Tarikat
İncelenen Fetvalar
• Tarikat hak mıdır?
Kur’an-ı Kerim’de tarikatla ilgili herhangi bir ayet var mıdır?
• Allah Dostları güçlerini peygamberlerden aldıklarına göre yetkilerini vermek istemediklerinde ne olur? Allah Dostlarının yetkilerini kötüye kullandıkları görülmüş müdür? Büyücülük neden yaygın? Son olarak da Allah Dostlarının büyü yapması doğru mudur?
• Ben Tıp Fakültesi birinci sınıfta okuyan bir öğrenciyim. Burada bir yurtta kalıyorum ve yurt tahmin edebileceğiniz gibi … cemaatine ait. Benim orada kalmamın en büyük nedeni …’da güvenebileceğimiz başka kurumun olmamasıydı. Yurtlarında kalmam sebebiyle onları son derece yakından gözlemleme şansım oldu. Önceden de bilirdim ama hiç bu kadar içlerinde bulunmamıştım. Sohbetlerine, tesbihatlarına ve dualarına katıldım. Her seferinde kafamı kurcalayan, şüpheye düştüğüm şeyler gördüm. Bunları anlattığımda ve sorduğumda hiç bir zaman tatmin olacağım cevaplar alamadım.
Sizin kitaplarınızı takip etmeye başladım. 3 kitabınızı, internette yazılarınızı okudum ve anlattıklarınız gerçekten çok mantıklı geldi. Geçen gün onların bir kampına katıldım ve kampta gerçekten artık onlara hiç güvenmediğimi fark ettim. Hatta sohbet yapmaya gelen bir bayanla biraz tartıştım ve elbette ki sohbetteki insanlar da üzerime geldi. Yine de kafamda şüpheler var ve her an onların yanındayım, kafamı çok karıştırıyorlar. Örneğin hocam bir kişi rüyasında Peygamber Efendimizi görürse orada söylediği her şey doğru mudur? Peygamber Efendimizin geldiği rüyalar sahih midir?
Ayrıca (bana çok saçma geliyor) Peygamber Efendimiz evleri ziyarete gelebilir mi? Peygamberimizden sonra her yüzyılda birilerinin geleceğini söyleyen sahih bir hadis var mıdır? Ayrıca biz aklımızla doğru ve yanlışlara ulaşamaz mıyız? Dinimizi doğru yaşamamız için aklımız ve Kuran ı Kerim yeterli değil midir? Daha kafamda bir sürü soru var ve kime güvenip güvenmeyeceğime karar veremiyorum. Onlar da sonuçta hayırlı işler yapıyorlarmış gibi görünüyorlar ve bu benim kafamı çok karıştırıyor. Lütfen hocam bana yardımcı olun. Aslında bunların birçoğunu cevaplamışsınız ama bir kere daha bana anlatır mısınız?
Gerçekten doğru yolda doğru insanlarla olmak istiyorum. Şimdiden çok teşekkür ederim. Allah razı olsun.
• Bazı topluluklarda ve cemaatlerde göze çarpan bir takım inanışlar ve anlayışlar var. Mesela, benim şeyhim Peygamber Efendimizden tayin edilmiştir, deniliyor… Şeyhin veya liderin resmine rabıta kurma gibi uygulamalar görülüyor… Şeyh efendi tartışılmaz, şeyh efendi hata yapmaz, diyenler bulunuyor… “Sadece Allah’tan dilekte bulunmak ve yardım istemek” gerekirken yatırlarda ve türbelerde medfun kişilerden dilek dilemekten tutun da, şeyhlerden kurtuluş ve yardım istemeye kadar davranışlar müşahede ediliyor. Örnekleri daha da çoğaltabiliriz…
Böylesi anlayışları ve inanışları genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu görüşler neden ileri geliyor ve nereden kaynaklanıyor?
• İslam’ı, üniforma anlayışına, şekilciliğe ve kalıpçılığa büründüren zihniyetlerin gittikçe yaygınlaştığı görülüyor. Bu konuda görüşleriniz nedir? İnsanları bu zihniyetlere iten sebepler neler olabilir?
• İslam’la bağdaşmadığı halde İslam’danmış gibi ileri sürülen inanışlara ve anlayışlara karşı kendimizi ve başkalarını nasıl koruyabiliriz? Ne yapmalıyız? Bu konuda kime, ne görev düşüyor?
• ”Ümmetimin alimleri İsrailoğullarının peygamberleri gibidir” hadisi sahih midir?
Tarikat hak mıdır? Kur’an-ı Kerim’de tarikatla ilgili herhangi bir ayet var mıdır?
Kur’an’da tarikat ve tasavvufla ilgili herhangi bir ayet yoktur. Ama bunların yanlış davranışlarıyla ilgili sayılamayacak kadar çok ayet vardır. Bu konuda sitemizde yayınlanan “Kur’an-ı Kerim ışığında Tarıkatçılığa Bakış” adlı eserimizi okumanız yeterlidir.
Allah Dostları güçlerini peygamberlerden aldıklarına göre yetkilerini vermek istemediklerinde ne olur? Allah Dostlarının yetkilerini kötüye kullandıkları görülmüş müdür? Büyücülük neden yaygın? Son olarak da Allah Dostlarının büyü yapması doğru mudur?
Her müslüman Allah’ın dostudur. Peygamberimizin herhangi bir kimseye herhangi bir yetki vermesi söz konusu olamaz. Büyücülüğün yaygınlığı, insanların dinlerinden uzaklaşması ile açıklanabilir.
Büyücülük yapan kişi, Allah’ın dostu olamaz. O sadece şeytanın dostudur. (Konuyla ilgili daha fazla bilgi edinmek için Abdulaziz Bayındır’ın Kur’an Işığında Tarikatçılığa Bakış Adli kitabın “Her müslüman Evliyadır” bölümünü dikkatli bir şekilde okuyunuz.)
Ben Tıp Fakültesi birinci sınıfta okuyan bir öğrenciyim. Burada bir yurtta kalıyorum ve yurt tahmin edebileceğiniz gibi … cemaatine ait. Benim orada kalmamın en büyük nedeni …’da güvenebileceğimiz başka kurumun olmamasıydı. Yurtlarında kalmam sebebiyle onları son derece yakından gözlemleme şansım oldu.
Önceden de bilirdim ama hiç bu kadar içlerinde bulunmamıştım. Sohbetlerine, tesbihatlarına ve dualarına katıldım. Her seferinde kafamı kurcalayan, şüpheye düştüğüm şeyler gördüm. Bunları anlattığımda ve sorduğumda hiç bir zaman tatmin olacağım cevaplar alamadım. Sizin kitaplarınızı takip etmeye başladım. 3 kitabınızı, internette yazılarınızı okudum ve anlattıklarınız gerçekten çok mantıklı geldi. Geçen gün onların bir kampına katıldım ve kampta gerçekten artık onlara hiç güvenmediğimi fark ettim. Hatta sohbet yapmaya gelen bir bayanla biraz tartıştım ve elbette ki sohbetteki insanlar da üzerime geldi.
Yine de kafamda şüpheler var ve her an onların yanındayım, kafamı çok karıştırıyorlar. Örneğin hocam bir kişi rüyasında Peygamber Efendimizi görürse orada söylediği her şey doğru mudur? Peygamber Efendimizin geldiği rüyalar sahih midir? Ayrıca (bana çok saçma geliyor) Peygamber Efendimiz evleri ziyarete gelebilir mi? Peygamberimizden sonra her yüzyılda birilerinin geleceğini söyleyen sahih bir hadis var mıdır? Ayrıca biz aklımızla doğru ve yanlışlara ulaşamaz mıyız? Dinimizi doğru yaşamamız için aklımız ve Kuran ı Kerim yeterli değil midir? Daha kafamda bir sürü soru var ve kime güvenip güvenmeyeceğime karar veremiyorum.
Onlar da sonuçta hayırlı işler yapıyorlarmış gibi görünüyorlar ve bu benim kafamı çok karıştırıyor. Lütfen hocam bana yardımcı olun. Aslında bunların birçoğunu cevaplamışsınız ama bir kere daha bana anlatır mısınız? Gerçekten doğru yolda doğru insanlarla olmak istiyorum. Şimdiden çok teşekkür ederim. Allah razı olsun.
Değerli Kardeşim,
Bunlar kendileri için bir dünya kuruyor ve yapı taşı olarak siz gençleri kullanıyorlar. Bunun için iki şeye ihtiyaç duyuyorlar; biri onların istediği kıvama gelmeniz, yani iyi yetişmeniz. Çünkü yeni yapı taşları bulabilmek için bunu dışa karşı propaganda malzemesi olarak kullanıyorlar. İkincisi de kayıtsız şartsız onlara teslim olmanızdır. Bu sayede onlar sizi istedikleri yerde istedikleri gibi çalıştıracaklardır.
Sizin onlara kayıtsız şartsız teslim olmanızı sağlamanın en kestirme yolu inançlarınızı istismardır. Bunun yolu hurafelerdir.
Güzelim üzümlerin o lezzetli suları, ekşitilip şarap yapılınca insanı nasıl sarhoş ediyorsa İslam dininin o güzelim kural ve kavramları da tahrif edilince yani farklı alanlara çekilince sizi sarhoş etmekte ve şuursuz hale getirmektedir.
O cemaat, insanların Kur’an’ı okuyup anlamalarını asla istemez. Bunu siz yaşayarak görüyor olmalısınız. Okunan ya … …’nin ya da … …’in kitaplarıdır. Dini ana kaynaklar yerine kaynak niteliği olmayan kitaplardan öğrenince sizi din adına istedikleri tarafa çekmeleri çok kolay olmaktadır. Bu cemaatin bu konuda en çok istismar ettikleri kişi Peygamberimizdir.
O Allah’ın Elçisi’dir. Gelmiş, dini tebliğ etmiş ve örnek uygulamalarıyla bize rehber olmuş ve bu dünyadan ayrılmıştır. Şimdi bunlar, dine yapacakları iftiraları, peygamberimizi rüyalarında gördüklerini söyleyerek onun ağzından yapmaktadırlar. Bu konuda İsa aleyhisselamı istismar eden Hıristiyanlar gibidirler. Hıristiyanlar İsa aleyhisselamın kilisede bulunduğunu söyler ve kilisenin onu temsil ettiğini insanlara anlatırlar. Bunlar da kendi cemaatlerini bir çeşit kilise gibi saydıklarından Peygamberimizin orada bulunduğunu zihinlerinize kazmaya çalışıyorlar.
Böylece siz, onarlı gözünüzde büyütecek, kutsayacak ve onlara kutsal bir bağlılık içinde olacaksınız. Hıristiyanlar da böyle dindarlık numaralarıyla kandırılmaktadırlar. Bunlara karşı koymanın tek yolu dini Kur’an’dan ve peygamberimizin uygulamalarından öğrenmenizdir. Bunun için bu şekilde davrandığına inandığın kişilerle birlikte olmaya çalış. Allah yardımcın olsun.
Bazı topluluklarda ve cemaatlerde göze çarpan bir takım inanışlar ve anlayışlar var. Mesela, benim şeyhim Peygamber Efendimizden tayin edilmiştir, deniliyor… Şeyhin veya liderin resmine rabıta kurma gibi uygulamalar görülüyor… Şeyh efendi tartışılmaz, şeyh efendi hata yapmaz, diyenler bulunuyor… “Sadece Allah’tan dilekte bulunmak ve yardım istemek” gerekirken yatırlarda ve türbelerde medfun kişilerden dilek dilemekten tutun da, şeyhlerden kurtuluş ve yardım istemeye kadar davranışlar müşahede ediliyor. Örnekleri daha da çoğaltabiliriz… Böylesi anlayışları ve inanışları genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu görüşler neden ileri geliyor ve nereden kaynaklanıyor?
Bir kimsenin Peygamber Efendimiz tarafından tayin edilmesi söz konusu olamaz. İlk halifeyi dahi tayin etmemiş olan Hz. Peygamber tutup da herhangi bir kimseyi şeyh olarak tayin etmez. Hz. Peygamber bu dünyadan ayrılmış, bize Kur’an-ı Kerim’i ve kendi sünnetini bırakmıştır. Bunlara uyanlar hak yolda, uymayanlar da sapıklıktadır.
Şeyhin resmine rabıta kurmak gibi uygulamalar Şeriatın en ağır yasağı kapsamına girer. Putperestlik böyle başlamıştır. Çünkü rabıtayı bir gönül bağı, bir sevgi bağı şeklinde değil, şu şekilde tarif etmektedirler. “Rabıta bir müridin, mürşid-i kâmilinin ruhâniyetiyle beraber, suretini kalp gözünün önüne getirerek hayal etmesi ve kalbiyle ondan yardım istemesinden ibarettir.” Allah ile kulun arasında şeyhin ruhaniyeti ne arıyor? Neden şeyh, müritlerinin Allah’ın ayetlerini düşünmelerini değil de kendini düşünmelerini istiyor. Yoksa Allah’ın dinini alet edinerek insanları kendine mi davet ediyor?
“Şeyh efendi tartışılmaz, şeyh efendi hata yapmaz” deniyor. Hz. Peygamber’in dahi hata yaptığı Kur’an ayetleriyle sabitken, şeyhin hata yapmayacağını söylemenin Kur’an’a açıkça aykırı olacağı şüphesizdir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin bizim gibi bir insan olduğunu açıkça vurgulamıştır:
“De ki, «Ben başka değil, sizin gibi bir beşerim. Sizin ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu bana vahyedilmektedir»” (Kehf 18/110)
“Peygamberleri onlara demiştir ki; «Biz sizin gibi bir beşerden başkası değiliz ki.” (İbrahim, 14/11)
“Ölülerden dilek dilemek veya şeyhlerin manevi yardımını istemek”
Ölülerden dilek dilemek ancak müşriklerin yapabileceği bir iştir. Bizim ölülere bir hayrımız dokunabilir ama onların bizim için yapabilecekleri bir şey yoktur.
Şeyhlerin manevi yardımı, bize öğretmenlik yaparak öğretecekleri doğru bilgiler ve verebilecekleri nasihatler dışında olmaz. Darda kalmış kişiler, “ Ya falan !” “ Ya filan !” diye bazı şeyhleri, bazı din büyüklerini yardıma çağırıyorlar ki bu da Kur’an-ı kerimin çok sayıda ayetine açıkça aykırıdır:
“Darda kalmış kişi çağırdığı zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz.” (Neml 27/62)
Allah’ın her şeye gücü yeter, ama biz aciziz. Dolayısıyla bütün isteklerimizi Allah’tan istememiz gerekir. Çünkü Allah’ın onaylamadığı bir istek, bir başkası tarafından da yerine getirilemez. Zaten Allah’tan başka tanrı edinme, bazı konularda manevi yardım görme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim böyle davranışları şirk sayar. Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur: “Belki kendilerine yardımları dokunur diye Allah’tan başka tanrılar edindiler. Ama onların yardıma güçleri yetmez. Oysaki kendileri onlar için hazır askerdirler.” (Yasin 36/74-75)
İslam’ı, üniforma anlayışına, şekilciliğe ve kalıpçılığa büründüren zihniyetlerin gittikçe yaygınlaştığı görülüyor. Bu konuda görüşleriniz nedir? İnsanları bu zihniyetlere iten sebepler neler olabilir?
Özden uzaklaşma olunca ister istemez şekilcilik ve kalıpçılık ortaya çıkıyor. Kendi grup, cemaat veya tarikatlarını öne çıkaranlar farklılaşma ihtiyacını duyuyorlar. Bu da belli giysiler, belli kelimeler, saç, bıyık veya sakala verilen belli şekiller yahut baston, yüzük gibi belli simgelerle ortaya çıkıyor. İçlerindeki boşluğu bunlarla doldurmaya çalışmaktadırlar.
Kur’an ve Sünnetin emretmediği şeyleri din namına ortaya koymayı hoş görmek mümkün değildir.
İslam’la bağdaşmadığı halde İslam’danmış gibi ileri sürülen inanışlara ve anlayışlara karşı kendimizi ve başkalarını nasıl koruyabiliriz? Ne yapmalıyız? Bu konuda kime, ne görev düşüyor?
Her şeyden önce Allah katında Kur’an-ı Kerim’e göre sorumlu olduğumuzu bilip, karşı tarafın neye dayandığını sorgulamamız gerekir. Kur’an ve Sünnete aykırı davranışlarımız konusunda hiç kimse bizi savunamaz. Bu sebeple davranışını Kur’an ve Sünnete uygun görmediğimiz kişilerden uzaklaşmamız gerekir.
“Ümmetimin alimleri İsrailoğullarının peygamberleri gibidir” hadisi sahih midir?
Hadis diye bilinen bu söz halk arasında oldukça meşhurdur. Fakat alimler bu sözün uydurma olduğunu söylemişlerdir. Aliyyu’l-Kârî, bu sözün asılsız olduğunu ve alimlerden Demîrî, Zerkeşî ve İbn Hacer el-Askalânî’nin de aynı görüşte olduklarını söylemistir. (el-Masnu’, Aliyyu’l-Kârî, Thk. Abdulfettâh Ebû Gudde, Riyad, 1404 h., c. 1 s. 123) Hadis alimlerinden Münâvî de bu sözün asılsız olduğunu ve herhangi bir isnadının bulunmadığını söylemiştir. (Feyzu’l-Kadir, Abdurrauf el-Münâvî, Mısır, 1356 h., c. 4 s. 384
Mü’minlerin emîri Ebü Hafs Ömer ibni Hattab radıyallahu anh, Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim, dedi:
“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resülü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resülü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.”[1]
Açıklamalar :
“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir” hadisi, insanın kazanacağı sevap ve günahlar ile yakından ilgili ve son derece önemlidir. Ahmed İbni Hanbel, Ebü Davud, Tirmizî, Darekutnî gibi büyük alimler, bu hadisle, İslamiyet’in üçte birini anlamanın mümkün olduğunu söylemişlerdir. İmam Şafiî, bu hadisin yetmiş ayrı konuyla ilgisi bulunduğunu, bu sebeple de onu din ilminin yarısı saymak gerektiğini belirtmiştir. İmam Buharî ise, kitap yazanlara bir nasihatte bulunarak, eserlerine bu hadisle başlamalarını tavsiye etmiştir.
Şimdi niyetin ne olduğunu görelim:
Niyet, bir işi Allah rızası için yapmayı kalbden geçirmektir. İş ya kalble, ya dille veya diğer organlarla yapılır. Kalbimizle yaptığımız işler, niyet ve düşüncelerimizdir. Dilimizle yaptıklarımız konuşmalarımızdır.
Organlarımızla yaptığımız işler de fiil ve davranışlarımızdır. Sözler ve davranışlar çoğu zaman niyete bağlı olduğu için, iyi niyet bazan başlı başına bir ibadet olur.
Ameller yani yapılan işler niyete göre değer kazanır sözü, çoğu zaman organlarımızla yaptığımız işleri kapsar. Yoldaki bir taşı, insanlara zarar vermesin düşüncesiyle ve sevap kazanmak ümidiyle kaldırıp atmak bir ibadet sayılır. Birinin malım meşru olmayan yollardan elde etmeye karar vermişken, Allah korkusuyla bu düşünceden vazgeçmek de aynı şekilde sevap kazanmaya vesile olur.
Kalbden geçen düşünceler, iyi niyete dayandığı zaman Allah katında değer kazanır. Bu esnada kalbin uyanık ve şuurlu olması gerekir.
Dil bir şeye niyet ederken kalb bu düşünceye katılmazsa, niyet makbul olmaz. Çünkü Allah Teala bizim şeklimize, kalıbımıza değil, kalblerimize bakar, niyetlerimize değer verir.
Abdullah İbni Ömer’in alim ve zahid oğlu Medine’nin yedi fakihinden biri olan Salim, halife Ömer İbni Abdülaziz’e yazdığı mektupta şöyle demişti:
“Şunu iyi bil ki, Allah Teala’nın kuluna yardımı, kulun niyeti kadardır. Kimin niyeti tam olursa, Allah’ın ona yardımı da tam olur. Niyeti ne kadar azalırsa, Allah’ın yardımı da o kadar azalır.”
Herkesin yaptığı işin karşılığını niyetine göre alması şu gerçeği vurguluyor: Yapılan bir ibadet ve herkesin takdirini kazanan bir hizmet görünüş bakımından kusursuz olabilir; ancak o ibadet ve güzel hizmetin samimi bir niyetle ve sadece Allah’ın rızasını kazanmak maksadıyla yapılması şarttır. İnsanların takdir ve teveccühünü kazanmak veya hem Allah rızasını hem de insanların takdirini kazanmak düşüncesiyle yapılan ibadet ve hizmetlerin Allah katında hiçbir kıymeti yoktur. Yapılan işleri Allah katında değerli kılan bizim ihlas ve samimiyetimiz, yani o işleri sadece Allah rızası için yapmış olmamızdır. Mesela insanlar beni görsün ve takdir etsin diye namaz kılmak, zekat vermek şirk derecesinde büyük bir günahtır. Fakat gösterişi aklından geçirmeyen bir mü’minin, başkalarını o ibadeti yapmaya teşvik etmek niyetiyle herkesin göreceği bir yerde namaz kılıp zekat vermesi faziletli bir davranıştır. Böyle bir mü’min hem görevini yapmış hem de iyi niyetinden dolayı ayrıca sevap kazanmış olur.
İyi niyete dayanmayan, sadece gösteriş için yapılan ibadetlerin ve güzel davranışların Allah katında hiçbir değeri bulunmadığını Peygamber Efendimiz ibretli bir misalle ortaya koymuştur. Bu hadis-i şerife göre kıyamet gününde ilk defa bir şehid hakkında hüküm verilecek. Allah Teala ona ne yaptığını sorduğunda:
- Senin uğrunda çarpıştım, sehid edildim, diyecek. Fakat Cenab-ı Hak ona:
- Yalan söyledin. Sana cesur adam desinler diye çarpıştın, buyuracak ve o adam yüz üstü sürüklenerek cehenneme atılacak.
Daha sonra ilim öğrenip öğreten ve Kur’an okuyan bir kimse getirilecek. Ona da ne yaptığı sorulacak.
- İlmi öğrendim ve öğrettim. Senin rızanı kazanmak için Kur’an okudum, diyecek. Allah Teala ona:
- Yalan söyledin. İlmi, sana alim desinler diye öğrendin. Kur’anı ise, güzel okuyor desinler diye okudun. Nitekim öyle de denildi, buyuracak. O adam da yüz üstü sürüklenerek cehenneme atılacak.
Hadis-i şerifin devamında zengin bir kimsenin huzura getirileceği, onun da malını Allah rızası için harcadığını söyleyeceği, ona, “cömert adam” desinler diye malını sarfettiği söyleneceği ve diğerleri gibi onun da cehenneme atılacağı belirtilmektedir.[2]
Bu niyet hadisinden şöyle bir sonuç da çıkmaktadır:
Aslında ibadet olmayan bazı işler, iyi niyetle yapıldığı takdirde ibadete dönüşebilir. Mesela yemek yiyen kimse, bu gıdalardan elde edeceği kuvvetle ibadet edeceğini düşünürse, yemek yerken bile sevap kazanmış olur. Normal ticaretini yapan kimse, işini en iyi şekilde yaparak insanlara hizmet etmeyi, onları aldatmamayı düşünürse, hem para hem de sevap kazanabilir.
Hadis-i şerifimizde “Kimin niyeti Allah’a ve Resülü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resülü’ne hicret sevabıdır” buyuruluyor. Hicret, bir şeyi terketmek demektir. Allah Teala’nın yasak ettiği şeyleri terkedip yapmamak da genel manada hicret sayılmaktadır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz:
“Muhacir, Allah’ın yasakladığı şeyleri bırakan kimsedir” buyurur.[3]
Hadiste sözü edilen hicretten maksat, kafirlerin elinde bulunan vatanı bırakıp İslam yurduna göçmek demektir. Hz. Peygamber ile ashabı, Mekke’den Medine’ye bu maksatla göçmüşlerdir. Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi ue sellem’in söylemek istediği şudur:
Bir adam hicret ederken dünyevî bir çıkar düşünmemiş, sadece Allah’ın rızasını kazanmayı ve Resülullah’ı hoşnut etmeyi hedef almışsa, hicreti makbul olmuştur; Allah ve Resulü’ne hicret etme sevabını elde etmiştir. Kim de hicret ediyor görünse bile, aslında bir dünyalık elde etme veya bir kadınla evlenme arzusuyla yola çıkmışsa, onun hicreti makbul sayılmaz ve hiçbir sevap kazanamaz. Bu gerçeği Allah Teala şöyle belirtmiştir:
“Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını çoğaltırız. Dünya kazancını isteyene de dünyalık veririz; ama onun ahirette bir nasibi olmaz”. [4]
Bu hadis-i şerifin söylenmesine şöyle bir olayın sebep olduğu anlatılır:
Sahabîlerden biri, Ummü Kays adlı bir hanımla evlenmek ister. Fakat o günlerde Ümmü Kays Medine’ye hicret etmeyi düşünmektedir. Kendisiyle evlenmek isteyen sahabîye, niyeti ciddi ise Medine’ye hicret etmeyi ve orada evlenmeyi teklif eder. Mekke’deki kurulu düzenini terketmeyi henüz düşünmeyen o sahabî Ümmü Kays’la evlenmek arzusuyla Medine’ye hicret etmek zorunda kalır. Bu durumu bilen sahabîler, Ümmü Kays’ın muhaciri anlamında “Muhaciri Ümmü Kays” diye takıldıkları o zatın, hicret sevabı kazanıp kazanmadığını tartışmaya başlarlar. İşte o zaman Peygamber Efendimiz, bu hadis-i şerifle meseleye açıklık getirerek herkesin niyetine göre sevap kazanacağını belirtir.
Hadisten Öğrendiklerimiz:
1. Yapılan işlerden sevap kazanabilmek için o işlere iyi niyetle başlamak gerekir.
2. Niyetin kalben yapılması önemli olduğu için, bunu ayrıca dille söylemek şart değildir.
3. Allah rızası gözetilmeden yapılan işlerden sevap kazanılamaz.
4. İnsan göründüğü gibi olmalı, dünyevî bir çıkar için dini kullanmamalıdır.
5. İhlas, niyet sağlamlığı demektir