, hilâfet nasibini bưraktưlar. Her ikisi de tek tek ₫öyle dedi:
-Ben hilâfet hazzưmư bưraktưm.
Talha o zattưr ki, Resulullah (sav) Efendimize kar₫ư kötü edep tavrư takưndưđưndan, babasưnư öldürdü; ba₫ưnư da getirdi. Bu fiilinden dolayư da, Kur’an’da sena edildi.
Zübeyr öyle bir sahabedir ki, onun katili cehennemlik olacaktưr. Bu manada, Resulullah (sav) Efendimiz söyle buyurdu:
“Zübeyr’i katleden cehennemliktir.”
Bu durumda, Zübeyr’e lanet etmek de, onu öldürmekten daha az deđildir. Ona lanet eden de, öldüren de aynưdưr.
Elhazer… Sonra yine elhazer… Sonra yine elhazer… Sakưnmak gerektir. Bilhassa din büyüklerine taan etmekten ve Ưslâm büyüklerini zemden sakưnmalưdưr. Onlar öyle zatlardưr ki, Ưslâm kelimesinin ilâsư, Seyyidü’l-enam Resulullah (sav) Efendimize yardưm için bütün güçlerini harcamư₫lardưr. Dinin teyidi için, gece gündüz gizli, a₫ikâr mallarưnư harcamư₫lardưr.
Resulullah (sav) Efendimizin sevgisi için; a₫iretlerini, kabilelerini, çocuklarưnư, karưlarưnư, vatanlarưnư, su kaynaklarưnư, ziraatlarưnư, ađaçlarưnư, ưrmaklarưnư bưraktưlar. Resulullah (sav) Efendimizin kendisini, kendi nefislerine tercih ettiler. Onun sevgisini, kendi sevgilerine tercih ettiler. Keza, mallarưndan ve zürriyetlerinden daha üstün tuttular.
Bunlar, öyle zatlardưr ki, sohbet ₫erefine nail olmu₫lardưr. Bu sohbette dahi, nübüvvet bereketlerini bulmu₫lardưr. Vahyi mü₫ahede ettiler; yani vahyin geli₫ini. Meleđin huzuru ile de mü₫erref oldular.Harika halleri ve mucizeleri gördüler. O kadar ki, onlarưn gaybleri ₫ehadet oldu. Ưlimleri de ayn oldu.Onlara öyle yakưn hali ihsan edildi ki, onlardan sonra, hiç kimseye öylesi ihsan edilmedi.
Hatta, ba₫kalarưnưn Uhud dađư kadar yaptưklarư altưn sadakasư, bunlarưn bir veya yarưm ölçek kadar yaptưklarư arpa sadakasưna denk olmaz.
Bunlar, öyle zatlardưr ki; Allahu Teala, kendilerini Kur’an-ư Mecid’de sena edip kendilerinden razư olmu₫tur. Bunlar dahi, Allahu Taala’dan razư olmu₫lardưr.Allahu Teala ₫öyle buyurdu:“…Ư₫te onlarưn Tevrat’taki vasưflarư budur. Ưncil’deki vasưflarư ise, ₫öyledir: Filizini yarưp çưkarmư₫, giderek onu kuvvetlendirmi₫, kalưnla₫mư₫, saplarư üzerinde dođrulup kalkmư₫ bir ekine benzerler. Bu ekicilerin de ho₫una gider. (Ashab hakkưndaki bu te₫bih) onlarla kâfirleri öfkelendirmek içindir.“(48/29)Allahu Teala, onlara öfkelenip gayz edenlere:
“Küffar..”(48/29)
ismini verdi. Bunun için, küfürden hâzer edilip sakưnưldưđư gibi, onlara öfkelenip gayz etmekten dahi sakưnmak gerek.
Bu yolda basarư ihsan eden Allah’tưr.
***
öyle bir cemaat dü₫ünelim ki, Resulullah (sav) Efendimize anlatưlan manada bađlưlưklarư sưhhat kazanmư₫tưr. Onun katưnda makbul ve manzur olmu₫lardưr Allahu Teala, ona salât ve selâm eylesin. Bunlar, bazư i₫lerde, birbirlerine muhalif tutuma girer ve bu sebeple aralarưnda bazư atư₫malar olur ise, kendi görü₫lerinin ve içtihadlarưnưn geređini yaparlarsa, kendilerine taan etmenin ve yaptưklarưna itirazưn yeri olmaz.
O kadar ki, o yerde hak ve dođru, ihtilâfưn aynưdưr; ba₫kasưnưn görü₫üne uymamaktưr.
Görmez misin ki imam-ư bu Yusuf’un, içtihad derecesine ula₫tưktan sonra Ebu Hanife’ye uymasư hatadưr. Dođrusu, kendi görü₫üne uymasưdưr. Hatta imam-ư ̃afii, sahabenin kavlini kendi görü₫ünden önde tutmazdư. Ama, hangi sahabe olursa olsun; ister Hazret-i Sưddưk, isterse Hazret-i Ali olsun, Allah onlardan razư olsun. Elbette dođruyu, kendi görü₫ü ile amel etmekte bulurdu, isterse bir sahabenin kavline muhalif olsun.
Üstte anlatưlan manaya göre, sahabe olmayan ümmetten bir kimsenin, ashabưn görü₫lerine muhalefet yeri olunca; birbirlerine muhalif görü₫lere sahip olduklarư için nasưl taat edilir, ne ₫ekilde taana uđratưlabilirler?
Bu arada ₫unu da söylemek isterim ki:
-Ashab-ư kiram, içtihada dayalư meselelerde, Resulullah (sav) Efendimizin reyine dahi muhalefet etmi₫lerdir. Ama, onlarưn bu ihtilâfưna bir zem gelmi₫ deđildir. Hem de, o zaman, vahiy geliyordu. Bu ihtilâflarư için bir engel çưkmadư. Nitekim, bu mana daha önce de anlatưldư. ̃ayet onlarưn ihtilâfư, Hak katưnda razư olunan makbul olmayan bir ₫ey olsaldư, elbette bunun için, engelli bir emir gelirdi. Muhalifler için, ₫iddetli tehdid emirleri nazil olurdu.
Görmez misin ki; seslerini, Resulullah (sav) Efendimizin sesinden yüksek tutan bir cemaat için, mani emir geldi. Bunun için, ₫iddetli tehdid ayeti nazil oldu. Bu manada, Allahu Teala ₫öyle buyurdu:
“Ey iman edenler, seslerinizi, Resûlullah’ưn sesinden yüksek çưkarmayưn. Birbirinize bađưrdưđưnưz gibi, sözle ona bađưrmayưn. Siz farkưna varmadan amelleriniz bo₫a gider.”(49/2)
Bedir gazasư esirleri hakkưnda büyük bir ihtilâf vuku buldu. Bu babda Hazret-i Ömer ve Saad b.Muaz esirlerin katline hükmettiler. Diđerleri dahi, fidye kar₫ưlưđư olarak, serbest bưrakưlmasưnư istediler. Bu manada, Resulullah (sav) Efendimize göre, makbul olan görü₫, onlarư fidye kar₫ưlưđư serbest bưrakmak oldu.
Bundan ba₫ka yerlerde dahi, çok ihtilâflar vardưr.
Resulullah (sav) Efendimizin, vefatưna çưkan hastalưđưnda yaptưđư taleb üzerine, kendisine getirilen kâđưt meselesindeki ihtilâf dahi bu kabildendir. Bunu istemekle, Resulullah (sav) Efendimiz ona bir ₫eyler yazmak istiyordu.Bu taleb kar₫ưsưnda, bir cemaat, kâđưdưn getirilmesini istedi; diđer cemaat ise, buna mani oldu. Hazret-i Ömer (ra) kâđưdưn getirilmesine razư olmayanlar arasưnda idi. ̃öyle dedi:
-Allah’ưn kitabư bize yeter.
Ư₫te bu sebepledir ki, Hazret-i Ömer’e (ra) sata₫anlar sata₫tư ve onu ayưplayưp dil uzattưlar. Halbuki, böyle bir ₫ey, hakikatte taan yeri deđildir.
Hazret-i Ömer (ra) ₫unu biliyordu ki, vahiy zamanư kesildi. Semavi hükümler dahi tamam oldu. Hükümlerin isbatư için dahi, görü₫ ve içtihaddan gayrư mecal yoktur. Bu meyanda Resulullah (sav) Efendimiz ne yazacak olsa, o yazưlacak ₫eyde, ba₫kalarưnưn da karư₫masư olacaktưr. Zira, o yazưlacak ₫eyler içtihada dayalư olacak.
“Ey basiret sahipleri ibret alưnưz.”(59/2)
Ayet-i kerimesinde mana hükmüne göre, en dođrusu, bu rahatsưz halinde Resulullah (sav) Efendimizin ba₫ưnư ađrưtmamaktưr; ondan ba₫kasưnưn görü₫ü ve içtihadư ile yetinmektir.
Bunun için de ₫öyle dedi:-Allah’ưn kitabư bize yeter.
Yani kưyas ve içtihad mehazư olarak Kur’an-ư Mecid yeter. Ondan hüküm çưkarmak isteyenlere de yeterlidir. Hazret-i Ömer’in (ra) burada:
-Kitab… olarak hususi manada söylenmesinden murad mümkündür ki; Resulullah (sav) Efendimizin yazmak sadedinde olduđu hükümlerin mehazư Kur’an’dưr; sünnet deđildir. Bunu karinelerle biliyordu; onun için de:
-Bize sünnet yeter, demesine yer yoktur.
Bu hususta, Hazret-i Ömer’in (ra) mani olmasư, o sưkưntưlư halinde, Resulullah (sav) Efendimizin ba₫ưnư ađrưtmamaktư. Bu da, bir ₫efkat ve acưma hissinden dođuyordu.
Resulullah (sav) Efendimizin bu kâđưt isteme emri, istihsan için olup vücup için deđildir. Ta ki diđerleri, onu istinbat me₫akkatưndan müsterih olalar.
̃ayet, Resulullah (sav) Efendimiz, vücub için:-Bana getirin, manasưnda, ưsrarla emredip üzerinde dursaydư; mücerred ihtilâf sebebi ile ondan vazgeçmezdi.*** Burada ₫öyle bir soru çưkabilir:-Resulullah (sav) Efendimizin öyle buyurduđu vakit, Hazret-i Ömer (ra) ₫öyle dedi:-Hele onu iyi anlayưnưz. (Yani kendinde mi deđil mi? Bu söz ne manaya?) Bu cümleden murad nedir? Bunun için ₫u cevabư verebilirim:-Her halde, Hazret-i Ömer (ra) anladư ki, o vakitte bu kelâm, Resulullah (sav) Efendimizden, hastalưk sebebi ile bir kasd ve bir ihtiyar olmadan südur etmi₫tir. Ki bu mana:
-Yazayưm, buyurmasưndan da tevehhüm ediyor. Zira Resulullah (sav) Efendimiz ümmi idi. Asla bir ₫ey yazmamư₫tư. Aynư zamanda ₫öyle de buyurmu₫tu:
“Benden sonra dalâlete dü₫meyesiniz.”
Din ki kemalini bulmu₫tur; nimet ki, tamam olmu₫tur; onunla Mevtanưn rưzasư dahi hasưl olmu₫tur; bundan sonra nasưl delâlet tasavvur edilir? Bu bir saat içinde ne yazmaya kadir olur ki, onunla dalâlet ilk defa ola? Bu yirmi üç sene içinde yazưlanlar yetmedi mi? Bu durumda, o müddet içinde yazưlanlarla dalâlet def olmamư₫; bu ₫iddetli hastalưđưn varlưđưnda bir saat içinde bir ₫ey yazacak ve bununla da dalâlet def olacak!..i₫te üstte anlatưlan manalardan, Hazret-i Ömer anladư ki: O kelâm Resulullah (sav) Efendimizin mübarek dilinden bir kasd olmadan cereyan etmi₫tir. Yani be₫eriyete binaen. Bunun için de ₫öyle demek istedi:-Bunun manasưnư kendisinden sorarak ikinci kere tahkik ediniz.
Bu ihtilâf esnasưnda, sözler yükselince, Resulullah (sav) Efendimiz ₫öyle buyurdu:
“Kalkưnưz, ihtilâf etmeyiniz.”
Zira, peygamber yanưnda niza iyi olmaz.
Bundan sonra, artưk öyle bir ₫ey söylemedi; ne divitten anlattư; ne de kâđưttan.
***
̃unun da bilinmesi gerekir ki, bazư içtihada bađlư meselelerde, ashab-ư kiramdan gelen ihtilâf, hem de Resulullah (sav) Efendimize nisbetle, Allah korusun, eđer onda heva, batưla saplantư ₫aibesi olsaydư; o zaman i₫, mürted zümresine katưlmaya varưrdư ve ba₫ư Ưslâm bađưndan çưkarmak olurdu.
Çünkü, Resulullah (sav) Efendimize kar₫ư edep dư₫ư hareket ve kötü muamele küfürdür. Böyle bir ₫eyden Allahu Teala, bizi korusun. Herhalde bu ihtilâf:
“Ey basiret sahipleri, ibret alưnưz.”(59/2)
Manasưndaki, yüce emre göre idi. ̃undan ki, bir kimsede, içtihad rütbesi var ise, ba₫kasưnưn içtihadưna uymasư ve içtihada dayalư meselelerde ba₫kasưnưn görü₫üne gitmesi hatadưr; bundan nehyedilmi₫tir.
Evet, bu arada ₫unu da belirtelim ki, görü₫ün ve içtihadưn veri olmayan münzel hükümlere uymaktan ba₫ka çare yoktur; onlara boyun eđmek dahi vacibtir.
Burada son bir söz de ₫u ki: iki asưrda ya₫ayanlar, zorlamadan uzak olup ibareleri güzelle₫tirmeye de ihtiyaçlarư yoktu. Bütün ihtimamlarư batưn mananưn ưslahư idi. Onlarưn zahiri nazardan atưlmư₫ olup asla öyle bir ₫eyin mülâhazasư yoktu.
O asưrda, edeplere riayet etmek, hakikat ve mana itibarưna göre idi; yalnưz zahir ve suret itibarưna göre deđildi. Onlarưn hali dahi, Resûlullah’ưn (sav) emrine imtisal idi. Muameleleri dahi, Resûlullah’ưn (sav) razư olmadưđư ₫eylerden sakưnmak idi.
Onlar, babalarưnư, analarưnư, kadưnlarưnư Resulullah (sav) uđruna feda ettiler.Ưhlâs ve itikadlarưnưn tamlưđưndandưr ki, Resulullah (sav) Efendimizin tükürüđünü dahi, yere dü₫meye bưrakmazlardư. O kadar ki, onu alưr; yüzlerine, bedenlerine sürerlerdi. Tưpkư bir hayat suyu gibi.
Resulullah (sav) Efendimizin kanư alưndưktan sonra; onu içem kasdlarư dahi, kemal manada ihlâstan gelir. Bu da, me₫hur olup bilinen bir manadưr.
̃ayet bu büyüklerden, yalan ve hile dolu olan bu asưr ehline göre; Resulullah (sav) Efendimize kar₫ư edep dư₫ư bir ₫eyin sudur ettiđi vehmini verirse, onu da iyiye yormak lâzưm gelir. O vehmi veren ibarenin hasưlư dahi giderilmelidir. Hangi kưsưmdan olursa olsun, o lâfưzlar mülâhaza edilmemelidir.
Ư₫te selâmet yolu budur. Ba₫arư ihsan eden Sübhan Allah’tưr.
*** Burada ₫öyle bir ₫ey sorulabilir:-Ưçtihada dayalư i₫lerde, hata yeri olduđuna göre; o zaman, Resulullah (sav) Efendimizden nakledilen tüm hükümlere itimad nasưl olur? -Bunun için, ₫u cevabư veririm:
-Ưçtihada dayalư hükümler, gelecekte ve ikinci halde, semavi hükümler durumuna girmi₫tir. Zira, enbiyanưn takririni hata üzere tutmak caiz deđildir.
Hüküm çưkaranlarưn içtihadư, deđi₫ik görü₫leri sübut bulduklatn sonra; Hak katưndan bir hüküm inerdi; hakkư batưldan ayưrdedip dođruyu dahi hatadan ayưrưrdư. Resulullah (sav) Efendimizin zamanưnda, bütün hükümler; hatadan mahfuz olarak, kati’i sübut kazandư. Zira, onlar, önden sonra kesin vahiy ile sabit oldu.
Bu hükümleri çưkarmakla, asưl gaye ₫u idi ki: Ưçtihad edip hüküm çưkaranlara; çe₫itli inayetler gele ve keramet dereceleri de yüksele. Yandan da, dođruyu bulan da deđi₫ik derecelerine göre sevaba nail olalar.
Ưçtihada dayalư meselelerde; müçtehidlerin derecelerinin yükselmesi, bu hükümlerin de kat’iyet kazanmasư vardưr.
Evet, nübüvvet zamanưnưn bitiminden sonra içtihada dayalư hükümler, zanniyet olup amel için faydalưdưr; itikad için tesbit edilmi₫ deđildir. Böyle deđildir ki, onlarư inkâr eden kâfir ola. Međer ki, müçtehidlerin toplu olarak üzerinde karar kưldưklarư bir hüküm ola. Bu dahi, itikad için tesbit edilmi₫ buluna.
HATƯME
Bu mektubu, Resulullah (sav) Efendimizin ehl-i beytinin faziletlerini anlatan güzel bir HATƯME ile bitirelim. Ona, âline ve ashabưna salât ve selâm olsun.
Ưbn-i Abdilberr, Resulullah (sav) Efendimizin söyle buyurduđunu anlattư:“Ali’yi seven beni sevmi₫ olun Ali’ye buđzeden bana buđzetmi₫ olur; Ali’ye eziyet eden bana eziyet etmi₫ olur; bana eziyet eden dahi Allah’a eziyet etmi₫ olur.”Tirmizi, Hâkim ihracư ile sahih olarak Büreyre’den naklen Resulullah (sav) Efendimizin ₫öyle buyurduđunu anlattư:“Allauh Taala, dört kimseyi bana sevmeyi emretti; onlarư kendisinin de sevdiđini bana haber verdi.”
Bu arada ₫öyle denildi:
-Ya Rasulallah, onlarư bize isimlendir. Bunun üzerine Resulullah (sav) Efendimiz ₫öyle buyurdu: “Ali, onlardandưr.”Ravinin dediđine göre üçü dahi ₫unlardưr: Ebu Zer, Mikdad ve Selman. Taberani ve Hakim’in Ưbn-i Mes’ud’dan naklen çưkarưp anlattưklarưna göre, Resulullah (sav) Efendimiz ₫öyle buyurdu: “Ali’ye bakmak ibadettir.” Bu hadis-i ₫erif, hasen isnadư ile anlatưlmư₫tưr. Buhari ve Müslim, Bera’nưn ₫öyle dediđini anlattưlar:- Resulullah (sav) Efendimizi gördüm; Hasan onun boynunda idi; söyle buyuruyordu:“Allahưm, ben bunu seviyorum; sen de sev.” Buhari, Ebu Bekir’den naklen ₫öyle dediđini anlattư:
- Resulullah (sav) Efendimiz minberde idi. Hasan dahi onun yanưnda olup bir halka bir de ona bakưp ₫öyle buyuruyordu:
“Bu ođlum, seyyiddir. Her halde, Allahu Teala onunla Müslümanlardan iki cemaatưn arasưna düzeltecektir.”Tirmizi, Üsame b. Zeyd’in (ra) ₫öyle dediđini anlattư:- Resulullah (sav) Efendimizi gördüm; Hasan ve Hüseyin dahi dizleri üstünde idi. ̃öyle buyurdu:“Bu ikisi, benim ođlum, kưzưmưn ođludur. Allah’ưm, ben bunlarư seviyorum; bunlarư seveni de seviyorum.”
Tirmizi, Enes b.Malik’in ₫öyle dediđini çưkarưp anlattư:
- Resulullah (sav) Efendimize ₫öyle soruldu:-Ehl-i beytinden hangisi sana daha sevgilidir?Bunun üzerine, Resulullah (sav) Efendimiz ₫öyle buyurdu:
“Hasan ve Hüseyin.”
Mesur b.Mahzeme, Resulullah (sav) Efendimizin ₫öyle buyurduđunu anlatmư₫tưr:
“Fatưma, benden bir parçadưr; ona eza eden bana eza etmi₫ olur.”
Bir ba₫ka rivayette ise, ₫öyle buyurmu₫tur:“Ondan ₫üphelenen benden ₫üphelenmi₫ olur; ona eziyet eden dahi bana eziyet etmi₫ olur.”Hakim’in, Ebu Hüreyre’den naklettiđine göre, Resulullah (sav) Efendimiz, Hazret-i Ali’ye (ra) ₫öyle buyurmu₫tur:“Fatưma, bana göre senden daha sevgilidir; sen dahi, bana göre, ondan daha azizsin.”Hazret-i Ai₫e’nin (ra) ₫öyle dediđi rivayet edildi:
-Ưnsanlar, Resûlullah’ưn (sav) rưzasưnư taleb ederek, hediyelerini vermek için, Ai₫e’nin gününü beklerlerdi. Sonra ₫öyle devam etti:
-Resûlullah’ưn (sav) zevceleri iki bölüktü: a) Hazret-i Ai₫e, Hafsa, Safiye, Sude…b) Ümm-ü Seleme ve diđerleri.Ümm-ü Seleme bölüđü söze gelip kendisine dediler ki-Resulullah ile konu₫; insanlara söylesin de, onlar da hediyelerini Resulullah’ư (sav) bulduklarư yerde versinler.Ümm-ü Seleme, Resulullah (sav) ile konu₫tu; bunun üzerine Resulullah (sav) ona ₫öyle dedi:“Bana eziyet etme. Zira vahiy Ai₫e’den ba₫ka bir kadưnưn örtüsü altưnda iken bana gelmedi.”Bunun üzerine Ümm-ü Seleme der ki:
-Sübhan Allah’a tevbe ederim ya Resulallah, kim sana eziyet edebilir?
Bundan sonra o kadưnlar, Hazret-i Fatưma’yư davet edip Resulullah’a (sav) elçi gönderirler. Gelip Resulullah (sav) Efendimize durumu anlatưnca, Resulullah (sav) ₫öyle buyurur:“Benim sevdiđimi sen de sevmez misin?”
Hazret-i Fatưma, bunun için:
-Evet, severim, deyince, ₫öyle buyurur: “O halde, bu Ai₫e’yi sev,” Hazret-i Ai₫e (ra) diyor ki:-Resulullah (sav) Efendimizin kadưnlarư arasưnda, Hazret-i Hatice’yi (ra) kưskandưđưm kadar hiç kimseyi kưskanmadưm. Halbuki onu görmedim. Onun anưlmasư çoktu. Resulullah (sav) her ne zaman bir koyun kesse, onun bir parçasưnư alưr; Hazret-i Hatice’nin yakưnlarưna yollardư. Çođu zaman ₫öyle derdim:
-Sanki Hazret-i Hatice’den ba₫ka kadưn dünyada yok mudur?
Resulullah ise ₫öyle derdi:“O olacađư kadar olmu₫tur. Ve ondan bana çocuk dünyaya gelmi₫tir.”Ưbn-i Abbas (ra), Resulullah (sav) Efendimizin ₫öyle buyurduđunu anlattư:
“Abbas bendendir, ben dahi ondanưm.”
Deylemi, Ebu Said’den naklen Resulullah (sav) Efendimizin ₫öyle buyurduđunu anlattư:“Yakưnlarưm hakkưnda, bana eziyet edenlere kar₫ư gazabưm ₫iddetlenmektedir.”Hakim, Ebu Hüreyre’den naklen Resulullah (sav) Efendimizin ₫öyle buyurduđu anlatưldư:
“Hayưrlưnưz, benden sonra, ehlime hayưrlư olanưnưzdưr.”
Ưbn-i Asakir, Resulullah (sav) Efendimizin ₫öyle buyurduđu Hazret-i Ali’den naklen anlattư:
“Her kim, ehl-i beytime (kötü manada) el atarsa, kưyamette ona yeterim.”
Ưbn-i Adiy ve Deylemi, Hazret-i Ali’den naklen, Resulullah (sav) Efendimizin ₫öyle buyurduđunu anlattư: “Sưratta en sabit olanưnưz, ehl-i beytim ve ashabưma mahabbette
₫iddetli olamnưzdưr.” Bir ₫iir:
Ưlâhi, Beni Fatưma hakkưna; Son nefesi bađla kavl-i iman..
Duamư ister kabul et ister red; Dostum Al Resule, girip saflarưna..
***
Allahu Teala, Resulullah Efendimize; nebilerden, resullerden mukarreb melâike-i kiramdan tüm karde₫lerine ve sair kullarưn tümüne salât ve selâm eylesin