Neden hidrojen enerjisi ? ve köpetir evrime inanan herkez köpektir
Mart 22,2007 — otvavNeden Hidrojen Enerjisi ?
4 02 2007
Hidrojen bilinen en hafif gazdır ve yanıcı özelliğe sahiptir. En önemli özelliği yanarken , diğer yakıtların çıkarttığı karbondioksit gibi zararlı gazları çıkarmaz ve geriye sadece saf su bırakır. Yanarken alevi görülmeyecek kadar şeffaftır.
Hidrojenin tüm insanlık için önem arz eden , en büyük özelliği taşıdığı enerjiyi kolayca elektriğe çevrilebilmesine imkan sağlamasıdır.Hidrojen Enerjisinin önemi ve uygulamaları hakkında Elimsan Şirketler Grubu yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer AVCI ile görüştük ve gazetemize şu açıklamalarda bulundu.21. asrın tüm iletişim ve bilgi akış imkanlarına rağmen ortaçağ karanlıklarında yüzmekteyiz. Elimsan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer AVCI’ya göre bu gün artık hidrojen enerjisi cep telefonlarından , dizüstü bilgisayarlara , bisikletlerden otomobillere , uçaklardan gemilere , iş merkezlerinden konutlara kadar her alanda kullanılır hale geldi.
Önümüzdeki bir iki sene içinde otomotiv sektöründe hidrojen enerjisi ile çalışan otomobillerin pazara sürüleceğini söyleyen Avcı, on sene zarfında da tüm otomobillerin hidrojen ile çalışacağını belirtti. Avcı , “Şaşırmayın diye söylüyorum , çünkü toplum olarak bu teknolojiden o kadar uzak tutuluyoruz ki, burnumuzun dibinde gelişen 21. asırın tüm iletişim ve bilgi akış imkanlarına rağmen ortaçağ karanlıklarında yüzmekteyiz” şeklinde konuştu.
“Herkül’ün kaslarını pazılarını düşünürken, Sokrates’in kafasının da büyüklüğünü unutmayın güçlü kaslar , manda da bulunur, ama dolu kafa sadece insanda bulunur”2000 yılı Nisan ayında İTÜ Mezunlar derneği’nde bir konferans verdiklerini belirten Avcı, şu anda dünyanın belirli ülkelerinde hidrojen enerjisinin konutlara uygulandığını, pilot çalışmaların sürdüğünü ve alınan neticelerin son derece umut verici olduğunu kaydetti. 1984 yılından beri Tokyo’nun belirli bölgesinin 45000kW’lık enerji ihtiyacının , hidrojen enerji sistemlerinden karşılandığını ifade eden Avcı, hidrojen teknolojisinin gelişme aşamasında olduğunu, yüksek bir güç ve cesur bir yatırım olarak değerlendirdi. Avcı, “Şu an koskoca Türkiye’mizde , yani Japonya’yı dünya kupasında eleyen ülkemizde (!!!) 10 kW’lık bir deneme ünitesinin şu ana kadar monte edildiğini duymadık. Sakin kafayla düşünüp bir mukayese yapalım. 45000 kW güç nerede ? Onun 4500 de biri olan 10 kW nerede ? Bu mukayese basit şeylerle avutulduğumuzu ve nasıl geri bırakıldığımızın , milletçe ulusal hedeflerden nasıl soyutlandığımızın delili değil midir ? 10 kW’lık bir ünitenin fiyatı nedir biliyormusunuz ? 10.000 dolar kadar bir şey. İşte ne yazık ki koca Türkiye’mizde her yeri mumla arasanız 10 kW’lık bir enerji seti bulamazsınız. Futbolda onlar kaybediyor bizler kazanıyoruz , onlar 45000 kW’lık tesisi 1984 yılında kuruyorlar , biz ise 10.000 dolara mal olacak 10 kW’lık bir deneme ünitesine , 2002 yılına kadar sahip olamadık. Ama bizler şampiyonuz (!!!) , neyin şampiyonu ve neyin karşılığında , onun kararını siz verin. Türk milli takımı Dünya kupasında ülkemize dünya üçüncülüğünü getirdi, hepsini en içten duygularımızla kutladık. Ulusumuza bu şerefi tattırdılar. Bütün belediyelerimiz de bu gençlerin adlarını parklara , sokaklara verip heykellerini diktiler , bunlar güzel şeyler . Ancak bir şartla , ünlü yazarın dediği gibi , “Herkül’ün kaslarını pazılarını düşünürken , Sokrates’in kafasının da büyüklüğünü unutmayın güçlü kaslar manda da bulunur , ama dolu kafa sadece insanda bulunur” diye konuştu ve şöyle devam etti: Teknolojisi olmayan milletlerin ne ekonomisi , ne kültürü , ne sporu ve ne de savunma gücü olur ve her şeyi tarih sahnesinden silinir gider
“Şimdi sakinleşerek bir düşünelim , dünyada ilk defa enerji sistemlerini rasyonel hale getirip hayata geçiren kimdir biliyor musunuz? Bir Türk’tür, adı da Prof.Dr. Turgut Nejat VEZİROĞLU’dur. Şimdi politikacılarımıza soruyorum ? Hangi biriniz bu ismi tanıyorsunuz , hangi biriniz gururumuz olan değerli insanın adını bir parka , bir caddeye veya kütüphaneye koymayı düşünüyorsunuz ? Zengin iş adamlarımız, sosyal kulüplerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız acaba hangibiriniz, dünyada Türk bilim adamlarının adını yücelten bu insana şilt vermeyi düşünüyorsunuz ? Ulusça artık şunu iyice anlamamız gerekmektedir ; riyakarlık , yağcılık, dalkavukluk ve pısırıklık devrini artık kapayalım , kimseden korkmadan , herkes için acı da olsa gerçekleri görelim ve konuşalım. Dünyayı da gerçekçi insanların yönettiği gerçeğini de artık kavrayalım. . Ulusça şunu asla unutmamamız gerekir , teknolojisi olmayan milletlerin ne ekonomisi, ne kültürü , ne sporu ve ne de savunma gücü olur ve her şeyi ile tarih sahnesinden silinir gider. Bunun dışındakiler hepsi avutmadır hikayedir” dedi.
Saf sudan başka hiçbir atık madde bırakmıyorBu gün konutlar için , 1kW, 2 kW, 5 kW , 10 kW’lık sistemler üretildiğini ve satılmaya başlandığını açıklayan Avcı, bu pazarın hızla gelişeceğini de sözlerine ekledi. Avcı , her konuta müstakil olarak monte edilen hidrojen enerji sistemlerinin elektrik ve ısınma ihtiyacının tümünü karşıladığını ve saf sudan başka hiçbir atık madde bırakmadığını söyledi. Bu konutların ulusal şebekeden gelen bir arızadan veya elektrik kesintilerinden etkilenmediğini belirtti.Avcı , “Eğer bu sistemler gelişir ise hiçbir şüphemiz yoktur ki hızla gelişecektir , elektrik enerjisini üreten , ileten ve dağıtan kurumlara ve bunlara hizmet veren sektörlerin tümüne gerek kalmayacaktır.
Elimizdeki elması cam parçasıyla değiştirmeyelim
Avcı “Amerika ve Rusya gibi büyük ve zengin ülkelerin insanları , bizim ülkemiz insanının petrole ödediği bedelin dörtte biri kadar bedel ödemektedirler. Hem zenginler , hem de bizden az bedel ödüyorlar. Peki bu noktada durup biz Türkler, ulusça ne yapmamız gerektiğini bir düşünelim , hangi avantajı arkamıza alıp bu sıkıntıdan , bu girdaptan kurtulabiliriz ? Bunun cevabı ise çok basit –hidrojen”.
Hidrojen elde etmenin bir çok metodu olduğudu ifade eden Avcı, En basit ve ucuz yolunun bor madeni kullanılarak elde edilmesinin mümkün olduğunu açıkladı . Avcı , bu konuda uluslar arası firmaların deneyler yaptığını ve sonuçların umut verici olduğunu sözlerine ekleyip şöyle devam etti : “Bor madenin başka alanlarda da kullanılması mümkündür. Örneğin: Nükleer enerjide. Bu kadar değerli bir madenin en çok hangi ülkede bulunduğunu biliyor musunuz? Sıkı durun dünya rezervlerinin büyük bir kısmı ülkemizdedir. Bu ülkemiz insanının içine yuvarlanmış olduğu uçurumdan kurtulmak için yukarılardan uzatılmış bir kurtuluş halkasıdır. Şimdi aklımızı başımıza alıp bu madenleri elimizden kapmak isteyen dostlarımızın (!!!) ayak oyunlarına gelip , böylesine kıymetli maden rezervlerimiz elimizde varken uydurma seneryolar ile maceraya girip , bor madenlerimizi koruyamayacak duruma düşmeyelim. Bu avantajın ne demek olduğunu biliyor musunuz ? Yakında piyasaya sürülecek olan hidrojen yakıtlı arabalardan bor türevleri (bu konudaki deneylerin sonuçları umut vericidir) ile çalışan bir tanesine sahip olduğunuzda İstanbul’dan Ankara’ya gitmek istediğinizde arabanıza 1 kg’lik bor sülüsyonu koymanız yeterli olacaktır. Bu yakın bir ihtimal mi yoksa uzak mı diye sorarsanız cevabı çok basittir. Ayakları kasları kuvvetli adamların başa , kafaları kuvvetli adamları ayaklar altına almaya devam ederseniz imkansız , aksini yaparsanız 2010 yılına kadar bütün bunların hepsi gerçek olabilir. Ülke de , ulusta bu ekonomik kaostan kurtulur. Mühim olan kaostan beslenenlerin yani ülkemizi ve ulusumuzu mahkum etmek isteyenlerin oyununu bozmaktır” dedi.
Ekolojik denge bozuluyorAvcı, bütün bilim dünyasının , ekolojik dengenin bozulduğunu ve bunun en büyük etkeninin petrol kullanımı olduğunu açıkladıklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “ Dünyamızın oksijen kaynağı olan ve karbondioksiti alıp , bizlere oksijen veren ormanlarımız azalırken , bunun aksine olarak otomobillerimizin sayısı artmaktadır.bunun tabii bir neticesi olarak ta, atmasfordeki karbondioksit oranı, biz insanların aleyhine süratle bozulmakta ve ortaya sera etkisi çıkmaktadır. Dünyamızın adeta güneşin altında camları kapatılmış bir otomobil gibi gittikçe iç ısısı yükselmektedir. Bu ısı yükselmesine bağlı olarak buzullar erimekte ve denizlerin seviyesi şimdilik yılda 1cm yükselmektedir. Bu tempolu gidiş eğer bir şekilde durdurulamaz ise bu asrın sonunda bilim adamları denizlerin seviyesinin 18m artacağını tahmin etmektedirler. Böylesine bir durumun dünyayı ne hale sokacağını artık siz tahmin edin” şeklinde konuştu.
Üretmek yerine hazırını borçlanarak almayı uygun görüyoruz
Hidrojen teknolojisinin batı ülkelerinde bu derece işlemesine rağmen , ülkemizde bu konuda hiçbir çalışma yapılmadığını açıklayan Avcı “Bunun sebebi :
· Batı ülkelerindeki dostlarımız (!!!) ve ülkemizdeki uzantıları Türkiye’nin , kendilerinin haricinde bağımsız bir teknolojiye sahip olmasından hoşlanmazlar.· Bizim insanımızda uzun süreli kültür erozyonuna tabi tutulduğu için batının hoşlanmadığı bu işe girişip batılı dostlarımızı üzmek istemez.· Borç alarak yaşamayı bir yaşam tarzı olarak benimsediğimiz için aşırı sıkıntıya girip teknoloji üretmek yerine , hazırını borçlanarak almayı uygun görüyoruz” dedi.Bu nedenle Türkiye’nin bugün bu konuda orta çağ karanlıklarında kaldığını sözlerine ekledi. Bu konudaki açığın kapatılmasını sanayi çarşısındaki tornacı Mehmet ustadan veya doğramacı Hüseyin efendiden beklememizin doğru olmayacağını, sorumluluğu Ankara’yı mesken tutup daha önceki dönemlerde devleti sözde daha çağdaş yapacağız deyip, Türk bilim adamlarını ve mühendislerini yok sayan, Türk teknolojisine güvenmeyen , güç ve kuvvet elindeyken devletin talanına sessiz kalanlara ait olduğuna dikkat çekti. Bu konuda yeni hükümete büyük görev düştüğünü ve orta çağ karanlığından çıkmanın mümkün olduğunu , ancak bunun verecekleri kararlara bağlı olduğunu vurguladı.
Avcı: “Ülkenin kaymağını yiyen holding patronları, dışarıdan yabancı sermaye getiriyorlar “
Ne için ? Yoğurt yapmak için
Ne için ? Su şişelemek için
Ne için ? Çikolata yapmak için
Ne için ? Marketçilik yapmak için , tamamen iç pazara dönük.
Tüketimi arttıran faaliyetleri olmadığı gibi teknolojik boyutları da yoktur. Bir önemli olay olsa medyamız mikrofonu holding patronlarının ağzına sokacak , efendim bu konuda ne hikmet buyurdunuz diye. Mesela şöyle soru sorsa; Beyefendi bütün dünya hızla hidrojen enerjisi ile kucaklaşırken , cep telefonundan , bilgisayara, bisikletten otomobile , iş merkezlerinden konutlara kadar , siz niçin evinize 10 kW’lık bir hidrojen enerji seti alıp, bu konuda ülkemizde ilk olmak istemiyorsunuz? Veya beyefendi, yol kenarına yurtlar okullar yaptıracağınıza , okullarımıza, niçin batıda olduğu gibi birer “Hidrojen enerji sistemlerinin” deney setlerinden alıp hediye etmiyorsunuz. Duyduğumuza göre bu setlerin fiyatı 500-600 dolar gibi düşük fiyatta imiş , 1000 tane alıp hibe etseniz böyle bir konuda öncülükte bulunduğunuz için sizin soyadınızı bu projeye koyabilirler. Böylelikle hem bu teknolojilerin ülkeye girmesine öncülük etmiş olursunuz, hem de yerinde bir hayır yapmış olursunuz. Konuyu biraz sert dile getiriyoruz ki , ses getirsin . Belki de bu patronlarımız, kendilerini yanlış yerlere park ettiren çağdışı kalmış danışmanlarının kulaklarını çekerler . Böylelikle bizim ikazlarımızda yerini bulmuş olur . Bizden söylemesi , gerisini patronlarımız bizden daha iyi bilirler.
Söyleşiyi Yapan : Neriman YAVUZKaynak ; internet
FOSİLLER EVRİMİ REDDEDİYOR
Evrim teorisine göre bütün canlılar birbirlerinden türemişlerdir. Önceden var olan bir canlı türü, zamanla bir diğerine dönüşmüş ve bütün türler bu şekilde ortaya çıkmışlardır. Teoriye göre bu dönüşüm yüzmilyonlarca senelik uzun bir zaman dilimini kapsamış ve kademe kademe ilerlemiştir.
Bu durumda, iddia edilen uzun dönüşüm süreci içinde sayısız ara türlerin oluşmuş ve yaşamış olmaları gerekir.
Ara-Geçiş Formları Çıkmazı
Bu iddiaya göre geçmişte, balık özelliklerini hala taşımalarına rağmen, bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı balık-yarı sürüngen canlılar yaşamış olmalıdır. Ya da sürüngen özelliklerini taşırken, bir yandan da bazı kuş özellikleri kazanmış sürüngen-kuşlar ortaya çıkmış olmalıdır. Bunlar, bir geçiş sürecinde oldukları için de, sakat, eksik, kusurlu canlılar olmalıdır. Evrimciler geçmişte yaşamış olduklarına inandıkları bu hayali yaratıklara “ara-geçiş formu” adını verirler. Eğer gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamışlarsa bunların sayılarının ve çeşitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olması gerekir. Ve bu ucube canlıların kalıntılarına mutlaka fosil kayıtlarında rastlanması gerekir. Çünkü bu ara geçiş formlarının sayısının bugün bildiğimiz hayvan türlerinden bile fazla olması ve dünyanın dört bir yanının fosilleşmiş ara geçiş formu kalıntılarıyla dolu olması lazımdır. Darwin, Türlerin Kökeni’nde bunu şöyle açıklamıştır:Eğer teorim doğruysa, türleri birbirine bağlayan sayısız ara-geçiş çeşitleri mutlaka yaşamış olmalıdır… Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil kalıntıları arasında bulunabilir.1Ancak bu satırları yazan Darwin, bu ara formların fosillerinin bir türlü bulunamadığının farkındaydı. Bunun teorisi için büyük bir açmaz oluşturduğunu da görüyordu. Bu yüzden, Türlerin Kökeni kitabının “Teorinin Sorunları” (Difficulties on Theory) adlı bölümünde şöyle yazmıştı: Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz… Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.2Darwin’in bu büyük açmaz karşısında öne sürdüğü tek açıklama ise, o dönemdeki fosil kayıtlarının yetersiz olduğuydu. Fosil kayıtları detaylı olarak incelendiğinde, kayıp ara formların mutlaka bulunacağını iddia etmişti. Evrimciler Darwin’in bu kehanetine inanarak, 19. yüzyılın ortasından bu yana dünyanın dört bir yanında hummalı fosil araştırmaları yaparak bu ara geçiş formlarını aradılar. Oysa, büyük bir hırsla aranan bu ara geçiş formlarına asla rastlanamadı. Yapılan kazılarda ve araştırmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canlıların yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya çıktıklarını gösterdi. Evrimciler, teorilerini kanıtlamaya çalışırlarken, onu kendi elleriyle çökertmişlerdi. Ünlü İngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmasına karşın bu gerçeği şöyle itiraf eder:Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz.3Bir başka evrimci paleontolog Mark Czarnecki şu yorumu yapar: Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur… Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin’in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçı argümana destek sağlamıştır.4
YAŞAYAN FOSİLLER
Günümüzdeki örneklerinden hiçbir farkı olmayan milyonlarca yıllık fosillerden birkaçı. Bu canlı kalıntıları, canlıların evrim sonucu değil, kusursuz bir yaratılış sonucunda ortaya çıktıklarının ve asla bir evrim geçirmediklerinin açık birer delilidir.
| Milyonlarca yıllık yaban arısı fosili ile günümüzdeki yaban arılarının hiçbir farkı bulunmamaktadır. |
Fosil kayıtlarındaki bu boşluklar, yeterince fosil bulunamadığı ve bir gün aranan fosillerin ele geçeceği gibi bir avuntuyla da açıklanamaz. Amerikalı paleontolog R. Wesson da, 1991′de yayınlanan Beyond Natural Selection adlı kitabında “fosil kayıtlarındaki boşlukların gerçek ve olgusal” olduklarını şöyle açıklamaktadır:
| 40 milyon yıllık çekirgenin günümüzde yaşayan çekirgelerden hiçbir farkı yoktur. Yani hiçbir değişim geçirmemiştir. | ||
| 90-94 milyon yıllık gecko fosili de canlıların hiçbir evrim geçirmediklerinin delillerinden biridir | ||
| 90-94 milyon yıllık kurbağafosilinden de anlaşıldığı gibi 90 yıl önce kurbağalar nasıllarsa günümüzde de aynı şekildedirler. | ||
| Denizlerin en tehlikeli canlılarından biri olan köpekbalığı ve 400 milyon yıllık fosili bize köpekbalıklarının hiçbir evrim süreci geçirmediğini açıkça göstermektedir. |
Ne var ki, fosil kayıtlarındaki boşluklar gerçektir. Herhangi bir (evrimsel) soyoluşumunu gösterecek kayıtların yokluğu, son derece olgusaldır. Türler genellikle çok uzun zaman dilimleri boyunca sabit kalırlar. Türler ve özellikle cinsler hiç bir zaman yeni bir türe ya da cinse doğru evrim göstermezler. Bunun yerine, bir tür ya da cinsin bir diğeriyle yer değiştirdiği gözlenir. Değişim ise çoğunlukla anidir.5
Türkiye, Enerjilerini Kullanırsa Dünyanın Merkezi Olabilir…Türkiye’nin çok zengin hidrojen kaynaklarına sahip olduğunu belirten Prof. Nejat Veziroğlu, “Bu zenginliğin farkında değiliz. Türkiye hidrojen cenneti” dedi
EVRİM ERGİN
Hidrojen enerji sistemleri konusunda dünyanın en büyük otoritelerinden birisi, Birleşmiş Milletler (BM) danışmanı, ABD’de hidrojen konulu önemli araştırmaların başında bulunan Türk Profesör Nejat Veziroğlu, Türk yatırımcılara çağrıda bulundu: Hidrojen enerjisi konusunda Türkiye çok şanslı. Karadeniz’de bol miktarda hidrojen sulfit var. Hidrojen cenneti Türkiye’nin potansiyeline yatırım yapın!
George Bush’un Temsilciler Meclisi’nde yaptığı ‘Birliğe Sesleniş’ konuşmasında değindiği ‘Hidrojen Arabaları’ projesi, dikkatleri Türkiye’ye çevirdi. Petrol kaynaklarının tükenmesi üzerine, bütün dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde ‘alternatif enerji’ kaynakları için projeler gündemde. Mercedes, Ford, Chreysler firmaları, bor kaynaklı hidrojen ile çalışan iki kat daha hızlı, çevreci ve güvenli araç üretimi projelerini yürütüyor.
İnönü destekledi ama…
Hidrojen enerjisi fikrinin ardından BM’nin kendisini danışman atadığını belirten Veziroğlu, “Bir rapor hazırladım. Bir merkez oluşturulmasını, bu merkezin üç kıtanın ortak noktası olan Türkiye olmasını önerdim. Kabul gördü. Türkiye’nin proje ile ilgili olarak ilk beş yılda 40 milyon dolar yatırım yapması gerekiyordu. Dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü destekledi. Çalışmanın yıllık bütçesi 100 milyon doları buluyordu. Ancak krizle birlikte hükümet projeyi askıya aldı” dedi.
‘Baş düşmanı ilan ettiler’
Petrole alternatif araştırmaları yüzünden, Veziroğlu’nu önce ‘baş düşman’ ilan eden petrol ve otomotiv şirketleri, sonradan geleceğin yakıtında söz sahibi olmak için yatırımlara başladı. DaimlerChrysler ve Shell İzlanda projesi için Veziroğlu’nu danışman aldı. Veziroğlu, “Honda ve Toyota hidrojenle çalışan araçları kiraya vermeye başladı. Mercedes otobüs üretti. Tokyo’da bugün iki hidrojen santralı var. Üç çeyrek asır sonunda tamamen hidrojene geçilecek. Bunun farkındalar” diye konuştu.
‘Türkiye çok şanslı’
Türkiye’nin hidrojen enerji sistemlerinin üretimi bakımından çok şanslı olduğunu anlatan Prof. Veziroğlu, “Karadeniz’in 60 metre derinindeki sularda bol miktarda hidrojen sulfit, yani hidrojen enerjisinin üretilebileceği kaynak bulunuyor. Bu nedenle Türkiye bir hidrojen cenneti ve potansiyelinin farkına varmalı” şeklinde konuştu.
Hidrojende dünya otoritesi
1962 yılından bu yana ABD’de yaşayan Veziroğlu, 1967’de ABD hükümetinden alınan bir çevre projesi sırasında uzay araçlarında kullanılan hidrojenin en temiz ve hafif yakıt olduğunu keşfettiklerini belirtti. 40 yılını araştırmalara adayan Veziroğlu’nun akademik kariyeri özetle şöyle:• 1974’te, 700 bilim adamının katıldığı Milletlerarası Hidrojen Ekonomisi Konferansı’nda, hidrojen enerjisinin yenilenebilir ve fosil yakıtların yerini alacak tek enerji olduğu fikrini ortaya atarak dikkat çekti ve bir grup bilim adamı ile çalışmalara başladı.
• BM, kendisini bu konuda danışman olarak atadı. BM’ye bu konuda bir ‘merkez ülke’ oluşturulmasını, bu ülkenin de Türkiye olmasını kabul ettirdi.
• Halen Miami Üniversitesi Temiz Enerji Araştırma Enstitüsü Direktörü.
• İngiliz ve Amerika Makine Mühendisleri Derneklerinde, Amerikan Bilimin İlerletilmesi Derneği’nde ‘Fellow Rütbesi’ne seçildi.
• Uluslararası Hidrojen Enerjisi Birliği’nin başkanı.
• 1982’de ‘Sovyetler Birliği Kurçatof’ ödülü aldı.
• 1986’da ‘İnsanlık İçin Enerji’ ödülü aldı.
• 2001’de Ukrayna Donetsk Devlet Üniversitesi’nden fahri doktora aldı.
• 2000’de Nobel’e aday gösterildi.
22 Mayıs’ta geliyor
Prof. Nejat Veziroğlu, Pamukkale Üniversitesi’nin organize ettiği Ege Enerji Sempozyumu ve Sergisi için Türkiye’ye gelecek. 22 Mayıs tarihinde başlayacak olan üç günlük sempozyumun en önemli konuğu olan Veziroğlu, hidrojen enerji sistemleri konusundaki son gelişmeleri Türk bilim adamları ile paylaşacak
Hidrojen Enerjisi
Posted August 29, 2006 Comments Off Dünyanın giderek artan enerji gereksinimini çevreyi kirletmeden ve sürdürülebilir olarak sağlayabilecek en ileri teknolojinin hidrojen enerji sistemi olduğu bugün bütün bilim adamlarınca kabul edilmektedir.
Hidrojen enerjisinin insan ve çevre sağlığını tehdit edecek bir etkisi yoktur. Kömür, doğalgaz gibi fosil kaynakların yanısıra sudan ve biyokütleden de elde edilen hidrojen, enerji kaynağından çok bir enerji taşıyıcısı olarak düşünülmektedir. Elektriğe 20. yüzyılın enerji taşıyıcısı, hidrojene 21. yüzyılın enerji taşıyıcısı diyen çevreler vardır. Hidrojen yerel olarak üretimi mümkün, kolayca ve güvenli olarak her yere taşınabilen, taşınması sırasında az enerji kaybı olan, ulaşım araçlarından ısınmaya, sanayiden mutfaklarımıza kadar her alanda yararlanacağımız bir enerji sistemidir.
Hidrojen içten yanmalı motorlarda doğrudan kullanımının yanısıra katalitik yüzeylerde alevsiz yanmaya da uygun bir yakıttır. Ancak dünyadaki gelişim hidrojeninin yakıt olarak kullanıldığı yakıt pili teknolojisi doğrultusundadır.
1950′lerin sonlarında, NASA tarafından uzay çalışmalarında kullanılmaya başlayan yakıt pilleri, son yıllarda özellikle ulaştırma sektörü başta olmak üzere sanayi ve hizmet sektörlerinde başarı ile kullanıma sunulmuştur. Yakıt pilleri, taşınabilir bilgisayarlar, cep telofonları gibi mobil uygulamalar için kullanılabildiği gibi elektrik santralları için de uygun güç sağlayıcılardır. Yüksek verimlilikleri ve düşük emisyonları nedeniyle, ulaşım sektöründe de geniş kullanım alanı bulmuşlardır.
Rusya, eski Doğu Almanya topraklarındaki atom reaktöründe bulunan 326 kilo zenginleştirilmiş uranyumu, son derece tehlikeli bir operasyonla hava yoluyla Almanya’dan taşıdı.
Rus kargo uçağı Ilyushin 76 ile taşınan onlarca nükleer bombaya denk gelen zenginleştirilmiş uranyumun taşınmasına Alman yetkililer yardımcı oldu. 2003 yılında Kongo ordusu tarafından kiralanan İlyuşin 76 tipi uçağın havada arka kapağı açılmış, uçağın içinde bulunan 400 askerden 140’ı uçaktan düşerek hayatını kaybetmişti.
Almanya’nın Rossendorf kentinden Rusya’nın Podolsk kasabasına dün taşınan 326 kilo uranyumun üçte birinin zenginleştirilmiş uranyum, geri kalanının da düşük zenginlikte olduğu belirtildi. Uranyum operasyonunda 500 kadar Alman polisi görev yaptı.
Rossendorf araştırma merkezi ile Dresden Havaalanı arasındaki 6 kilometrelik mesafede geniş güvenlik önlemleri alındı. Nükleer maddenin taşınması sırasında 40 kadar polis aracı eskortluk yaptı. Sevkıyatı protesto etmek isteyen çevreci grupları atlatmak için önce başka bir konvoy yola çıkartıldı. Altı kilometre yolu sorunsuz olarak kat eden konvoy yükünü İlyuşin kargo uçağına teslim etti. Sevkıyat sırasına BM’nin Uluslararası Atom Ajansı yetkililerinin de hazır bulunduğu kaydedildi.
Kaynak: Hürriyet
|
İran Uranyum Zenginleştiriyor
|
| Mahmud Ahmedinejad |
İran’ın eski Cumhurbaşkanı Haşemi Rafsanjani ülkesinin uranyum zenginleştirmeye başladığını açıkladı. Rafsanjani Kuveyt haber ajansına verdiği demeçte Natanz tesisindeki 164 santrifujden zenginleştirilmiş uranyum elde edildiğini söyledi. 2 yıl önce İngiltere, Fransa ve Almanya’yla nükleer programı konusunda pazarlık yaparken uranyum zenginleştirmeye ara veren İran, görüşmelerin kopması üzerine bu yıl başında tekrar zenginleştirme işlemine başlamıştı. Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad dün Meşed kentinde yaptığı konuşmada, önümüzdeki günlerde programla ilgili bazı açıklamalar yapılacağını belirtmiş ancak ayrıntı vermemişti. Uluslararası Atom Enerji Dairesi Başkanı Muhammed el Baradey, İran’ın nükleer programıyla ilgili görüşmelerde bulunmak üzere bugün Tahran’a gidiyor. Dairenin İran’la ilgili raporunu bu ay sonuna kadar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunması gerekiyor.
Hidrojen enerjisi alternatif olabilir mi?
Son yıllarda günümüzün en önemli enerji kaynağı olan petrol rezervlerinin ömrünün azaldığı düşüncesiyle alternatif enerji arayışları zaman zaman gündeme gelmektedir. Alternatif enerji olarak en çok şans verilen enerji türü hidrojen enerjisidir.
Hidrojenin enerji kaynağı olduğunun anlaşılması 1839′a kadar uzanır. O yıl William Grove ‘yakıt hücresi’ denilen ve hidrojen enerjisi üreten sistemleri keşfetti. Yakıt hücreleri 1800′lü yılların ikinci yarısında insan hayatını kolaylaştıracak en büyük keşiflerin başında sayılmıştır. Ancak petrol ile çalışan içten yanmalı motorların icadı (1876) ve arkasından petrol ile çalışan araçların üretilmesi ile bu umutlar azalır gibi olmuştur.
20′nci Yüzyıl’ın başlarında petrol rezervleri hakkındaki bilgilerin ve petrol teknolojisindeki gelişmelerin yetersiz oluşu nedeniyle hidrojen enerjisi üzerindeki çalışmalar sürmüştür. Bununla birlikte yakıt hücreleri, petrol ile ekonomik maliyet ve uygulama bakımından rekabet edemediği için fazla ilgi görmedi. Ancak tamamen terk edilmeyen yakıt hücreleri üzerinde çalışmalar devam etti ve hidrojen ile çalışabilen içten yanmalı ilk motor Rudolf Erren tarafından 1930′lu yıllarda geliştirildi. 1960′lı yıllarda ise Almanya’da hidrojen enerjisi ile çalışan ilk araç üretildi. Yine 1960′lı yıllarda Amerikalı astronotlar elektrik üretmek için yakıt hücresi kullanarak hidrojen enerjisinden yararlandılar. 60 ve 70′li yıllarda hidrojen enerjisine gösterilen ilgi o kadar yoğun oldu ki, 1972′de UCLA firmasının ürettiği hidrojenle çalışan araç, şehir araç dizayn yarışmasında birinci seçildi.
Son yıllarda ise otomotiv sanayiinde hidrojen enerjisi ile çalışan prototip araçların üretimine ilginin arttığı gözlenmektedir. Ancak şimdiye dek hidrojen enerjisi ile çalışan otomobiller ticari amaçlarla henüz seri olarak üretilmeye başlanmamıştır. Çünkü hidrojen enerjisi petrol ile rekabet edecek durumda değildir. Hidrojen enerjisi petrole göre son derece pahalıdır.
ABD Başkanı G.W. Bush 28 Ocak 2003 tarihinde yaptığı bir konuşmada hidrojen enerjisinin önemine vurgu yaparak bu alandaki çalışmalara destek amacıyla 1.7 miyar dolarlık bir kaynak ayrıldığını söylemiştir. ABD’nin önümüzdeki yıllarda enerji politikasında alternatif enerji arayışları da yer almaktadır.
Hidrojen enerjisinin birçok avantaj ve dezavantajı vardır. Avantajları şunlardır:
1- Hidrojen kaynakları evrende son derece bol ve yaygındır.
2- Hidrojen petrol yakıtlarına göre ortalama 1.33 kat daha verimli bir yakıttır.
3- Hidrojen zararsız bir gaz olup, hidrojenin enerjiye dönüşmesinde ısı ve suyun dışında başka bir yan ürün oluşturmaz.
4- Hidrojenden enerji elde edilmesi esnasında çevreyi kirletici ve sera etkisini artırıcı hiçbir gaz ve zararlı kimyasal madde üretimi söz konusu değildir. Bu özelliği nedeniyle hidrojen enerjisine ‘temiz enerji’ de denir.
Hidrojen enerjisinin stratejik olarak da bazı avantajlar kazandırması mümkündür. Örneğin, hidrojen ile çalışan yakıt hücresinin maliyeti düşürüldüğünde en önemli enerji özelliğini kazanabilir. Öte yandan mevcut yakıt kaynaklarına ulaşmada yaşanabilecek bazı sorunlar (ekonomik sorunlar, güvenlik sorunları gibi) ve rezervler ne kadar çok olursa olsun bir gün tükenme riskinin mevcut olma düşüncesi insanlığı bu enerji kaynaklarına karşı bir alternatif arayışına itmektedir. Bu arayış içinde en önemli kaynak şu anda -yukarıda da bahsedildiği gibi- hidrojen gibi görünmektedir.
Hidrojenden enerji üretmenin temel dezavantajları ise şunlardır:
1- Doğada son derece bol olmasına karşın enerji üretiminde kullanılan hidrojen gazının son derece saf olması gerekir. Saflaştırma işlemi maliyeti artıran en önemli süreçtir. Bu nedenle saf hidrojen üretiminin maliyeti petrol ve doğalgaza göre yaklaşık 4 kat daha yüksektir. İlave olarak, hidrojen ile çalışan yakıt hücreleri içten yanmalı motorlardan 10 kez daha pahalıdır.
2- Hidrojen enerjisinden yararlanırken uygulamada birtakım zorluklarla karşılaşılmaktadır. Örneğin enerjinin üretildiği yakıt hücreleri ve hidrojenin depolandığı tankların hacmi geniş yer kaplamaktadır. Hidrojen petrole göre 4 kat fazla hacim kaplar; hidrojenin kapladığı hacmi küçültmek için hidrojeni sıvı halde depolamak gereklidir. Bunun için de yüksek basınç ve soğutma işlemine ihtiyaç vardır.
3- Öte yandan bu iki sorunla yakından ilgili bir başka temel problem yakıt hücresi ile çalışan araçlar yakıt takviyesi yapmak istedikleri zaman ortaya çıkacaktır. Petrol istasyonlarında yakıt hücreleri için hidrojen, yani yakıt malzemesi bulmak bir sorun olabilir; veya bu tip enerji kaynaklarına yatırım yapmanın yatırımcı açısından müşteri bulamama yani ölü yatırım yapma gibi riskleri mevcuttur. Bu tip sorunların çözümü de belli bir ekonomik maliyet ve zaman gerektirir.
4- Petrol ile çalışan motorlar içten yanmalı motorlardır. Bu motorların yakıt hücresi ile çalışmalarında çeşitli zorluklar vardır. Dolayısıyla yakıt hücresi ile uyumlu çalışacak motorların geliştirilmesi zarureti vardır.
Sonuç
Yukarıda verilen bilgiler ışığında şu sonuca varmak mümkündür: Ekonomik boyut açısından bakıldığında uzun bir gelecek zaman içerisinde petrol ve doğalgaz ile rekabet edebilecek alternatif bir enerji kaynağı yok gibi gözükmektedir.
Ancak konuya sadece maliyet açısından değil diğer faktörler de göz önüne alınarak bakıldığı takdirde başta yakıt hücreleri olmak üzere füzyon vs. gibi çeşitli alternatiflerin bulunduğunu söylemek mümkündür.
Eğer çevresel faktörler, hava kirliliğinin artması, ozon tabakasındaki incelmenin daha tehlikeli boyutlara ulaşması, sera etkisi ile dünyamızdaki ekolojik dengenin iyice bozulması gibi, hayatımızı tehdit eder hale gelirse, o zaman belki de kaçınılmaz olarak temiz enerji denilen enerji türlerine -füzyon, hidrojen vs enerjisi- yönelme olabilir.
İnsan sağlığı ve ekolojik faktörler daha baskın olacağı için enerji maliyeti ikinci plana atılabilir. Bu da genelde alternatif enerji arayışları özelde de hidrojen enerjisi ile ilgili çalışmaların sürdürülmesini gerekli

