Küresel ısınma için yegane çözüm yenilenebilir enerjiler ve hidrojen

KÜRESEL ISINMA İÇİN YEGANE ÇÖZÜM YENİLENEBİLİR ENERJİLER VE HİDROJEN (DÜNYA)

 Prof. Dr. L Engin TÜRE
UNIDO-ICHET Direktör Yrd.



Dünyamızı tehdit eden küresel ısınmanın temel nedeni olan ve fosil yakıtlar olarak tarif edilen kömür, petrol ve doğalgazın dünyamıza verdiği korkunç boyuttaki zararlardan biraz bahsedeceğim. Bilindiği gibi insanlık özellikle son 150 yıldır yoğun olarak bu fosil yakıtları tüketmekte ve bunun sonucu olarak dünyamız yaşanabilir bir yer olmaktan hızla çıkmaktadır. Fosil yakıtların sağladığı avantajlar yanında verdiği zararlar saymakla bitecek gibi değildir. Örneğin kömürün kalorifer kazanında veya sobalarımızda yandığı zaman atmosfere saldığı zehirli gazlardan bahsetmeden önce, kömür madenlerinden, buralarda grizu patlamaları sonucu hayatını kaybeden yüzlerce madenciden, kömürün çıkartılması, saklanması, taşınması ve nihayet yakılması sonucu çevreye verilen zararları incelememiz gerekir.


Kömüre benzer şekilde petrol kuyulanndaki yangınlar, özellikle petrolün büyük tankerlerle deniz yoluyla taşınması sırasında meydana gelen kazalar sonucu denizlere saçılan ve doğal hayata geri dönülemez zararlar veren tanker facialanrının maddi boyutu maalesef tahminlerin çok üzerindedir. Birçokları tarafından adeta çevre dostu yakıt olarak takdim edilen doğalgaz ise hiç de sanıldığı gibi sütten çıkma ak kaşık değildir. Doğalgazın çevreye verdiği zararlar kömür ve petrole göre nispeten daha az da olsa, küresel ısınmaya neden olan gazların başında gelen karbondioksit ve asit yağmurlarına neden olan azot oksider, doğalgaz yakıldığında da yine bol miktarda atmosfere atılmaktadır.
Fosil yakıtların çevreye verdiği tüm bu zararlar, sosyal maliyet olarak kabul edilmekte olup, bunların insanlar, bitki örtüsü, hayvanlar, hatta binalar üzerindeki olumsuz etkileri tek tek hesaplanmaktadır. Sosyal maliyet konusu üzerinde yapılan ciddi çalışmalar fosil yakıtların çevreye verdiği zararın yılda yaklaşık 5 trilyon dolar (5 bin milyar dolar) olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yani Türkiye bütçesinin neredeyse 125 katı.


Fosil yakıtların bu korkunç boyuttaki zararları bilinmesine rağmen, özellikle, bunlardan büyük kazanç sağlayan uluslararası şirketler ve tabii onların desteklediği politikacılar dünyamızı kirletmeye devam etmektedirler. Burada en büyük teselli ve umudumuz ise bu kirletme sürecinin fazla devam edemeyeceği, zira fosil yakıtların 30-40 sene gibi çok yakın bir gelecekte tükenecek olmasıdır. Geçen aylarda BP Başkanı‘nın 38 yıllık petrol rezervi var beyanı üzerine, bazı ulusal gazetelerin “korkulacak bir şey yok daha 38 yıllık petrol var” şeklinde manşet atmaları, toplumun uzağı görmekten ne kadar aciz olduğunun açık bir göstergesidir. On binlerce yıllık insanlık, hatta yüzlerce yıllık devlet tarihleri içinde 38 yıl son derece küçük bir zaman dilimi olup, ülkelerin planlannı bu gerçeğe göre yapmaları gerekir. Konunun diğer boyutu ise doğaya, çevremize karşı yapılan bu acımasız saldınya karşı dünyanızın da kendi ekolojik dengesini korumak için verdiği ilginç savunmadır. Örneğin Andrew Katrina gibi isimler verilen fırtınaların şiddetlerini giderek arttırması, daha çok sel baskınları veya aşırı kuraklık olması, buzulların hızla eriyerek, denizlerin yükselmesi gibi değişiklikler son yıllarda daha çok gözlenmektedir. Bunların hepsi dünyanın bu savunma mekanizmasının bir parçası olarak kabul edilebilir. İnsanoğlu kendi bindiği dalı kesmekte ve yaşadığı çevreye verdiği zararları arttırdıkça göreceği tepkinin de giderek artacağının ve hatta bu hatanın kendi sonu olacağının bilmem farkında mı?
Peki, bu problemlerin çözümü var mı? Benzin biterse otomobillerimizi neyle çalıştıracağız? Doğal gaz ve kömür biterse neyle ısınacağız? Daha temiz ve güvenli bir yakıt bulunabilir mi? Dünyamızı bu çevre kirliliğinden ve küresel ısınmadan kurtarabilecek miyiz? Bütün bu soruların cevabı kesinlikle EVET ama vakit geçirmeden politikalarımızı ve çalışmalarımızı temiz ve yenilenebilir kaynaklara yöneltmek şartıyla.


Yapılan çalışmalar ve hesaplamalar, sahip olduğumuz güneş, rüzgar, jeotermal, biyoküde, hidrolik, dalga, gelgit gibi temiz enerji kaynaklarının tüm enerji ihtiyacımızın yüzlerce defa fazlasını sağlayabileceğini göstermektedir. Burada bu enerjilerin maliyetleri ve dezavantajları nelerdir soruları akla gelmektedir. Günümüzde rüzgar enerjisi gibi kaynaklar ile fosil yakıtlar karşılaştırıldığında, maalesef yukarıda kısaca değindiğim sosyal maliyet hesapları göz önüne alınmamakta ve örneğin kömürle veya doğalgaz ile çalışan bir termik santralın kuruluş, yakıt, işletme ve benzeri giderleri üzerinden üretilecek elektriğin birim fiyatı hesaplanmaktadır. Bu santralın çevreye vereceği zararlar maliyet hesaplarına dahil edilmediği için sonuç olarak elektrik fiyatı rüzgar enerjisinden elde edilecek elektrikten daha ucuz gözükmektedir. Bugün, bazı gelişmiş ülkeler karbon vergisi ve çevre etki değerlendirmesi sistemini uygulamakta olup, karşılaştırmayı bu faktörleri göz önüne alarak yapmaktadırlar. Burada unutulmaması gereken diğer bir konu da Türkiye‘nin enerjisinin yaklaşık yüzde 70‘ini ithal ettiği ve bunun karşılığında yılda 20 milyar doların üzerinde yurtdışına ödeme yaptığıdır. Ödenen bu miktarın önümüzdeki yıllarda hem artacak ithalat miktarı hem de petrol ve doğalgaza yapılacak zamlarla daha da büyüyeceği ve ekonomimizde gittikçe derinleşen bir yara açacağı kesindir. Bilindiği üzere Türkiye petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıt kaynakları yönünden fakir bir ülke olmasına karşın, güneş, rüzgar, ve jeotermal gibi temiz enerji kaynakları yönünden son derece zengin bir ülkedir. Görüldüğü gibi temiz ve yenilenebilir kaynaklara yönelmek Türkiye için bir tercih değil zorunluluktur. Atatürk‘e 1936 sanayi planı hazırlığı sırasında, kömürden benzin üretimimin mümkün fakat bunun pahalı olduğu söylendiğinde aynen şu cevabı vermiştir. “Kömürden benzin istihsali bir maliyet mevzuu değil, bir milli müdafaa mevzudur.”


Temiz enerji kaynaklarının geniş çapta kullanılmasını engelleyen faktörlerin başında bu enerjilerin kesikli yani düzensiz olması ve depolanamaması gelmektedir. Örneğin güneş enerjisi günün her saatinde aynı şiddette olmadığı gibi havanın bulutlu olması halinde gücünü büyük ölçüde kaybetmektedir. Bu enerjiler ile son kullanıcı arasında bir bağlayıcıya yani sentetik bir yakıta gerek duyulmaktadır. Uzun yıllar yapılan araştırmaların sonucu bu bağlayıcının ideal yakıt olarak kabul edilen hidrojen olduğunu göstermiştir. Hidrojen aynı elektrik gibi ikincil bir enerji, yani enerji taşıyıcı olup, bir şekilde üretilmesi gerekmektedir. Bu üretimin temiz enerji kaynakları ile sudan elde edilmesi ise hem sonsuz bir enerji, hem de dünyanın küresel ısınma başta olmak üzere tüm çevre problemlerinden kurtulması anlamına gelmektedir. Örneğin güneş enerjisi ile suyun hidrojen ve oksijene ayrılması, elde edilen hidrojenin istenilen yere boru hatları veya depolanmış olarak taşınması ve daha sonra yine oksijenle birleşerek yakılması sonucunda elde edilen enerjinin atık maddesi yine birkaç damla saf su veya su buharı olmaktadır.


Hidrojen güvenliği konusunda yapılan çalışmalar bu yakıtın benzin, LPG gibi yakıtlardan çok daha güvenli olduğunu göstermiştir. Bilindiği üzere 6 Mayıs 1937 de Alman yapımı Hindenburg adını taşıyan zeplinin fırtınalı bir havada Amerika da Lakehurst şehrine inerken padaması sonucu 37 kişinin hayatını kaybetmesi hidrojenin güvenliği konusunda maalesef yanlış bir kanaat oluşturmuştur. Daha sonra NASA tarafından bu konuda yapılan kapsamlı bir araştırmanın sonucu hazırlanan raporda kazanın, balonun yapıldığı kumaşın üzerine sürülen boya karışımının son derece yanıcı olmasından kaynaklandığı ve hava şartları nedeniyle bulutlardan boşalan statik elektriğin bu maddeyi ateşlediğini göstermiştir. Raporda ayrıca hidrojenin yakıt olarak değil, balonun havalanması için kullanıldığı ve motorlar için depolarda dizel yakıtı bulunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, hidrojen yerine asal gaz olarak bilinen helyum gazı kullanılsa dahi kazanın kaçınılmaz olduğunu ve balon ateş aldıktan sonra dizel yakıtın saatlerce yanmaya devam ederek aynı facianın yaşanmasına neden olacağı açıklanmıştır.


Bilindiği üzere hidrojen havadan 14 kat daha hafif olup, yakılabilmesi için havadaki konsantrasyonunun en az yüzde 4 olması gerekir. Hidrojenin basınçlı tüpler içindeyken, tüpün delinmesi durumunda hızla havaya yayılarak konsantrasyonu düşer ve yakılabilmesi imkansız hale gelir. Yapılan deneyler, böyle bir durumda hidrojenin yakılabilmesi için delinen tüpün 35-40 cm yakınında ilk saniyeler içinde bir kibrit çakılması gerektiğini göstermiştir. Benzinin ateş alması için gerekli konsantrasyonun yüzde 1 ve havadaki yayılma hızının hidrojene göre çok küçük olduğu göz önüne alındığında, hidrojenin benzine göre çok daha güvenli olduğu açıkça görülmektedir. Ayrıca, hidrojenin yandığı zaman sadece saf su oluşturması ve diğer yakıtlarda olduğu gibi zehirli gazlar ve karbon dioksit üretmemesi büyük bir avantaj olarak kabul edilir. Bilindiği üzere, özellikle uçak yangınlarında bir çok insan duman ve zehirli gazlar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Örneğin pistte çarpışan uçaklarda çıkan yangınlar üzerine yapılan bir çalışmada, bu uçaklarda benzin yerine hidrojen kullanılması durumunda hiç kimsenin hayatını kaybetmeyeceği anlaşılmıştır. Hidrojenin güvenlik açısından diğer yakıtlara göre diğer bir üstünlüğü ise hidrojen alevinin ısı yaymasının çok daha az olması dolaysıyla etrafına daha az zarar vermesi ve yangının yayılmasına engel olmasıdır.


Fosil yakıtlardan yalnız doğrudan yakma ile enerji elde edilebilirken hidrojenden katalitik yanma, kimyasal dönüşün, doğrudan buhar üretimi ve en önemlisi elektrokimyasal dönüşüm yoluyla enerji temin etmek mümkündür. Yakıt pilleri (Fuel cell) olarak bilinen bu sistemlerle hidrojenden yüksek verimde elektrik enerjisi elde edilebilmektedir. Günümüzde yakıt pilleri artık diz üstü bilgisayarlardan, otomobil otobüs gibi taşıt araçlarından denizaltılara kadar hemen her yerde kullanılmaya başlanmıştır. Hidrojenle çalışan yüzlerce otomobil, otobüs ve diğer, araçlar artık dünyanın her tarafında insan ve yük taşımaktadır.
Dünyada birçok ülke önümüzdeki yıllarda hidrojen enerjisine geçiş için yoğun çalışmalar yapmaktadırlar. Ayrıca, sınırlı miktarda rezerve sahip fosil yakıtların 40-50 sene gibi çok kısa bir sürede tükeneceği gerçeği göz önüne alındığında zaten başka bir alternatif de bulunmamaktadır. Hidrojen enerjisi, ülkeleri petrol doğalgaz gibi yakıtların ithali konusunda dışa bağımlı olmaktan kurtardığı için “bağımsızlık yakıtı” olarak da adlandırılmaktadır. Nisan 2004 de Kaliforniya Valisi Arnold Schwarzenegger “Hidrojen Otoyolları” projesi çerçevesinde halen 12 adet olan hidrojen dolum istasyonu sayısını önümüzdeki 6 yılda 200‘e çıkartmak için çalışma başlatmış ve bundan böyle her 30 km de hidrojenli arabalar için dolum istasyonları bulunacağı müjdesini vermiştir. Japonya önümüzdeki 20 yıl içinde 15 milyon hidrojenle çalışan otomobil imali için karar almış bulunmaktadır. Bu konuda dünyanın çeşitli ülkelerinden yüzlerce örnek vermek mümkündür.
Hidrojen enerjisi konusunda Türkiye‘de de çok önemli adımlar atılmıştır. Uluslararası Hidrojen Enerjisi Birliği (IAHE) Başkanı ve Miami Üniversitesi Temiz Enerji Enstitüsü Direktörü, Türk bilim adamı Prof. Dr. T. Nejat Veziroğlu‘nun uzun yıllar süren çabaları nihayet sonuç vermiş ve Dünyada tek olan “Birleşmiş Milleder Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (UNIDO-ICHET) Mayıs 2004 yılında İstanbul‘da kurularak çalışmalarına başlamıştır.


Türkiye bugüne kadar hızla gelişen teknolojiyi yakalamakta geç kalmış ve devamlı teknoloji ithal eden bir ülke konumuna gelmiştir. Hiç olmazsa enerji alanında bu konumdan çıkma şansı şimdi önümüzde durmaktadır. Artan enerji ihtiyacı ile bu ithalatın daha da artacağı kesindir. Türkiye‘nin gelişmiş bir ülke konumuna gelmesi için fırsat önümüzdedir. Hidrojen enerji teknolojisinin ülkemizde geliştirilmesi hemen her sektörde yeni iş olanakları yaratacaktır. Türk bilim adamlarının ve sanayicisinin dikkatini geleceği kesin olan bu alana çevirmesini temenni ederim.

(Dünya 15.02.2007)

 Hidrojen Devrimi

 Fosil yakıtların yakın bir gelecekte tükeneceğine dair ön görüler başta otomotiv sektörü olmak üzere enerji kaynaklarıyla ilişkili sektörleri harekete geçirdi.

1990’ların ortalarından itibaren benzin ve yakıt pili ile birlikte çalışan melez (hibrid) araçlar geliştirilirken, yakıt pilinin beslenmesinde yakıt kaynağı olarak hidrojen kullanılıyor. Şu anda prototipleri geliştirilen araçlar petrol yakıtlı araçlar gibi gürültü yapmıyor ve havaya bıraktığı emisyon ise sudan ibaret. Hidrojenin üretilmesinin ucuz hale gelmesi ile birlikte yaygınlaşacak olan bu araçlar son tüketiciler için de petrol yakıtlarına oranla çok daha ucuz ve iki-üç kat daha verimli hale gelecek. Hidrojen,evsel ısınma ve elektrik ihtiyacının karşılanmasında önümüzdeki 20-30 yıllık süreçte düşük maliyeti ile önemli bir paya sahip olacak. Uzmanlara göre bugünkü teknoloji ile iki kova su ile normal büyüklükte bir evin elektrik ihtiyacının karşılanması mümkün.

 

Önümüzdeki 30-40 yıllık dönemde Çin, Hindistan gibi yükselen ekonomilerin hızla artan talebiyle birlikte petrolün fiyatının bugünkü varil başına 60 dolar düzeyini katlaması bekleniyor. Bu durum karşısında devletler enerji çeşitliliği ve güvenliğinin sağlanması için alternatif kaynak arayışında. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimin hız kazandığı bu dönemde geleceğin yakıtı olarak kabul edilen hidrojen hem devlet bütçelerinde hem de şirketlerin ar-ge yatırımlarında önemli bir yer tutmaya başladı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın vizyonu temiz ve sürdürülebilir enerji arzının sağlanmasında hidrojenin ekonominin tüm sektörlerinde anahtar rol üstleneceği yönünde. Hidrojenin yaygınlaşmasını sağlayacak üç unsur, enerji sektörünün ithal petrole bağımlı olması, daha verimli ve düşük maliyetli enerji sağlama, çevreyi kirletmeyen temiz kaynak arayışı. Çin ve Hindistan gibi yükselen ekonomilerin artan enerji talebi doğrultusunda IEA (Uluslararası Enerji Ajansı) 2013 yılında arz-talep dengesinin tamamen bozulacağına yönelik tahminlerde bulunuyor. Petrolün bugünkü ve gelecekte öngörülen durumu, ithalat bağımlılığı, fosil yakıtların yarattığı karbondioksit emisyonları ve Kyoto Sözleşmesinin emisyonlara getirdiği sınırlamalar hangi kaynaktan üretilirse üretilsin hidrojen uzmanlar tarafından “fani” dünyada “ebedi ve hazır” bir kaynak olarak nitelendiriliyor. Ancak şu anda hidrojen piyasası ticaretinin tüketici ücreti, altyapı maliyetleri, hükümetlerin destekleyici politikalarının yayılması, yeni teknolojilerin toplum ve tüketiciler tarafından kabul görmesine bağlı olduğu bir gerçek. Petrole bağlı enerji sektörünün dönüşümünün sağlanmasında özel sektör kadar destekleyici hükümet politikaları da kilit rol oynayacak.

 

IEA bünyesinde gerçekleştirilen Hidrojen Uygulamaları Anlaşması (HIA) Genel Sekreteri Mary-Rose de Valladares hidrojenle birlikte enerji sektöründe bir dönüşüm yaşandığını savunuyor. Dünya ekonomisinin anahtarı sayılabilecek enerji sektörü çok yavaş dönüşen bir sektör. Petrol ve doğalgazın boru hatları, tanker taşımacılığı gibi büyük ulaşım projeleri ile taşınması, elektriğin bir merkezden dağıtım yollarıyla evlere ulaşması söz konusuyken, hidrojen gibi ihtiyacın olduğu noktada enerjinin üretileceği bir sisteme geçilmesi dünyadaki ekonomik yapılanmada köklü bir değişim olacağının habercisi. Gelişmekte olan ülkelerin artan enerji talebi ve dünyada elektriksiz yaşayan iki milyon için hidrojen teknolojileri kullanılabilir.

 

Valladares’in ’leapfrog’ (kurbağa sıçrayışı) diye tanımladığı, gelişmekte olan ülkelerin enerji ihtiyacını bu şekilde karşılaması ile ekonomik alanda önemli bir sıçrayış yakalaması mümkün. Hidrojen enerjisinin global olarak kullanılacağı asıl büyük pazar ise otomotiv; ulaşım sektörü. Bu alanda da bugüne kadar yapılan çalışmalar, hidrojenle çalışan yakıt pilli araçların üretilmesi, bu alanda büyük bir rekabetin başlayacağını gösteriyor. Enerji ve otomotiv yavaş yol alınan sektörler olduğu için şu an hibrid (melez) otomotivlerle başlayan dönüşüm süreci araçların 5.- 6. jenerasyonlarının üretilmesi ile hidrojenle veya başka kaynaklarla çalışan yakıt pilli araçların tamamen piyasada olması ile tamamlanacak.

Yakında Depolar Hidrojenle Fullenecek

IEA bünyesinde Hidrojen Uygulamaları Anlaşması (HIA) çerçevesinde 28 yıl içerisinde hidrojenin depolanması, taşınması, farklı kaynaklardan üretilmesi gibi 14 farklı alanda çalışmalar yürütüldü. Avrupa Komisyonu’nun yanı sıra 15 ülkenin dahil olduğu anlaşma gereği üyeler genel giderler için ortak bir fona 7.500 dolar öderken, kendi ülkelerinde yürüttükleri çalışmaları ve personel giderlerini kendileri karşılıyor. HIA Genel Sekreteri Mary-Rose de Valladares 250 kişinin yer aldığı çalışmalarda bugüne kadar bir kaç milyar dolarlık bütçenin kullanılmış olduğunu dile getiriyor. Yürütülen çalışmalar önümüzdeki dönemde hidrojenin elektrik üretimi gibi dolaylı yollarla enerji üretimi sağlayan alanlarda gelişeceğini ortaya koyuyor.

 

Hidrojen üretimi: Hidrojen elektrik gibi üretilmesi gereken bir kaynak. Suyun elektroliz yöntemiyle ayrıştırılması ve yenilenebilir kaynaklar, doğalgaz ve kömürün aracılığıyla ortaya çıkan gazın ıslah işleminden geçirilerek hidrojen üretilmesi mümkün. Türkiye’de Karadeniz’de bulunan hidrojen-sülfür de ayrı bir hidrojen kaynağı.

 

Hidrojenin saklanması ve taşınması:

Yanıcı bir gaz olmasa da sıkıştırılmış haldeyken patlayıcı özelliğe sahip olan hidrojen hava sızdırmayan, sağlam yapılar içinde depolanmalı. Bunu sağlayan en uygun madde ise sodyum bor hirörür. Bu da dünya bor rezervinin yüzde 70’ine sahip olan Türkiye’ye uluslararası üretici olma fırsatını beraberinde getiriyor.

 

Hidrojenin kullanım alanları:

- Elektrik üretimi ve ısınma, evsel yakıt pilleri
- Taşınabilir cihazlar, dizüstü bilgisayar ve cep telefonu bataryaları
- Ulaşım, yakıt pilli ve melez (hibrid) yakıtlı otomobiller
- Enerji dışı alanlar; metalurji, cam sanayi

Hidrojenin avantajları:

- Hidrojenin en önemli kaynağı da, yandığında oluşturduğu atık su. Çevreye zararı yok.
- Fosil yakıtlara göre iki-üç kat daha verimli. Otomobillerdeki benzin veya dizel yakıtın yüzde 80’i ısı olarak boşa harcanırken hidrojen yüzde 50-60 oranında verimli.
- Otomobillerde benzine göre çok daha sessiz çalışıyor.

 

Hidrojen ne zaman kullanıma geçecek?:

- Dar bir alanda da olsa karma yakıtlı araçlarda hidrojen kullanımı var.
- ABD Kaliforniya Eyaleti hidrojenli araçları teşvik etmek amacıyla 2010 yılına kadar tamamında hidrojen istasyonlarının yer aldığı bir otoyol ağı kurmayı amaçlıyor.
- Yakıt pilli araçları ilk olarak 2012 yılında satışa sunulacak.
- Melez (hibrid) otomotivlerle başlayan dönüşüm süreci araçların 5.-6. jenerasyonlarının üretilmesi ile hidrojenle veya başka kaynaklarla çalışan yakıt pilli araçların tamamen piyasada olması ile tamamlanacak.
- 2030 yılında karma yakıtlı araçların otomotiv sektöründe payının artacağı, 2040 yılında da büyük oranda yakıt pilli araçların sektörde yer alacağı tahmin ediliyor.
- Evlerde kullanım 2020 yılından itibaren yaygınlaşacak.

 

Şirketlerin hidrojen çalışmaları:

- Shell araştırma çalışmaları için 1999’da Shell Hydrogen’i kurdu.
- BP de bünyesinde hidrojen departmanı kurmuş durumda.
- Dünyada başta otomotiv sektöründe olmak üzere en çok Almanya ve Japonya’da araştırma yapılıyor.
- 1990’larda itibaren geliştirilen melez (hibrid) yakıtlı araçlar yerini hidrojenle çalışan yakıt pilli otomobillere bırakacak. Daimler, Chrysler, Toyota gibi firmalara melez yakıtlı araçlarla deneme sürüşleri gerçekleştirirken General Motors yaklaşık 1 milyar doları hidrojenle çalışan ve yakıt pilli araçlara ayırırken son olarak Sequel hibrid aracı geliştirdi. Bugüne kadar melez ve yakıt pilli araçlar konusunda 100 milyon dolarlık araştırma yapan Hyundai bu yıl içerisinde 1 milyon dolarlık maliyetle hidrojenle çalışan yakıt pilli aracı üretti.
- AB hidrojen araştırmaları için 2004-2005 yılları için 300 milyon euro kaynak ayırdı.
- Türkiye’de Zorlu Grubu 10 milyon dolarlık yatırımla evler için yakıt pili geliştirdi. Vestel, diz üstü bilgisayarlar, cep telefonları için gerekli şarj aletlerinin prototiplerini üretti.
- Akaryakıt firması Aytemiz hidrojen araştırmalarını gündeminde. Aytemiz ABD’li gaz şirketi Praxair ile hidrojen üretimi çalışmaları yürütüyor.

- Elimsan Topluluğu da Plug Power şirketi ile birlikte 5 kilovatlık yakıt hücreleri geliştirdi.
- KOBİ’ler de hidrojenli cihazlara ilgi gösteriyor. Fırat otomotiv otomobillerde hidrojen üreten Hidrokit adlı ürünü geliştirdi. Benzinle bir arada kullanılan hidrojen sayesinde yüzde 25 oranında yakıt tasarrufu ve performansı artışı, karbondioksit emisyonunda da yüzde 70’lik bir azalma sağlanıyor. Endüstriyel uygulamalar için enerji dağıtım sistemleri üzerine çalışan EAE Elektrik de hidrojenle beslenerek elektrik üretimi yapan 1,5 vatlık bir yakıt pili geliştirdi. Yakıt pilinin satış fiyatı 3.000 dolar.
- Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nun 100.000 euro başlangıç bütçesi ile geliştirdiği hidrojen enerjisi ile çalışan Türkiye’nin ilk melez otomobili de 3 ay içerisinde tamamlanacak. Şehir içi ulaşım için geliştirilen batarya takviyeli aracın 10-15.000 YTL satış fiyatı olması hedefleniyor.

 

Hidrojen Bor Endüstrisini de Geliştirecek

Hidrojenin güvenli bir şekilde taşınması ve depolanması için en uygun maden bor. Dünya bor rezervinin yüzde 70’ine sahip Türkiye’de hidrojen enerjisinin özellikle otomotivde yaygınlaşmasıyla bor endüstrisinde de önemli adımlar atılması mümkün.

 

Geçtiğimiz günlerde hidrojenin saklanması ve taşınmasına yönelik araştırma çalışmaları geliştirmek üzere UNIDO ICHET ve BOREN bir işbirliği anlaşması imzaladı. Otomotiv sektöründe 2040 yılına kadar tamamen yakıt pilli araçların üretilmesi durumunda ise hidrojenin saklanacağı her araçtaki 40-50 kilogramlık sodyum bor hidrür Türkiye’de üretilebilir. Her yıl 50 milyon adet aracın piyasaya sürüldüğü düşünüldüğünde Türkiye’nin bu alandaki yatırımı hidrojene yönelmiş bir otomotiv sektörünün yan sanayinde önemli bir güç olmasını sağlayacaktır.
1970’li yıllardan bu yana hidrojen üzerine çalışan ve dünya genelinde hidrojen enerjisi konusunda öncülerden biri sayılan Prof. Dr. Nejat Veziroğlu da hidrojenin Türkiye için önemli bir gelir kaynağı haline geleceğini savunuyor. Şu anda yakıt ihtiyacının yüzde 70’ini petrol, doğalgaz ve hatta kömür ithalatı ile karşılıyor. Veziroğlu’na göre, hidrojen yayıldığında Türkiye hidrojenini yenilenebilir kaynaklarla kendi üretecek. Nükleer enerjiden de hidrojen üretilebileceğini söylen Veziroğlu, Karadeniz’in altındaki hidrojen üretimi için sudan üç kat daha ucuz hidrojen sülfür gibi Türkiye’nin hidrojen kaynakları açısından zengin olduğunu dile getiriyor. Dünya hidrojene geçtiğinde Türkiye tüm yakıt ihtiyacını kendi karşılayacak ve Avrupa’ya hidrojen satacak. Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı’nın (UNIDO) gelişmekte olan ülkeler için hidrojen enerjisinin geliştirilmesi yönünde İstanbul’da kurulan ve başkanlığını Veziroğlu’nun yürüttüğü Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Araştırma Merkezi (UNIDO-IHEC) ar-ge ve patentlerin yanı sıra hidrojen enerjisi sektörünün üretim, depolama, fiyat gibi konuları kapsayan iki veri bankasıyla yapılan çalışmaları takip ediyor. UNIDO-IHEC hidrojen enerjisiyle ilgili birçok ülkede pilot projeler yürütüyor.

 Arjantin, Azerbaycan, Çin, Hindistan, Libya, Portekiz, Güney Kore’de yenilenebilir kaynaklarla hidrojen üretimi ve ulaştırmada hidrojene geçişi öngörün projelerin arasında İstanbul’da iki yıl içerisinde hidrojenli otobüslerin faaliyete geçmesi ve Bozcaada’nın tüm elektrik ihtiyacının rüzgar enerjisi ile üretilen hidrojen ile sağlanması var. Kaynak: Referans Gazetesi/Aslıhan Dellaloğlu

Formula g ye hidrojen aracıyıla katılacakalar

Formula G’ye Hidrojen Aracıyla Katılacaklar

Tübitak Tarafından Düzenlenen Geçen Yıl Düzenlenen Formula G Güneş Arabası Yarışları’na ‘Timsah’ Adını Verdikleri Güneş Arabasıyla Katılıp 5′inci Olan Uludağ Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Öğrencileri, Bu Yıl da Hem Güneş Arabası Hem de Hidrojen Arabasıyla Formula G Yarışlarına Katılmak İçin Hazırlıklara Başladı.


 

 

TÜBİTAK tarafından düzenlenen geçen yıl düzenlenen Formula G Güneş Arabası Yarışları’na ‘Timsah’ adını verdikleri güneş arabasıyla katılıp 5′inci olan Uludağ Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi öğrencileri, bu yıl da hem güneş arabası hem de hidrojen arabasıyla Formula G yarışlarına katılmak için hazırlıklara başladı.

Uludağ Üniversitesi Makine Topluluğu UMAKİT çatısı altında biraraya gelen Makine Mühendisliği Fakültesi öğrencileri, ‘HİDROMOBİL07′ adını verdikleri hidrojen arabası üretmek için çalışmalara başladı. Güneş otomobiline Bursa ve Bursaspor’un simgesi haline gelen ‘Timsah G’ adını veren öğrenciler, hidrojen otomobilini de ‘Timsah H’ olarak adlandırdı. Uluç Üstündağ başkanlığındaki topluluk öğrencileri, Timsah G’yi garajdan çıkararak Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi önüne getirdi. Güneş arabasının garajdan çıkarılması sırasında küçük bir kaza atlatıldı. Sürücü kabinine geçen öğrenci, panelin yerleştirilmesi sırasında başına inen güneş panelinden son anda kurtuldu.

Topluluk Başkanı Uluç Üstündağ, bu yılki yarışlarda daha da iddialı olduklarını belirterek, ”Geçen yıl deneyimsiz olmamıza rağmen 5′incilik kazandık. Bu yıl daha güçlü ve hazırlıklıyız. Hem güneş arabası hem de hidrojen arabası ile yarışıp, İstanbul pistinden Bursa’ya iyi sonuçlarla döneceğiz. Amacımız, alternatif enerji kaynaklarını ülke gündemine sokmak. Sponsorlarımızı ziyaret ederek projelerimiz hakkında bilgi vereceğiz” dedi.

 

 

 

Barış Anıtı Parkı’na gelen Japonlar ölüleri için dua etti 

Japonya, Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 60’ıncı yıldönümünde, ölen 272 binden fazla kişiyi törenlerle anıyor. Bugün Hiroşima’da Barış Anıtı Parkı’nda yapılan törene onbinlerce kişi katıldı. Törende konuşan Hiroşima valisi, dünya barışı için çağrıda bulundu ve nükleer silah bulunduran ülkeleri insanlığın geleceğini tehlikeye atmakla suçladı. Vali ayrıca, Birleşmiş Milletler’den, 2020 yılına kadar tüm ülkelerin elindeki nükleer silahları yol etmesini istedi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’nın, iki Japon kentine; Hiroşima ve Nagasaki’ye attığı atom bombaları, bugüne kadarki savaşlarda kullanılan tek nükleer silah olarak tarihe geçti. Özel olarak değiştirilmiş bir B-29 bombardıman uçağından atılan bombanın yol açtığı korkunç tahribat, üzerinden 60 yıl geçtiği halde hala büyük tartışmalara konu oluyor.

Enola Gay Virginia’daki Hava Müzesi’nin dev hangarında sergileniyor 

Atom bombasını hedefine taşıyan ve Enola Gay adıyla bilinen pervaneli bombardıman uçağı ise son yıllarda restore edildi ve müzede sergilenmeye başladı. Uçak, Enola Gay adını pilotunun annesinin adından alıyor. Bu tarihi uçak, başkent Washington yakınında Virginia eyaletindeki Hava Müzesi’nin dev hangarında 100’den fazla Amerikan ve yabancı ülke uçağıyla birlikte sergileniyor.  Enola Gay’in önündeki küçük bir plaket üzerinde şunlar yazılı: “Bir savaşta ilk kez kullanılan atom silahı, Martin şirketi tarafından yapılmış olan bu uçakla 6 Ağustos 1945 tarihinde Japonya’nın Hiroşima kentine atılmıştır.”Bombanın etkilerini yaşamış ve bugün hayatta olanlar için bu bilgi son derece anlamsız. Uçak 2003 yılında sergilenmeye başladığında Hiroşima’yı yaşamış olan Japon Sunao Tsuboi, bu durumu protesto etmişti: “Enola Gay’i sergilemek istiyorlarsa,  bombayı attığı zaman aşağıda olanları da tam olarak anlatmaları lazım.  Bu bombanın yolaçtığı tahribatı ve bütün tarihi gerçekleri göstermeleri lazım…”Aslında Enola Gay adlı bombardıman uçağı daha önce de Washington’daki Smithsonian Uzay ve Havacılık Müzesi’nde sergileniyordu. Ancak 1995 yılında Hiroşima’nın 50’nci yıldönümü dolayısıyla yeniden düzenlenmek istenen sergi, o zaman büyük tartışmaya yolaçtı.  Amerika’da nükleer silah aleyhtarı bir sivil toplum örgütü olan Nükleer Çağda Barış Vakfı sergide bombanın Japon halkı üzerinde yol açtığı etkileri ayrıntılı olarak göstermeye hazırlanıyordu.

Ancak bazı çevreler planlanan serginin Hiroşima’daki Japon kurbanların acılarına geniş yer verirken, Japonya’nın askeri eylemleriyle yol açtığı kayıplardan söz etmediğini savunarak bu durumu eleştirdi. Bu planlara karşı çıkanlardan biri de Hava Kuvvetleri Derneği’nin yayınladığı derginin editörü John Correll’di. Correll şunları söyledi: 

“Sergide uçağın önüne, attığı bombayla kaç kişinin ölümüne yolaçtığını da yazmak istiyorsanız, yazın. Hiroşima’da 80 bin kişinin öldüğü yazılabilir ve bu tabii korkunç bir kayıp. Ancak bunu yapınca Japon askeri imparatarluğunun,1931-1945 yılları arasında dünyada 17 milyon kişinin ölümüne yolaçtığını da bir yere yazmak gerekir.”

 İkinci Dünya Savaşı’nda Pasifik Cephesi’nde ölenlerin sayısı konusunda çok farklı bilgiler var. Hiroşima’ya atılan atom bombasınınsa birkaç dakika içinde yaklaşık 80 bin kişinin ölümüne sebep olduğu biliniyor. 60 bin kişi de daha sonra bombanın uzun dönemli etkileri nedeniyle öldü.Amerika, Hiroşima’dan üç gün sonra da 9 Ağustos 1945’de Japonya’nın Nagasaki kentine daha küçük çaplı bir atom bombası atacak ve bundan sonra Japon imparatorluğu savaşta yenilgiyi kabul edecekti.John Correll, Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombaları atılmasının bütün yönleriyle sergilenmesine ve farklı görüşlerin dengeli bir şekilde sunulmasına itirazı olamayacağını söylüyor: “Atom bombasının kullanılması hakkında çok şey söylenebilir.  Sergiyle ilgili sorun,  sunuş tarzının derinlikten yoksun olması değil, dengeli olmamasıydı.”

Tartışma, yol açtığı kayıplarla ilgili sayılar konusundaki anlaşmazlığın yanı sıra atom bombasının kullanılmış olmasından da kaynaklanıyordu. Amerikan Hava Kuvvetleri’nin tarih uzmanlığı görevinde bulunmuş olan ve 1995 yılında Havacılık Müzesine sergi konusunda danışmanlık yapan Richard Kohn, Hiroşima’ya atom bombası atma kararının bugün bile tartışıldığını hatırlatıyor. Kohn şu soruları soruyor:

 

“Bu gerçekten gerekli miydi? Japonya zaten yenilgiye uğratılmamış mıydı?  Bomba atmak yerine Japonya’ya işgal etmek milyonlarca değilse bile binlerce Amerikalı’nın ve Japon’un ölümüne gerçekten yolaçar mıydı?  Bütün bu konular, daha 1945 yılında Başkan Harry Truman tarihi kararını vermeye hazırlanırken zaten masadaydı.”

 1995 yılında olayın 50’inci yıldönümü dolayısıyla planlanan ve iptal edilmesi gereken serginin yolaçtığı tartışmalar, Amerikan toplumunun farklı kesimlerini adeta içine çekti.  Kongre üyeleri, eski muharipler, nükleer silah aleyhtarı gruplar ve diğer birçokları konuyu yoğun bir şekilde tartıştı. Smithsonian Müzeleri Kurumu sergiyi iptal etti ve yerine bombayı Hiroşima’ya atan Amerikan uçağının mürettebatını konu alan daha küçük çaplı bir sergi açtı. 

2003 yılında ise kurum, Virginia’da açılan yeni hava müzesinde Enola Gay uçağını, tamamen restore edilmiş olarak sergilemeye başladı ancak yeni tartışmalardan kaçınmak için, bombanın tarihi önemi ve yolaçtığı sonuçlar üzerinde yorum niteliğinde hiçbir unsura yer vermemeyi tercih etti. 1995 yılında müzeye danışmanlık yapmış olan tarihçi Richard Kohn, bu son sergiyi eleştiriyor: 

“Amerika’nın en büyük müzesinin, atom bombasını atan uçaktan yola çıkarak, modern çağın en önemli tarihi olaylarından birine ışık tutmak için gerekli yaratıcılığı ortaya koyamamış olması bence, son derece hayal kırıcı.”

 Smithsonian Müzeleri’nin sözcüsü ise  Hiroşima’ya atom bombası atan uçakla ilgili farklı bir sergi düzenlemeyi düşünmediklerini belirtti.   

 

Amacımız: Hidrojen Enerjisi Konusunda Bilinç Oluşturmaktır”

 



Yazar : Arş.Gör. Murat SOYDAN    



Sayı : 3.Sayı (Temmuz - Eylül 2004)



Konu : Temiz Enerji



 

Küreselleşme ile beraber dünyanın egemen güçler tarafından parsellenmesi, iktidar olmak ile muktedir olmayı tartışılır hale getirdi. Sermayenin enternasyo-nalize olması ile beraber, hükümet edenler ile hüküm verenler birbirinden ayrılır hale geldi. Bu da ulus devletlerin bağımsızlıklarını tartışılır kıldı. Bunlar olurken, küreselleşme karşısında küresel-yerel savları savunan alternatifler doğdu. Ülkemizde de, özellikle hidrojen enerjisinde, küresel düşünüp, yerele uygulayan şirketler göze çarpıyor. Bu bağlamda Türk girişimcisinin, bu ürünleri üretenlere de saygı duyarak, sadece şeker, çikolata, bisküvi üretmediğini, aynı zamanda teknoloji de üretebilecek potansiyele sahip olduğunu gösteren firmalardan biride Elimsan AŞ’dir. Biz de Ekoloji Magazin dergisi olarak Elimsan A.Ş’nin yönetim kurulu başkanı Muzaffer Avcı ile Hidrojen enerjisinde ne tür çalışmalar yaptıklarından, ülke olarak ne durumda olduğumuza ve ne tür zorlukların olabileceğine kadar konuştuk.Dünya fosil yakıtlarına alternatif yakıt olarak hidrojenin, 21.yy’ın enerji kaynağı olacağı söyleniyor. Sizin de Elimsan olarak Hidrojen Enerji Forumunuz var. Bu forum ne amaçla kuruldu?Batı toplumlarıyla Türk toplumu arasında her konuda olduğu gibi hidrojen enerjisi konusunda da seviye farkı var. Biz Elimsan olarak uluslararası fuarlara katılıyoruz. 2002 yılında Hannover fuarına katıldığımızda, hidrojenle çalışan ürünler bizi şaşkına çevirdi. Burada cep telefonundan otomobile kadar, bireysel konutlardan toplu konutlara kadar, hidrojen kullanım sahasına girmiş. Avrupa’da bu tür çalışmalar olmasına rağmen Türkiye’de fazla çalışmanın olmadığını gördük. Bunun için toplumumuzu hidrojen enerjisi konusunda bilinçlendirmek için hidrojen enerjisi forumunu kurduk. Bu forum çerçevesinde dergiler çıkarıyoruz, toplantılar yapıyoruz, okullara deney setleri tedarik ediyoruz. Elimsan bünyesinde şu an hidrojenle çalışan bir ürün yok. Ama bununla ilgili konferanslar düzenliyorsunuz. Amaç ilk önce dikkatleri bu noktaya çekip, sonra mı ürün üretmek?

Evvela hidrojen enerjisi konusunda çalışacak beyinleri yetiştirmeye ihtiyacımız var. Bununla beraber bu teknolojiyi benimseyecek insanlarda, bilinç oluşturmak gerekiyor. Eğer siz topluma bu teknolojiyi be-nimsetemezseniz, teknoloji toprağa değil de kavonoza atılan bir tohum gibi çürür.

 Hidrojen enerjisi konusunda Elimsan olarak yeterince kamuoyu oluşturduğunuza inanıyor musunuz?Biz bu konuda yaptığımız çalışmalardan çok iyi ne-ticeler aldık. Hidrojen forumu ilk önce 2002 yılında ulusal manada tertip edildi, 2003’de daha güçlü olarak bu forumu düzenledik. Bu forumlardan aldığımız geri bildirimler sonucu, 2005 yılında bunu uluslararası çapta düzenlemeye karar verdik. Batı dünyasında bile bu çapta hızlı bir çalışma mevcut değil. Türk toplumu olarak bilime ve teknolojiye susamış bir toplumuz. Bunu hakim devletler dolaylı ya da doğrudan engelle-yerek, teknolojik gelişmelerin toplumumuzla tanışması engelliyor.

Hidrojen petrole karşı alternatif enerji kaynağı. Bu yüzden hidrojenle çalışan ürünlerin petrol şirketleri tarafından engellenmesi söz konusu olabilir mi?

 1960’lı yıllarda Amerika’da hidrojenle çalışan araçlar yapılmış, ancak bundan çıkarı zedelenen petrol şirketleri bunu engellemiştir. Hidrojen bu yüzden 20 sene gündemdeki yerini kaybetmiştir. Fakat, sonraları konvensiyonel yakıtların çevreye verdiği zarar neticesinde, bilinçli insanlar alternatif enerji kaynaklarına yönelmişlerdir. Bu yakıtların çevreye verdiği zararlar bir gün mutlaka hidrojen enerjisine geçmeyi insanları mecbur bırakacaktır.

1992 yılında BM’de, Iklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi imzalandı. Bunu, 1997 yılında Kyoto Antlaşmasının imzalanması izledi. Her iki metine de ABD ve diğer büyük güçler imza atmadı. Çünkü dünyada tüketilen enerjinin % 25’i ABD’nin payına düşüyor ve atmosferdeki sera etkisi yapan gazların %25’i de yine bu ülke tarafından salınıyor. Karşınızda mücadele ettiğiniz böyle bir dev olduğunun farkındasınız değil mi?

 

Insanların bu yaşadıkları çevre sorunlarının sebeplerini gösterip geriye çekilmek yeter. Bundan zarar gören insanlar da buna sebep olan güçlere karşı bir baskı unsuru oluşturacaklardır. Bir diğeri fosil yakıtların tükenebilir oluşudur. Bunlar tükendiği zaman yakıt olarak ne kullanılacak? Ayrıca petrolün tükenebilir olmasından dolayı petrolün hammadde olarak kullanıldığı plastik ve bunun türevleri nasıl üretilecek? Bu yüzden petrol yakıt olarak değil de, bu ürünleri üretmekte kullanılacak hammade olması zorunluluğu karşımıza çıkmaktadır.

 Biz hidrojen konusundaki düşünce şekliyle Avrupa’ya daha yakınız. Ancak bugün Avrupa’da 10 ülkede hidrojenle çalışan araçlar yollarda yolcu taşıyor. Neden bizim ülke-mizde böyle bir çalışma yok? Biz Avrupa’daki tüm çalışmaları devletimize sunduk, fakat bu konuda son derece duyarsız davrandılar. Bunun yanında toplum bu konuda istekli ve bilgili olmalıdır. Eğer toplumda bir talep yoksa belediye başkanı bu araçları neden getirsin? Örneğin ABD’de şu an Kaliforniya Valisi olan Arnold Schwarzenegger seçim propagandasını hidrojen enerjisi üzerinde yapılandırmış ve bu da seçimi kazanmasında etkili olmuştur. Istanbul’da 2500 tane belediye otobüsü zehir saçıyor. Mercedes firması hidrojenle çalışan araçları üretti ve ülkelere üçer-beşer dağıttı. Istanbul belediyesi buna dahil olabilirdi, fakat tüm uyarılarımız maalesef etkisiz kaldı.

Peki ekonomik iş çevrelerinin bu konuya bakışı nasıl?

 Sessizlik hakim. Bu da onların kendi geleceklerini göremediklerinden kaynaklanıyor. Teknoloji yoğunluklu çalışmalara yatırım yapmak onlar için çok ağır ve riskli. Bunun dışında hidrojen enerjisi kullanımı başlayınca otomotiv sektörü bundan olumsuz et-kilenecek. Çünkü bu onlar için yeniden yapılanma demektir. Bu yüzden çok sıcak bakılmıyor. Ancak yeni nesil buna çok sıcak bakıyor. Bu yüzden gençlere çok güveniyorum. Verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

  

21. Yüzyılın Yakıtı Hidrojen İstanbul da Mercek Altında

 



Yazar : Prof. Dr. Zafer AYVAZ    



Sayı : 9. sayı (Ocak - Mart 2006)



Konu : Enerji



 

   Küresel ısınmaya son vermeyi, yerli kaynaklarla enerji üretmeyi, tertemiz hava solumayı ve aracının egzozundan saf su çıkmasını kim istemez? İşte bütün bu isteklere olumlu cevap veren tek bir enerji kaynağı var, o da hidrojen. 21. yüzyılın enerji kaynağı olması beklenen hidrojenle ilgili olarak düzenlenen uluslar arası bir toplantıya Istanbul ev sahipliği yaptı. Bu toplantının Istanbul’da düzenlenmesi bir tesadüf değil. Çünkü Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO), Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi’nin Istanbul’da kurulmasına karar verdi ve merkez Mayıs 2004’te göreve başladı. Hidrojen Kongresi, bu merkezin koordinatörlüğünde düzenlendi. Onursal başkanlığını Prof. Dr. T. Nejat Veziroğlu’nun yaptığı bu kongreye hidrojen enerjisi dalında isim yapmış bilim adamları konuşma yapmak üzere davet edildi. 3 gün içinde posterlerle birlikte 500’e yakın tebliğin sunulduğu kongrede, hidrojenle çalışan çeşitli araç ve otomobillerin tanıtımının yapıldığı bir de sergi yer aldı.

 

   Hundai’nin Hidrojenli Aracı

 

   Artık petrol şirketleri ve büyük otomobil üreticileri de hidrojen sektörüne el atmış bulunuyor. Ülkemizde de üretim yapan G.Kore’nin Hundai firması, ikinci nesil yakıt hücreli konsept aracı olan Tucson FCEV’i bu fuarda görücüye çıkardı. Tamamen hidrojenle çalışan bu elektrik motorlu araç, 3.5 kg yakıtla 300 km yol alıyor. 80 kW’lık yakıt hücresiyle saate 150 km hız yapabiliyor ve egzozundan saf su çıkıyor. Hundai-Kia Motors Araştırma ve Geliştirme Başkanı Dr. Moon-Sik Kwon’un belirttiğine göre, geliştirilmesi için 1 milyon dolar harcanan bu aracın şu andaki maliyeti 100 bin dolar. Filo testleri ABD Enerji Bakanlığı’nın desteğiyle Amerika’da gerçekleştirilecek. Bakanlık, 5 yıllık proje için Hundai, ChevronTexaco ve UTC Fuel Cells firmalarından oluşan konsorsiyuma ortak bir sermaye ödemiş bulunuyor.

 

   Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü

 

   Hidrojenin depolanması için kullanılan Sodyum Bor Hidrür’ün diğer taşıma yöntemlerine göre birçok avantajı vardır. Bu yöntem yanıcı ve patlayıcı değildir. Hidrojenin yarısı hidrürden, diğer yarısı ise sudan geldiğinden ekonomiktir. Reaksiyon kolaylıkla kontrol edilebilir, zararlı atık çıkarmaz ve oluşan sodyum metaborat tekrar sodyum bor hidrür elde etmek için kullanılabilir. Ülkemiz, dünya bor üretiminde %34 ile ikinci sıradadır. Bu sektördeki payımızın artması için bor ürünleriyle ilgili araştırmalar yapmak üzere 2003 yılında kurulan Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN) ile Istanbul’daki Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (UNIDO-ICHET) arasında, bu Kongre esnasında bir Niyet Mektubu imzalandı. Bununla, iki kurum arasında hidrojen depolanmasında bor kullanımı konusunda bilimsel ve teknolojik işbirliği amaçlanmakta.

 

   TÜBITAK Marmara Araştırma Merkezi’ndeki Hidrojen Araştırmaları. Gebze’deki TÜBITAK MAM bünyesinde 2004’te kurulan Enerji Enstitüsü’nde yakıt pili teknolojileri, hidrojen teknolojileri ve araç teknolojileriyle ilgili birçok ileri araştırmalar yapılmaktadır. Bu kongrede, Enstitü’de tamamlanmış ve devam eden birçok projenin, tanıtımı yapıldı. Bu tanıtımın benim için hoş olan yönü, doktorasını bölümümüzde yapmış eski bir öğrencim olan Dr. Atilla Ersöz tarafından sunulmasıydı. Enerji Enstitüsü, geleceğin ulaşım araçları, alternatif yakıtlar ve yakıt verimliliğinin artırılması gibi konularda hem sanayimize destek vermekte, hem de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gelecekte ihtiyaç duyabileceği teknolojiler için alt yapı sağlamaktadır.

 

   Beycan Ibrahimoğlu’nun Buluşları

    Profesör Ibrahimoğlu’nu ilk olarak 1992 yılında Azerbaycan’da tanımıştım. Kendisiyle 14 yıl sonra Istanbul’daki Hidrojen Kongresi’nde bulunan VESTEL standında karşılaşınca, buraya geliş nedenini merak ettim ve hemen kısa bir söyleşi yaptım. Haydar Aliyev’in Meclis Başkanlığı zamanında Azerbaycan’ın Nahcivan Özerk Bölgesi’nde başbakanlık görevinde de bulunan Ibrahimoğlu, daha sonra başkent Bakü’ye gelerek Teknik Üniversite’de termodinamik hocası olarak çalışır. 1993’te Türkiye’ye gelir ve Gazi Üniversitesi’nde çalışmaya başlar. 2001 yılında Ecevit hükümeti döneminde Milli Güvenlik Kurulu’nda Prof. Dr. Nejat Veziroğlu ile birlikte hidrojen enerjisi konusunda bir brifing verirler. Konu Kıbrıs’ın enerji ve su sorununun çözülmesidir. Hidrojen enerjisi uygulamalarında Kıbrıs pilot bölge olacaktır. Hükümet değişince bu proje rafa kalkar. Ibrahimoğlu ise araştırmalarına devam eder. Rüzgar türbinlerinin kanat tasarımı, güneş pilleriyle üretilen elektrikten ve doğalgazdan hidrojen elde edilmesi ve depolanması, yakıt pillerinin geliştirilmesi gibi konularda yoğunlaşan araştırmaları sonucunda portatif silindirik “proton değişim membranlı” (PEM) yakıt pilinin patentini almayı başarır. Doğal gazdan “reforming” yöntemiyle ve su ile 800-1000°C’ ta gerçekleştirilen hidrojen üretimini, susuz olarak 650°C’ ta yapmaya muvaffak olur ve bunun için de patent başvurusu yapar. Bu yöntemle üretilen hidrojenden “katı oksit yakıt piliyle” (SOFC) 2 kW gücünde elektrik elde edilmektedir. Silindirik yakıt pili, doğal gazdan hidrojen üretimi, sodyum bor hidrürden elde edilen hidrojenle 50 W gücünde elektrik üretilip bununla televizyon çalıştırılması gibi yenilikler bu kongredeki Zorlu Enerji standında ziyaretçilerin ilgiyle izlediği konular arasındaydı. 

 

Zorlu, ‘Türkiye’nin geleceğine’ yatırım yapıyor

 ZORLU Grubu, alternatif enerji konusundaki çalışmalarını ve bu alanda geliştirdiği yeni ürünleri IHEC’2005 Kongresi’nde kamuoyuna duyuracak Zorlu Grubu, dünyada yaşanması beklenen enerji krizine çözüm olarak gösterilen ‘hidrojen enerjisi’ alanında yaptığı Ar-Ge çalışmaları, geliştirdiği ürünler ve teknolojiler ile Türkiye’yi bu alanda lider ülkeler düzeyine çıkarmayı hedefliyor. Türk iş dünyasının önde gelen temsilcilerinden Zorlu Grubu, çatısı altında faaliyet gösteren Zorlu Enerji ve Vestel Şirketler Grubu’nun hidrojen ve alternatif enerjiler alanında geliştirdiği teknolojileri bir basın toplantısı ile kamuoyuna tanıttı.

Tanıtılan teknolojiler arasında gelecekte GSM telefonlar ve bilgisayar gibi cihazlara enerji sağlamak amacıyla geliştirilen yakıt pilleri, konutların tüm enerji ihtiyacını karşılayacak katı-oksit yakıt pilleri, sıvı olarak elde edilen hidrojenin güvenli olarak taşınmasına ve depolanmasına imkan tanıyan yeni teknikler ve diğer alternatif enerji kaynakları konusundaki çalışmalar bulunuyor. Toplantıda ayrıca, Türkiye’nin zengin hidrojen kaynaklarının araştırılması ve kullanıma açılması için Zorlu Grubu’nun yaptığı çalışmalara da yer verildi.

 

Geliştirdiği teknolojileri, Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) ile Uluslararası Hidrojen Enerjileri Teknolojileri Merkezi (ICHET) tarafından İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde 13 Temmuz Çarşamba günü yapılan ve hidrojen teknolojileri konusunda (IHEC’05) dünyaca ünlü uzmanların katıldığı Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Kongre ve Fuarı’nda da sergileyen Zorlu Grubu, alternatif enerji alanında pek çok teknoloji patentine de sahip.

 

Enerji krizine çözüm: Hidrojen

 Basın toplantısında bir konuşma yapan Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Ömer Yüngül, hidrojen enerjisi konusunda Türkiye’nin önemli bir konuma sahip olduğunu söyledi. Ömer Yüngül, konuşmasına şöyle devam etti, “Mevcut linyit, bor rezervlerimiz ve Karadeniz’in dibindeki Hidrojen Sülfür, temiz yöntemlerle üretime uygun hidrojen kaynakları olarak Türkiye’nin enerji portföyü arasında bulunuyor. Biz de Zorlu Grubu olarak, ülkenin kaynaklarının değerlendirilmesi ve dünyaya açılması için teknoloji üretimine ağırlık verdik. Fuarda, bu alandaki yeni ürün ve teknolojilerimizi sergiliyoruz. Bu konuya, Türkiye’nin geleceği için büyük önem veriyoruz. Geliştirdiğimiz teknolojiler 2006′dan itibaren tüketicinin hizmetine sunulabilecek“ diye konuştu. Yüngül, evlerde doğalgazdan hidrojen enerjisi üretmeye yarayan yakıt pilleri ile Tokyo Belediyesi’nin 100 bin konutluk projesi ihalesine de katılacaklarını belirtti. Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Üyesi Cengiz Ultav da, Zorlu Grubu bünyesinde yaklaşık bir senedir faaliyet göstermekte olan Alternatif Enerji Laboratuarı hakkında bilgi vererek, “Biz, Vestel Savunma olarak hidrojen enerjisi kullanımı ve yakıt pilleri konusunda çalışmalar yaparken, Grup şirketimiz Zorlu Enerji de Türkiye’nin hidrojen ve doğal gaz kaynaklarının araştırılması ve kullanıma alınması konusunda çalışmalarını sürdürüyor” dedi. Petrol gibi fosil yakıtlarının çok azaldığının artık saklanamaz bir gerçek olduğuna işaret eden Ultav, hidrojen enerjisinin bu enerji kaynaklarının yerini alacak en temiz ve güvenli kaynak olduğunu vurguladı.

Zorlu Enerji Grubu Genel Müdürü Erhan Çetinok ise toplantıda yaptığı konuşmada, “Bilindiği gibi, petrol ve benzeri fosil yakıtlar dünyada 500 binin üzerinde üründe kullanılarak yoğun bir şekilde tüketilmekte. Bu hızla fosil yakıtların yakın bir gelecekte tükeneceğine kesin gözüyle bakılıyor. Gelmekte olan enerji krizini yönetmenin bir yolu fosil yakıt tüketimini kısmak ve kullanımındaki verimliliği arttırmak, diğer bir yolu ise alternatif enerji kaynaklarını geliştirmek. Bu perspektiften bakıldığında, hidrojen enerjisi en yüksek potansiyele sahip alternatif enerji kaynağı olarak ön plana çıkıyor” diye konuştu.

 

Yüzde 30 daha verimli

 Doğal gaz iletim yollarında kritik bir rol oynaması ve köprü görevi görmeye başlaması da Türkiye’nin önemli artılarından biri. Doğal gaz, hidrojen enerjisi kaynağı olarak kullanıldığında şu an kullanılmakta olduğundan %30 daha fazla verim sağlayabiliyor. Türkiye’nin bulunduğu kuşakta, ‘fotovoltaik yöntemle suyun elektrolizi sonucunda hidrojen’ elde edilmesi konusunda da büyük fırsatlar mevcut.

Türkiye, güçlü hidrojen kaynaklarına ek olarak hidrojenin depolanması, emniyetli kullanımı ve ekonomik bir şekilde nakledilebilir hale gelmesinde çok önemli bir fonksiyonu yerine getiren bor türevleri konusunda da dünya rezervlerinin %60′ına sahip.

 

Zorlu Grubu Alternatif Enerji Laboratuarı tarafından geliştirilen ürün ve teknolojiler;

 

Mobil telefonlar için Hidrojen pili

 

Bilgisayar, mobil telefon ve sabit veya taşınabilir her türlü cihaza enerji sağlamak için geliştirilen yakıt pili (Proton Exchange Membrane-Proton Değişim Membranı= PEM) olarak adlandırılıyor. Bu alanda Zorlu Grubu 2 patent başvurusuna da olumlu cevap almış durumda. Basın toplantısı sırasında, “Silindirik PEM yakıt pili” ve “tek hücreli çift membranlı yakıt pilleri” olarak adlandırılan bu teknolojilerin ilk prototipleri tanıtıldı.

 

Evler için ucuz enerji: Yakıt pili

 

Konutları mevcut elektrik şebekesinden bağımsız hale getirmenin hedeflendiği bu çalışma ile konutun ihtiyacı olan tüm enerji, “Katı-Oksitli” yakıt pili tarafından sağlanıyor. Enerji dönüşümü sırasında gerekli olan ısı, bu proje kapsamında yapılan çalışmalar ile doğal gazla çalışan sistemlerin normal çalışma sıcaklıkları olan 800-1000 C’den 650 C’ye düşürüldü. Bu sıcaklık seviyesi, enerji dönüşüm teknolojilerinin evlerimize girebilmesinde en önemli aşama ve şimdiye kadar ulaşılabilen en düşük seviye. Bu ürünün seri üretimine, 2006-2007 yıllarında ve sıcaklığın 550 C düşürülmesinden sonra başlanması planlanıyor.

 

Hidrojen depolamada bor faktörü

 

Günümüzde, sıvı hidrojenin taşınması ve depolanmasında çeşitli zorluklarla karşılaşılmakta. Zorlu Grubu Alternatif Enerji Laboratuarı, hidrojen yakıtının güvenli olarak taşınabilmesi ve depolanması için geliştirdiği yöntemle NaBH4 (Sodyum Boron Hidrür) sentezlemeyi başarmış bulunuyor. Bu yöntemin kullanıldığı PEM yakıt pili, NaBH4 hidrolizinden elde edilmiş hidrojenle çalışmakta. Bilindiği gibi dünya Bor rezervlerinin en büyük kısmı Türkiye’de bulunmaktadır.

 

Sanayi çözümleri

 Hidrojen gazının depolanması, özellikle sanayiye yönelik çözümlerde bu temiz ve yeni enerji kaynağının uygulanmasında önemli bir problem teşkil ediyor. Zorlu Grubu Alternatif Enerji Laboratuarında geliştirilen yöntem sayesinde, hidrojen gazının metal veya metal alaşımlarında depolanması ve istenildiğinde yüksek basınçlar altında kullanıma sunulabilmesi sağlanıyor. Özel bir alaşım kullanılarak düşük sıcaklıkta çalışan “metal hidrit üreteci” tasarlandı, imalatı yapılarak test edildi ve sanayide uygulama problemi çözüldü. Basın toplantısında, bu üretecin küçük bir modeli de basın mensuplarına tanıtıldı. Hidrojen gazının depolanması, özellikle sanayiye yönelik çözümlerde bu temiz ve yeni enerji kaynağının uygulanmasında önemli bir problem teşkil ediyor. Zorlu Grubu Alternatif Enerji Laboratuarında geliştirilen yöntem sayesinde, hidrojen gazının metal veya metal alaşımlarında depolanması ve istenildiğinde yüksek basınçlar altında kullanıma sunulabilmesi sağlanıyor.

Özel bir alaşım kullanılarak düşük sıcaklıkta çalışan “metal hidrit üreteci” tasarlandı, imalatı yapılarak test edildi ve sanayide uygulama problemi çözüldü. Basın toplantısında, bu üretecin küçük bir modeli de basın mensuplarına

 

Diğer çözümler

 Zorlu Grubu Alternatif Enerji Laboratuarında gerçekleştirilen diğer çalışmalar kapsamında rüzgâr türbinleri için daha verimli kanat tasarımı da geliştirildi. Bu tasarımın, halen kullanılmakta olan tasarımlara göre daha verimli olduğu tespit edildi ve konuyla ilgili patent enstitüsüne müracaat yapılarak patenti alındı. Zorlu Grubu Alternatif Enerji Laboratuarı’nda devam etmekte olan çalışmalar arasında, yüksek verimli güneş kolektörlerin geliştirilmesi, Foto-voltaik (Peltier) sistemlerle hidrojen üretimi ve termo-modüller yer almakta.

Neden hidrojen enerjisi ? ve köpetir evrime inanan herkez köpektir

Neden Hidrojen Enerjisi ?

 

4 02 2007

 

Hidrojen bilinen en hafif gazdır ve yanıcı özelliğe sahiptir. En önemli özelliği yanarken , diğer yakıtların çıkarttığı karbondioksit gibi zararlı gazları çıkarmaz ve geriye sadece saf su bırakır. Yanarken alevi görülmeyecek kadar şeffaftır.
Hidrojenin tüm insanlık için önem arz eden , en büyük özelliği taşıdığı enerjiyi kolayca elektriğe çevrilebilmesine imkan sağlamasıdır.Hidrojen Enerjisinin önemi ve uygulamaları hakkında Elimsan Şirketler Grubu yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer AVCI ile görüştük ve gazetemize şu açıklamalarda bulundu.21. asrın tüm iletişim ve bilgi akış imkanlarına rağmen ortaçağ karanlıklarında yüzmekteyiz. Elimsan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer AVCI’ya göre bu gün artık hidrojen enerjisi cep telefonlarından , dizüstü bilgisayarlara , bisikletlerden otomobillere , uçaklardan gemilere , iş merkezlerinden konutlara kadar her alanda kullanılır hale geldi.

 Önümüzdeki bir iki sene içinde otomotiv sektöründe hidrojen enerjisi ile çalışan otomobillerin pazara sürüleceğini söyleyen Avcı, on sene zarfında da tüm otomobillerin hidrojen ile çalışacağını belirtti. Avcı , “Şaşırmayın diye söylüyorum , çünkü toplum olarak bu teknolojiden o kadar uzak tutuluyoruz ki, burnumuzun dibinde gelişen 21. asırın tüm iletişim ve bilgi akış imkanlarına rağmen ortaçağ karanlıklarında yüzmekteyiz” şeklinde konuştu.

 “Herkül’ün kaslarını pazılarını düşünürken, Sokrates’in kafasının da büyüklüğünü unutmayın güçlü kaslar , manda da bulunur, ama dolu kafa sadece insanda bulunur”2000 yılı Nisan ayında İTÜ Mezunlar derneği’nde bir konferans verdiklerini belirten Avcı, şu anda dünyanın belirli ülkelerinde hidrojen enerjisinin konutlara uygulandığını, pilot çalışmaların sürdüğünü ve alınan neticelerin son derece umut verici olduğunu kaydetti. 1984 yılından beri Tokyo’nun belirli bölgesinin 45000kW’lık enerji ihtiyacının , hidrojen enerji sistemlerinden karşılandığını ifade eden Avcı, hidrojen teknolojisinin gelişme aşamasında olduğunu, yüksek bir güç ve cesur bir yatırım olarak değerlendirdi. Avcı, “Şu an koskoca Türkiye’mizde , yani Japonya’yı dünya kupasında eleyen ülkemizde (!!!) 10 kW’lık bir deneme ünitesinin şu ana kadar monte edildiğini duymadık. Sakin kafayla düşünüp bir mukayese yapalım. 45000 kW güç nerede ? Onun 4500 de biri olan 10 kW nerede ? Bu mukayese basit şeylerle avutulduğumuzu ve nasıl geri bırakıldığımızın , milletçe ulusal hedeflerden nasıl soyutlandığımızın delili değil midir ? 10 kW’lık bir ünitenin fiyatı nedir biliyormusunuz ? 10.000 dolar kadar bir şey. İşte ne yazık ki koca Türkiye’mizde her yeri mumla arasanız 10 kW’lık bir enerji seti bulamazsınız. Futbolda onlar kaybediyor bizler kazanıyoruz , onlar 45000 kW’lık tesisi 1984 yılında kuruyorlar , biz ise 10.000 dolara mal olacak 10 kW’lık bir deneme ünitesine , 2002 yılına kadar sahip olamadık. Ama bizler şampiyonuz (!!!) , neyin şampiyonu ve neyin karşılığında , onun kararını siz verin. Türk milli takımı Dünya kupasında ülkemize dünya üçüncülüğünü getirdi, hepsini en içten duygularımızla kutladık. Ulusumuza bu şerefi tattırdılar. Bütün belediyelerimiz de bu gençlerin adlarını parklara , sokaklara verip heykellerini diktiler , bunlar güzel şeyler . Ancak bir şartla , ünlü yazarın dediği gibi , “Herkül’ün kaslarını pazılarını düşünürken , Sokrates’in kafasının da büyüklüğünü unutmayın güçlü kaslar manda da bulunur , ama dolu kafa sadece insanda bulunur” diye konuştu ve şöyle devam etti: Teknolojisi olmayan milletlerin ne ekonomisi , ne kültürü , ne sporu ve ne de savunma gücü olur ve her şeyi tarih sahnesinden silinir gider


“Şimdi sakinleşerek bir düşünelim , dünyada ilk defa enerji sistemlerini rasyonel hale getirip hayata geçiren kimdir biliyor musunuz? Bir Türk’tür, adı da Prof.Dr. Turgut Nejat VEZİROĞLU’dur. Şimdi politikacılarımıza soruyorum ? Hangi biriniz bu ismi tanıyorsunuz , hangi biriniz gururumuz olan değerli insanın adını bir parka , bir caddeye veya kütüphaneye koymayı düşünüyorsunuz ? Zengin iş adamlarımız, sosyal kulüplerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız acaba hangibiriniz, dünyada Türk bilim adamlarının adını yücelten bu insana şilt vermeyi düşünüyorsunuz ? Ulusça artık şunu iyice anlamamız gerekmektedir ; riyakarlık , yağcılık, dalkavukluk ve pısırıklık devrini artık kapayalım , kimseden korkmadan , herkes için acı da olsa gerçekleri görelim ve konuşalım. Dünyayı da gerçekçi insanların yönettiği gerçeğini de artık kavrayalım. . Ulusça şunu asla unutmamamız gerekir , teknolojisi olmayan milletlerin ne ekonomisi, ne kültürü , ne sporu ve ne de savunma gücü olur ve her şeyi ile tarih sahnesinden silinir gider. Bunun dışındakiler hepsi avutmadır hikayedir” dedi.

 Saf sudan başka hiçbir atık madde bırakmıyorBu gün konutlar için , 1kW, 2 kW, 5 kW , 10 kW’lık sistemler üretildiğini ve satılmaya başlandığını açıklayan Avcı, bu pazarın hızla gelişeceğini de sözlerine ekledi. Avcı , her konuta müstakil olarak monte edilen hidrojen enerji sistemlerinin elektrik ve ısınma ihtiyacının tümünü karşıladığını ve saf sudan başka hiçbir atık madde bırakmadığını söyledi. Bu konutların ulusal şebekeden gelen bir arızadan veya elektrik kesintilerinden etkilenmediğini belirtti.Avcı , “Eğer bu sistemler gelişir ise hiçbir şüphemiz yoktur ki hızla gelişecektir , elektrik enerjisini üreten , ileten ve dağıtan kurumlara ve bunlara hizmet veren sektörlerin tümüne gerek kalmayacaktır.

 Elimizdeki elması cam parçasıyla değiştirmeyelim
Avcı “Amerika ve Rusya gibi büyük ve zengin ülkelerin insanları , bizim ülkemiz insanının petrole ödediği bedelin dörtte biri kadar bedel ödemektedirler. Hem zenginler , hem de bizden az bedel ödüyorlar. Peki bu noktada durup biz Türkler, ulusça ne yapmamız gerektiğini bir düşünelim , hangi avantajı arkamıza alıp bu sıkıntıdan , bu girdaptan kurtulabiliriz ? Bunun cevabı ise çok basit –hidrojen”.
Hidrojen elde etmenin bir çok metodu olduğudu ifade eden Avcı, En basit ve ucuz yolunun bor madeni kullanılarak elde edilmesinin mümkün olduğunu açıkladı . Avcı , bu konuda uluslar arası firmaların deneyler yaptığını ve sonuçların umut verici olduğunu sözlerine ekleyip şöyle devam etti : “Bor madenin başka alanlarda da kullanılması mümkündür. Örneğin: Nükleer enerjide. Bu kadar değerli bir madenin en çok hangi ülkede bulunduğunu biliyor musunuz? Sıkı durun dünya rezervlerinin büyük bir kısmı ülkemizdedir. Bu ülkemiz insanının içine yuvarlanmış olduğu uçurumdan kurtulmak için yukarılardan uzatılmış bir kurtuluş halkasıdır. Şimdi aklımızı başımıza alıp bu madenleri elimizden kapmak isteyen dostlarımızın (!!!) ayak oyunlarına gelip , böylesine kıymetli maden rezervlerimiz elimizde varken uydurma seneryolar ile maceraya girip , bor madenlerimizi koruyamayacak duruma düşmeyelim. Bu avantajın ne demek olduğunu biliyor musunuz ? Yakında piyasaya sürülecek olan hidrojen yakıtlı arabalardan bor türevleri (bu konudaki deneylerin sonuçları umut vericidir) ile çalışan bir tanesine sahip olduğunuzda İstanbul’dan Ankara’ya gitmek istediğinizde arabanıza 1 kg’lik bor sülüsyonu koymanız yeterli olacaktır. Bu yakın bir ihtimal mi yoksa uzak mı diye sorarsanız cevabı çok basittir. Ayakları kasları kuvvetli adamların başa , kafaları kuvvetli adamları ayaklar altına almaya devam ederseniz imkansız , aksini yaparsanız 2010 yılına kadar bütün bunların hepsi gerçek olabilir. Ülke de , ulusta bu ekonomik kaostan kurtulur. Mühim olan kaostan beslenenlerin yani ülkemizi ve ulusumuzu mahkum etmek isteyenlerin oyununu bozmaktır” dedi.

 Ekolojik denge bozuluyorAvcı, bütün bilim dünyasının , ekolojik dengenin bozulduğunu ve bunun en büyük etkeninin petrol kullanımı olduğunu açıkladıklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “ Dünyamızın oksijen kaynağı olan ve karbondioksiti alıp , bizlere oksijen veren ormanlarımız azalırken , bunun aksine olarak otomobillerimizin sayısı artmaktadır.bunun tabii bir neticesi olarak ta, atmasfordeki karbondioksit oranı, biz insanların aleyhine süratle bozulmakta ve ortaya sera etkisi çıkmaktadır. Dünyamızın adeta güneşin altında camları kapatılmış bir otomobil gibi gittikçe iç ısısı yükselmektedir. Bu ısı yükselmesine bağlı olarak buzullar erimekte ve denizlerin seviyesi şimdilik yılda 1cm yükselmektedir. Bu tempolu gidiş eğer bir şekilde durdurulamaz ise bu asrın sonunda bilim adamları denizlerin seviyesinin 18m artacağını tahmin etmektedirler. Böylesine bir durumun dünyayı ne hale sokacağını artık siz tahmin edin” şeklinde konuştu.
Üretmek yerine hazırını borçlanarak almayı uygun görüyoruz
Hidrojen teknolojisinin batı ülkelerinde bu derece işlemesine rağmen , ülkemizde bu konuda hiçbir çalışma yapılmadığını açıklayan Avcı “Bunun sebebi :

 · Batı ülkelerindeki dostlarımız (!!!) ve ülkemizdeki uzantıları Türkiye’nin , kendilerinin haricinde bağımsız bir teknolojiye sahip olmasından hoşlanmazlar.· Bizim insanımızda uzun süreli kültür erozyonuna tabi tutulduğu için batının hoşlanmadığı bu işe girişip batılı dostlarımızı üzmek istemez.· Borç alarak yaşamayı bir yaşam tarzı olarak benimsediğimiz için aşırı sıkıntıya girip teknoloji üretmek yerine , hazırını borçlanarak almayı uygun görüyoruz” dedi.Bu nedenle Türkiye’nin bugün bu konuda orta çağ karanlıklarında kaldığını sözlerine ekledi. Bu konudaki açığın kapatılmasını sanayi çarşısındaki tornacı Mehmet ustadan veya doğramacı Hüseyin efendiden beklememizin doğru olmayacağını, sorumluluğu Ankara’yı mesken tutup daha önceki dönemlerde devleti sözde daha çağdaş yapacağız deyip, Türk bilim adamlarını ve mühendislerini yok sayan, Türk teknolojisine güvenmeyen , güç ve kuvvet elindeyken devletin talanına sessiz kalanlara ait olduğuna dikkat çekti. Bu konuda yeni hükümete büyük görev düştüğünü ve orta çağ karanlığından çıkmanın mümkün olduğunu , ancak bunun verecekleri kararlara bağlı olduğunu vurguladı.

 Avcı: “Ülkenin kaymağını yiyen holding patronları, dışarıdan yabancı sermaye getiriyorlar “
Ne için ? Yoğurt yapmak için
Ne için ? Su şişelemek için
Ne için ? Çikolata yapmak için
Ne için ? Marketçilik yapmak için , tamamen iç pazara dönük.
Tüketimi arttıran faaliyetleri olmadığı gibi teknolojik boyutları da yoktur. Bir önemli olay olsa medyamız mikrofonu holding patronlarının ağzına sokacak , efendim bu konuda ne hikmet buyurdunuz diye. Mesela şöyle soru sorsa; Beyefendi bütün dünya hızla hidrojen enerjisi ile kucaklaşırken , cep telefonundan , bilgisayara, bisikletten otomobile , iş merkezlerinden konutlara kadar , siz niçin evinize 10 kW’lık bir hidrojen enerji seti alıp, bu konuda ülkemizde ilk olmak istemiyorsunuz? Veya beyefendi, yol kenarına yurtlar okullar yaptıracağınıza , okullarımıza, niçin batıda olduğu gibi birer “Hidrojen enerji sistemlerinin” deney setlerinden alıp hediye etmiyorsunuz. Duyduğumuza göre bu setlerin fiyatı 500-600 dolar gibi düşük fiyatta imiş , 1000 tane alıp hibe etseniz böyle bir konuda öncülükte bulunduğunuz için sizin soyadınızı bu projeye koyabilirler. Böylelikle hem bu teknolojilerin ülkeye girmesine öncülük etmiş olursunuz, hem de yerinde bir hayır yapmış olursunuz. Konuyu biraz sert dile getiriyoruz ki , ses getirsin . Belki de bu patronlarımız, kendilerini yanlış yerlere park ettiren çağdışı kalmış danışmanlarının kulaklarını çekerler . Böylelikle bizim ikazlarımızda yerini bulmuş olur . Bizden söylemesi , gerisini patronlarımız bizden daha iyi bilirler.