Chavez üslubunu sertleştiriyor
Nisan 22,2007 — otvavChavez üslubunu sertleştiriyor
Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ABD Başkanı George Bush’u hedef alan üslubunu giderek sertleştiriyor. Arjantin’de onbinlerce kişiye seslenen Chavez, Bush’a üstü kapalı bir şekilde hakaret etti.
BUENOS AIRES - Daha önce Bush’a, “Siz bir eşeksiniz” diyen Chavez, bu defa da “Kendisini, Simon Bolivar’ın çocuğu sanıyor ama aslında… Neyse, o sözcüğü burada söyleyemem” ifadesiyle Bush’a örtülü olarak ağır hakaret etmiş oldu. Bir futbol stadyumunda, onbinlerce kişiye seslenen Hugo Chavez, Bush’un ikiyüzlülük madalyası almayı hak ettiğini söyledi ve ABD Başkanı’nı bozuk plağa benzetti.
“Arka Bahçe”
Venezuela, Bolivya, Arjantin; ABD’nin arka bahçesinde neler oluyor?
Washington’da gündemin Irak ve Afganistan olduğu bir dönemde başkan Bush, Latin Amerika ülkelerinde eski dostlarını birer birer kaybetmeye başladı.
‘Arka bahçe’de güçlenen sol iktidarlar, yeni liberal Amerikan politikalarından farklı ne öneriyor?
Venezuele, Bolivya ve Arjantin’e seyahat eden Emre Azizlerli, dizinin bu ilk bölümünde, 3 Aralık’taki seçimlerden yine zaferle çıkması beklenen Hugo Chavez’in Venezuela’sında:
Karakas’taki ilk durağımız Elvaiye semti; etrafındaki tepeler, gecekondularla dolu. Venezuela’nın 5 milyonu aşkın nüfusa sahip olan başkentinde, halkın yaklaşık yüzde sekseni böyle gecekondularda yaşıyor. Venezuelalılar, sıcakkanlı insanlar.
“Chavez hep burada, Chavez hiç gitmeyecek!”
Karakas’da, her yerde duyabileceğiniz bir şarkı. Çok az lidere nasip olan bir popülerliğe sahip Hugo Chavez. 1999’da iktidara gelen, 2002’de darbeyle devrilmek istenen, fakat devrilmeyen; yerel ve ulusal düzeyde bir dizi seçimle halk oylaması zaferiyle Venezuela’da yeni bir anayasa yazan ve Washington merkezli neoliberal siyasete bayrak açarak ekonomide milliyetçi sol bir çizgiyi benimseyen Chavez, bu ülkenin yoksul kesimleri nezdinde tam anlamıyla bir ilah gibi.
“Chavez hep burada, hiç gitmeyecek!” şarkıları her ağızdan yükselmiyor ama. Chavez’i, ömür boyu iktidarda kalma hevesinde bir despot olarak gören; demokrasi için bir tehdit, ülke ekonomisi için bir talihsizlik olarak niteleyenler de var.
Venezuela dünya piyasasına petrol sağlayan ülkeler arasında şu an 5. sırada. Gelecekte daha da ön sıralara, hatta en başa yerleşmeye aday; işte, ‘Venezuela siyaseti de özetle, ‘Petrol parasını nereye, nasıl harcamalı?’ kavgası.
Elvaiye’deki gecekondu mahalsinde bir mutfaktayım. Deyzi Çenino ve yardımcısı Venezuela’ya has mısır ekmeklerini (arepaları) tavada kızartıyor ve komşularla sohbet ediyorlar. Hugo Chavez’in ‘misyon’ başlığı altında yoksul semtlerde başlattığı sosyal yardım programlarından biri bu. Hükümet fonlarıyla sağlanan gıda maddeleri mahallelilerin seçtiği bir evde pişiriliyor ve en başta da çocukların, işsizlerin karnı doyuyor. Ziyaretim sırasında mısır ekmeğinin yanında tavuk, pilav ve salatadan bana da tattıran Deyzi, buradaki herkes gibi koyu bir Chavezci: “Adım Deyzi Cenino. Bu aşevi aynı zamanda benim evim. Her gün 150 kişiye yemek yapıyoruz. Karşılığında hükümet de bana ve diğer çalışanlara bir miktar para veriyor. Chavez’in, bugüne değin yaptıkları da, yapacakları da her şeyin en iyisi. Misyonlar sayesinde insanların karnı doyuyor, okula gidemeyenler gidiyor, kadınlar iş öğreniyor. Chavez’den önce çok kötüydü her şey; biz yoksulların hiçbir şeye hakkı yoktu.”
“Devrim” diye yazan afiş ve duvar yazılarıyla dolu Venezuela’da, Hugo Chavez’in 2003 yılından bu yana çok çeşitli misyona akıttığı paranın yaklaşık 15 milyar doları bulduğu düşünülüyor. Okuma-yazma kursları, mikro kredi programları, okullar, gecekondu mahallelerinde açılan klinikler, yüksek eğitim programları, yıkık-dökük ev ve sokaklarda hayatı kuşkusuz birhayli canlandırmış; Chavez’e neredeyse tapan bir güruh yaratmış. Kanı “Chavez, Chavez!” diye akan binlerce Chavez aşıkı var; fakat bu aşkın, sonunda hüsranla biteceğini düşünenler de var. Chavez hükümetinde savunma bakanlığı yapmış olan, ancak cumhurbaşkanıyla daha sonra yolları ayrılan Raul Salazar’a, “Neden Chavez kampından ayrıldınız?” diye sorduğumda; “Çünkü” diyordu, “Chavez’in devrimi Venezuela’nın problemlerini çözmeye değil, sadece kendisini iktidarda tutmayı amaçlıyor.”
Raul Salazar, ‘misyon’ların ciddi bir kalkınma programı olmadığı inancında. Petrol parasıyla yoksulların oylarının avlandığını söylüyor: “Devrimciler iktidarı ele geçirmek için çoğunlukla yoksul halkı hedefler; onlara hayaller satarlar. Chavez’in halka hayaller satmakta çok usta olduğunu düşünüyorum. Kurduğu misyonlar siyasi amaçlı; onu iktidarda tutacak hayallerin aşılandığı yerler. Açtığı yeni devrimci okullar örneğin; gerçek birer okul mu? İki-üç yılda doktor yetiştirmek mümkün mü? Ama dertleri eğitim değil tabi; bir doktrini, radikal devrimci politikaları yaymak, çok ciddi bir sorun. Eğitim kurumları serbest, açık ve tüm siyasi teorilerden arınmış olmalı; bir devrimi hedefleyen dogmatik kurumlar değil.”
Eski savunma bakanı Raul Salazar’ın eleştirisine, Chavez’in kurduğu üniversitede yanıt aramaya gittim. Anfiler yok bu okulda, bütün sınıflar 30-40 öğrencilik. Dersten çıktıktan sonra bahçede sohbet ettiğim öğrencilerden biri, buradaki diğer birçok genç gibi Karakas’ın baryolarından, yani gecekondu mahallesinden geliyor. 2003 yılında açılan Bolivar üniversitesinde Venezuelalı olduğu kadar, yabancı hocalar da var; örneğin Ispanya’dan kalkıp, Chavez’in devrimine destek olmak için Karakas’a yerleşen Fernando Kasado gibi. Hukuk ve insan hakları dersleri veren Fernando Kosado’ya göre Chavez, Venezuela toplumundaki büyük bir boşluğa, yüksek eğitim sorununa ilk kez çare arayan bir lider: “Venezuela’da, üniversiteye gitmek isteyen 400 bin kişiden sadece 100 bini okuyabiliyordu; çünkü eğitimin çoğu özelleştirilmişti. Kamu okullarıysa üçüncü dünyanın bir çok yerinde olduğu üzre, sadece orta ve ortanın üstü sınıftan gelenlere hizmet verir haldeydi; çünkü yoksul öğrenciler ilk okuldan itibaren çok sayıda engelle karşılaşıyor, yarışın giderek ardında kalıyor. İşte bu gençlere imkan tanıdık. Üç yıllık eğitim sürecinde nitelikten feragat ederek, niceliği biraz daha önem vermek zorunda kalmış olabiliriz belki. Sadece hukuk bölümünde ülke çapında 42 bin öğrencimiz var…”
Chavez’in muhalifi, Venezuela petrolünün çoğunun çıktığı zengin Zulia eyaletinin valisi Manuel Rosales’in, Karakas’ta konuşma yaptığı otelde takım elbiseli, coşkulu bir kalabalık Chavez’in politikalarını durdurmaya kararlı: “O bir komünist, Fidel Castro gibi” diyenler de var; “Chavez şeytanın ta kendisi” diyen de… Muhalefet, Chavez’i ülkeyi bölmekle suçluyor, Chavezcilerse muhalefeti hükümetin çalışmalarını, ekonomiyi sarsmak pahasına sabote etmeye çalışmakla…
Bu ilk bölümün sonunda, Venezuela’nın önde gelen sosyal bilimcilerinden Margarita Lopez Maya’nın evindeyiz. Kendisinden, bana ülkesindeki kutuplaşmayı anlatmasını istedim. New York’da Kolombiya üniversitesindeki çalışmaları ardından Karakas’a geri dönen bu akademisyene göre, ekonomi tartışmasında ne muhalefet ne de Chavez hükümeti gerçekleri söylemekte: “Kapitalist sistem günümüzde işsizliğe çare değil. Sadece Latin Amerika’da değil ABD’ye, AB’ye bakın; durum böyle. İşsizlik bütün dünyada ciddi bir sorun, Venezuela’daysa geçmişe nazaran işsizlik kısmen azaldı; özellikle son üç yılda kooperatifler aldı yürüdü, petrol gelirlerindeki artışa paralel olarak tabi. Ama Venezuela ekonomisinde köklü bir değişimden çok, ‘istihdam sağlayalım’ diye büyüdü. Yakında bu konuda sorunlar artacak bence; kooperatifler dünyanın hiçbir yerinde başarılı olmadı, burda da çok sayıda hayalet kooperatifin, devlet yardımlarını cebe indirmek için oluştuğu ve gerçek anlamda bir sosyal ekonomiye dönüşmedikleri söyleniyor.”
Margarite Lopez Maya’ya göre Hugo Chavez’in bir başarısından bahsedilecekse; bunu istihdam sağladığı insan sayısında değil, ilk kez sandık başına oy atmaya çektiği yüzbinlerce kişide aramalı.
Karakas’da her köşebaşında size eşlik eden kıpır kıpır, neşeli bir müzik var; ama bunun ardında yatan toplum, bölünmüş gergin bir toplum. Çünkü Chavez karşıtları soruyor: “Cumhurbaşkanı koltuğunda süresiz kalma niyetinden bahseden bir lider, demokrat olabilir mi?” diye.
2. BÖLÜM
Karakas’ın sokakları zengin birkaç semtin dışında işportacılarla, sokak satıcılarıyla dolu. Günü kurtarmak için didinen bu insanlar, cumhurbaşkanı Hugo Chavez’in 7 yıldır süregiden sosyalist devriminde, daha katetmesi gereken çok yol olduğunun bir göstergesi; muhaliflerine sorarsanız, Chavez’in devrim vaadlerinin gerçekleşmediğinin bile… BM’ye göre Venezuela’da nüfusun yaklaşık yüzde 15’i, günde l doların altında çalışıyor. En zengin yüzde onluk kesim; milli gelirin, neredeyse yüzde 40’ını temsil ederken, en yoksul yüzde 10’un payı ise sadece binde altı. Zengin petrol yataklarıyla “Güney Amerika’nın Suudi Arabistan’ı” diye anılan bu ülkede, yoksullukla mücadele konusunda Chavez’in başarısı göreceli olabilir belki; ama Venezuelalı sosyal bilimci Margarita Lopez Maya, ülkede bir ilerlemenin kaydedildiğini söylüyor.
Dünyanın en çok petrol ihraç eden 5. ülkesi olan Venezuela’da hükümetin elinin altında, petrol fiyatlarındaki artışın da katkısıyla ciddi bir gelir var ve Chavez yönetimi bu petrol dolarlarıyla birçok yeni sosyal program başlattı; örneğin gecekondu mahallelerinde, yani Baryolarda açılan klinikler gibi, cumhurbaşkanını çok popüler kılan programlardan biri bu.
“Yaşasın Fidel, yaşasın Küba devrimi!” diye bağıran Hugo Chavez’in Castro’yla arasındaki işbirliğinin beklide en somut göstergesi bu klinikler. Küba’ya ucuza petrol sağlayan Chavez, bunun karşılığında 13 bin Kübalı doktoru Venezuela’ya getirerek, doktor açığını kapattı. Kübalıların görev yaptığı bu yerler, suç oranlarının yüksek olduğu tehlikeli mahalleler Karakas’ta; hatta gelen doktorlar arasında öldürülen ya da tecavüze uğrayanlar olmuş. Baryolardaki yüksek suç oranı, Venezuelalı doktorların Chavez’in sağlık projesine büyük bir istekle sarılmayışlarının bir nedeni muhtemelen; fakat başkent dışında bir gecekondu kliniğinde çalışan ve tatil için geldiği Karakas’da benimle konuşan Venezuelalı doktor Beti Martinez, “Güvenlikten ziyade asıl dertleri başka” diyor: “Venezuela’da tıp okuyunca insanın kafasına, hemen ‘kendi özel muayenehanesini açması için para biriktirmesi gerektiği’ işleniyor. Tıp, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de çok ticari; yoksulların sağlığı, bu yüzden öncelikli değil. Başka etmenler de var tabi; örneğin ben, Brezilya sınırı yakınlarında kırsal bir bölgede hiç doktor olmadığını duyup başvurmuştum. Ama sonra, bu yerin medeniyetten uzaklığı soğuttu beni. ‘Cep telefonun orda çalışmaz’ dediler; ben de vazgeçtim. Aradan iki yıl geçtikten sonra, aynı yerde çalışan Kübalı bir doktorla tanıştım; ve kendimden nasıl utandım! Venezuelalı köylülere benim yerime, ta Küba’dan kalkıp gelmiş biri bakıyordu. O zaman Chavez’in ‘misyonu’na girmeye karar verdim; ve hayatımın en güzel deneyimini yaşıyorum.”
Komünist Küba’nın sağlık hizmetlerindeki kabarık personel sayısının bilgisi, becerisi Latin Amerika’da her kesimin şapka çıkarttığı bir gerçek; fakat Chavez karşıtları, Karakas’taki hükümetin Havana’yla güçlenen bağlarından son derece tedirgin. Ülkeye akın eden doktor ordusu bir yana; Karakas’taki Kübalı danışmanlar, Havana’ya okumaya giden Venezuelalı devrimci gençler bu tedirginliği perçinliyor.
Halihazırda Venezuela anayasasına göre bir cumhurbaşkanı en fazla iki dönem görevde kalabiliyor; fakat Hugo Chavez’in, ‘süresiz cumhurbaşkanı olabilmesinin yolunu açacak bir halk oylamasını 2010 yılında mümkün gördüğünü’ söylemesi, muhalefet sıralarında Fidel Castro benzetmelerini daha da körükledi. Ancak sosyal bilimci Margarita Lopez Maya, Chavez ve çevresinin bazen üst-orta sınıfları alarma geçiren beyanlarının, daha sonra başka açıklamalarla çektiğine dikkat çekiyor: “Chavez’in söyleminde bir değişim var; ilk başlarda 3. yoldan bahseden bir liderdi, Tony Blair ya da Bill Clinton gibi. 1999’da hükümetteki ilk yılında kabul edilen anayasaya baktığımız vakit, bunun kapitalizmle barışık bir metin olduğu açıkça ortada. Öngörülen ekonomi, devlet yapısı kapitalist; ama şu son yılda bir değişim sözkonusu, Chavez taraftarları kapitalist sistemin yoksulluğa, gelir dağılımındaki adaletsizliğe çare olamayacağını daha sık söylüyorlar. Haliyle, Venezuela’nın yüzde 20 ila 30’unu temsil eden orta ve üst sınıflar bu durumdan hoşnut değil; fakat hükümetin en üst kademeleri her fırsatta özel mülke ve özel sektöre müdahale edilmeyeceğini dile getiriyor hala; golf sahalarının akibeti konusunda mesela, Belediye başkanının önerileri büyük gürültü koparttı. Fakat Chavez hükümeti daha sonra, bu yerlere el konulmayacağı mesajını da verdi; yani ortada muğlak bir durum var.”
Venezuela’da halihazırda özel şirketler yerel olsun, yabancı olsun vergilerinin artmış olmasına karşın varlıklarını eskisi gibi sürdürüyorlar; hala kâr ediyorlar. Özel bankalar ve işyerleri açısından da tek önemli değişiklik vergilerde; peki, hep böyle devam edecek mi?
“Chavez’in nereye doğru ilerlediğini şu an pek bilmiyoruz. Lideri olduğu hareket içinde farklı görüşler rekabet ediyor. Kapitalist sistem içinde kalkınmacı bir modeli savunan gruplar da var, sosyalist bir devrimi çok daha derinlemesine hayata geçirmek isteyenler de var. Bugüne değin Chavez, bu iki grubu da tek bir şemsiye altında tutmayı başardı. Çok karizmatik bir adam, lideri olduğu hareket geniş bir ittifak; fakat iç çekişmeleri kontrol altında tutmayı, farklı aktörleri kendisine bağlamayı becerdi bugüne değin.”
Hugo Chavez’in, Washington’un politikalarına meydan okuyan konuşmaları Venezuela’da kendi tabanında popülerliğini aktarırken; muhalefet çevrelerinde ise Venezuela’yı uluslar arası alanda, giderek tecrit ettiği eleştirilerine yol açıyor. İran’la bağlarını güçlendiren; İsrail’i, elçisini çekerek protesto eden Chavez, siyasi anlamda başkan Bush’la taban tabana zıt bir görünüm içinde. Washington-Karakas hattında iki ülkenin liderleri bir söz düellosundadır gidiyor; fakat şimdiye kadar, aralarındaki sıkı petrol ticaretini de bozmadan. Petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 15’ini Venezuela’dan sağlayan ABD, Karakas’ın en büyük müşterisi; bu ülkenin petrolünün yaklaşık yarısını, Amerikan şirketleri satın alıyor.
Venezuela’nın BM elçisiyken Hugo Chavez’i protesto ederek istifa eden Milos Alkalay, ‘devrimin retoriği ile gerçekleri arasında büyük bir çelişki olduğu’ görüşünde: “Devrimcilerin bütün projeleri Amerikan doları sayesinde. ABD ile olan sözleşmelerinde Venezuela para birimini güçlü tutabiliyor; ama öte yandan, ‘Ben devrimciyim!’ diye geziyorsun. Bu tezat da ülkede gerçek bir değişime işaret etmiyor.” Ancak hep böyle kalmayabilir. Hugo Chavez de bu eleştirilerin farkında, ABD pazarına bağımlılığını azaltmanın yollarını arıyor. Zor bir süreç bu, Venezuela ham petrolünü işleyebilen rafineriler her ülkede yok; ama Amerika’da var.
Hugo Chavez, bölge ülkeleriyle petrol ilişkilerini de güçlendirerek, Washington’a karşı birlikte tavır almaya özendirmeye çalışıyor bu ülkeleri. Arjantin’de bölge ülkelerinin toplantısında, Washington’un Güney Amerika ülkelerine benimsetmeye uğraştığı serbest ticaret antlaşmasını toprağa gömeceklerini ilan eden Hugo Chavez; onun hedefi, Güney Amerika’yı bir blok halinde Kuzey Amerika’nın karşısına ticari, askeri, siyasi planda rakip olarak çıkartmak.
Latin Amerika’da esen bu siyasi rüzgarda Hugo Chavez’in arkasında duran ülkelerden biri Küba’ysa, bir diğeri de Bolivya. İşte, dizimizin bir sonraki bölümünde, Karayip sahillerinden ayrılarak ve değişimin izini, Ant dağlarının 4000 metreye varan tepelerinde süreceğiz. Yerli Toplumların yeni bir hak arayışıyla siyaset sahnesine çıktığı, tarım işçisi bir sendikacının Evo Morales’in seçim zaferi kazandığı Bolivya’da da sol iktidar “Devrim!” diyor, Washington’un politikalarını “yeni sömürgecilik” diyerek reddediyor; ama Bolivya bu devrimi, bölünmeden götürebilecek mi? (bbc, 28-29.11.2006)
Hazırlayan Celal Sancar

