Bilgisayar (pc suite)

Bilgisayar

Bilgisayar, belirli komutlara göre veri işleyen bir makinedir.Bilgisayarlar çok farklı biçimlerde karşımıza çıkabilirler. 20. yüzyılın ortalarındaki ilk bilgisayarlar büyük bir oda büyüklüğünde olup, günümüz bilgisayarlarından yüzlerce kat daha fazla güç tüketiyorlardı. 21. yüzyılın başına varıldığında ise bilgisayarlar bir kol saatine sığacak ve küçük bir pil ile çalışacak hâle geldiler. Toplumumuz kişisel bilgisayarı ve onun taşınabilir eşdeğeri, dizüstü bilgisayarını, bilgi çağının simgeleri olarak tanıdılar ve bilgisayar kavramı ile özdeşleştirdiler.Ancak, günümüzde en yaygın olarak kullanılan bilgisayar türü, gömülü bilgisayarlardır. Gömülü bilgisayarlar küçük boyutlu olup genelde diğer aygıtların denetiminde kullanılırlar. Savaş uçaklarında, çamaşır makinelerinde hatta oyuncaklarda da bulunurlar.İstenilen programı kayıt edip istenilen zamanda çalıştırabilmeleri bilgisayarları çok yönlü kılıp hesap makinelerinden ayıran ana özellikleridir. Church-Turing tezi bu çok yönlülüğün matematiksel ifadesidir, ve herhangi bir bilgisayarın bir diğer bilgisayarın görevlerini yerine getirebileceğinin altını çizer. Dolayısıyla, karmaşıklıkları ne düzeyde olursa olsun, cep bilgisayarından süper bilgisayarlara kadar, bellek ve zaman kısıtı olmadığı takdirde hepsi aynı görevleri yerine getirebilirler. 

 

Jacquard‘ın doku tezgâhı ilk kurulabilir aygıtlardandır.

  // Tarihçe

Bilgisayar tanımının esnekliği ve zaman içerisindeki değişim süreci dolayısıyla ilk bilgisayarı saptamak güçtür. Geçmişte bilgisayar olarak bilinen birçok aygıt günümüz ölçütlerine göre bu tanımı hak etmemektedirler.Başlangıçta bilgisayar sözcüğü hesaplama sürecini kolaylaştıran nesnelere verilen bir ad konumundaydı. Bu ilk dönemin bilgisayar örnekleri arasında sayı boncuğu (abaküs) ve AntiKitira Makinesi (M.Ö. 150-100) sayılabilir. Yüzyıllar sonra, Ortaçağ sonundaki yeni bilimsel keşifler ışığında, Avrupalı mühendisler tarafından geliştirilen bir dizi makinesel hesaplama aygıtlarının ilki ise, Wilhelm Schickard’a (1623) aittir.Ancak, programlanabilir (veya kurulabilir) olmamaları nedeniyle bu aygıtların hiç biri günümüz bilgisayar tanımına uymamaktadır. 1801 yılında Joseph Marie Jacquard’ın dokuma tezgâhındaki işlemi özdevinimleştirmek (otomatikleştirmek) adına ürettiği delikli kartlar ise bilgisayarların gelişme sürecindeki, kısıtlı da olsa, ilk programlanabilme (kurulabilme) izlerinden sayılır. Kullanıcının sağladığı bu kartlar sayesinde, dokuma tezgâhı kart üzerindeki delikler ile tarif edilen çizime işleyişini uyarlayabiliyordu. 

 

Вir delikli kart1837 yılında Charles Babbage, adını Analytical Engine (Çözümlemeli veya analitik makine) koyduğu, ilk tam programlanabilir makinesel bilgisayarı kavramsallaştırıp tasarladı. Ancak parasal nedenler ve üzerindeki çalışmalarının sonlanamaması nedeniyle bu makineyi geliştirmedi.Delikli kartların ilk büyük ölçekli kullanımı ise Herman Hollerith tarafından, 1890 yılında muhasebe işlemlerinde kullanılmak üzere tasarlanan hesap makinesidir. Hollerith’in o dönemde bağlı olduğu işletme ise sonraki yıllarda küresel bilgisayar devine dönüşecek IBM’dir. 19. yüzyılın sonlarına varıldığında, gelecek yıllarda bilişim donanım ve kuramlarının gelişimine büyük katkıda bulunacak uygulayımlar (teknolojiler) ortaya çıkmaya başlamıştılar: delikli kartlar, Boole cebiri, boşluk tüpleri ve teletip aygıtları.20. yüzyılın ilk yarısında ise, birçok bilimsel gereksinim, gittikçe karmaşıklaşan örneksel (analog) bilgisayarlar ile giderildiler. Ancak günümüz bilgisayarlarının yanılmazlık düzeyinden hâlâ uzaktılar.1930′lar ve 1940′lar boyunca bilgisayar uygulayımı gelişmeye devam etti, ve sayısal elektronik bilgisayar’ın ortaya çıkışı ancak elektronik devrelerinin buluşundan (1937) sonra gerçekleşebildi. Bu dönemin önemli çalışmaları arasında aşağıdakiler sayılabilir: 

EDSAC, von Neumann mimarisini uygulayan ilk bilgisayarlardandır.

  • Konrad Zuse‘nin “Z makineleri”. Z3 (1941) ikili sayı tabanına dayalı işleyip, gerçel sayılar ile işlem yapabilen ilk makinedir. 1998 yılında Z3′ün Turing uyumlu olduğu kanıtlanmış ve böylece ilk bilgisayar unvanını edinmiştir.
  • Atanasoff-Berry Bilgisayarı (1941) boşluk tüplerine dayalı olup, ikili sayı tabanının yanı sıra, sığaç tabanlı bellek donanımına sahipti.
  • İngiliz yapımı Colossus Bilgisayarı (1944), kısıtlı programlanabiliriğine (kurulabilirliğine) rağmen, binlerce tüp kullanımının yeterince güvenilir bir sonuç verebileceğini göstermiştir. 2. Dünya Savaşı’nda Alman silahlı kuvvetlerinin gizli iletişimlerini çözümlemek için kullanılmıştır.
  • Harvard Mark I (1944), kısıtlı kurulabilirliğe sahip bir bilgisayar.
  • ABD Ordusu tarafından geliştirilen ENIAC (1946), onluk sayı tabanına dayalı olup ilk genel kullanım amaçlı eletronik bilgisayar unvanına sahiptir.

ENIAC’ın olumsuz yanlarını saptayan geliştiricileri, daha esnek ve zarif bir çözüm üzerinde çalışıp, artık saklı program mimarisi veya daha çok von Neumann mimarisi olarak tanınan tasarımı önerdiler. Bu tasarımdan ilk olarak John von Neumann (1945) yılında gerçekleştirdiği bir yayında söz etmesinden sonra, bu mimariye dayalı olarak geliştirilen bilgisayarlardan ilki İngiltere’de tamamlandı (SSEM). Aynı mimariye bir yıl sonra kavuşan ENIAC’a ise EDVAC adı verildi.Günümüz bilgisayarlarının neredeyse tamamının bu mimariye uyumlu hâle gelmesi ile bilgisayar sözcüğünün tanımı olarak da kullanılmaktadır. Dolayısı ile bu tanıma göre geçmişteki aygıtlar bilgisayar olarak sayılmasalar da, tarihsel bağlamda yine de o biçimde anılmaktadırlar. Her ne kadar 1940′lardan bu yana bilgisayar uygulayımı köklü değişiklikler geçirmiş olsa da, çoğunluğu von Neumann mimarisine sadık kalmıştır. 

 

Mikroişlemci von Neumann mimarisinin temel öğelerindendir.Boşluk tüpüne dayalı bilgisayarlar 1950′ler boyunca kullanımda kaldıktan sonra, 1960′larda daha hızlı ve ucuz olan geçirgeç (transistör) tabanlı bilgisayarlar yaygınlık kazandı. Bu etkenlerin sonucunda bilgisayarların daha önce görülmemiş bir düzeyde toplu üretimine geçirildi. 1970′lere varıldığında tümleşik devre uygulayımı ve Intel 4004 gibi mikroişlemcilerin geliştirilmesi sayesinde bir kez daha büyük bir başarım ve güvenilirlik artışının yanı sıra, maliyet düşüşü de yaşandı. 1980′lerde artık bilgisayarlar, çamaşır makinesi gibi günlük hayat kullanımındaki birçok makinesel aygıtın denetleyici donanımlarındaki yerlerini almaya başlamışlardı. Yine aynı dönemde, kişisel bilgisayarlar yaygınlık kazanıyorlardı. Son olarak 1990′lardaki bilgisunarın (Internet) gelişimi ile de bilgisayarlar artık televizyon ve telefon gibi alışılmış birer aygıt hâline gelmişlerdir.

Yapı

von Neumann mimarisine göre bilgisayarlar başlıca dört bileşenden oluşurlar: aritmetik mantık birimi (AMB), denetim birimi (DB), bellek ve giriş/çıkış (G/Ç). Bu dört kesim kendi aralarında taşıt (veya yollar) ile bağlıdırlar. Aritmetik mantık birimi ile denetim biriminin yanı sıra yazmaçlar, işlemciyi (ayrıca Ana işlem birimi ve Merkezi işlem birimi) oluştururlar. 

 

von Neumann mimarisine göre bilgisayar yapısı.

Aritmetik mantık birimi (AMB)

Aritmetik mantık birimi işlemci içerisinde iki tür işlemi yerine getirmek ile yükümlüdür, sayısal ve mantıksal işlemler. Herhangi bir AMB tarafından desteklenen sayısal işlemlerin sayısı ve türü işlemciye göre farklılık gösterir. Bazıları sadece toplama ve çıkarma ile sınırlıyken, diğerleri trigonometrik işlevler bile destekleyebilirler. Ancak en karmaşık görevler bile basit adımlara indirgenebildiğinden en basit işleçleri bile destekleyen bir AMB bunları hesaplayamayı başarabilir.Sayısal işlemler dışında AMB, mantıksal işleçler de kullanabilir. Boole cebiri’nin temel işlevleri (VE, VEYA, ÖZEL VEYA, DEĞİL) sayesinde karmaşık mantıksal önermeleri hesaplayabilir. Yeni nesil AMB’ler ise doğrudan yöney ve dizeyler üzerinde işlem yapmayı desteklemektedirler.

Denetim birimi (DB)

Denetim birimi (veya denetçi), işlemci içerisindeki yer alan kesimlerin doğru çalışmaları için yönlendirilmeleri ile yükümlüdür. Birincil görevi, çalıştırılan programın her komutunu çözmek ve işlemci içerisinde kullanılabilecek sinyallere çevirmektir. Bunun dışında çalıştırılan programın hangi komutunda bulunulduğunu da tutan program sayacının içerir. Son dönem bilgisayarların denetim birimleri, söz konusu programın komut sırasını değiştirip hızlandırabilen yapılara sahiptirler.

Bellek

Bir bilgisayarın belleği, sayılar içeren bir hücreler bütünü olarak düşünülebilir. Her hücreye yazılabilir ve içeriği okunabilir. Her hücrenin kendisine özel bir bulunağı (adresi) vardır. Bir komut örneğin 34 sayılı hücrenin içeriğini 5.689 sayılı hücre ile toplayıp 78. hücreye yerleştirmek olabilir. İçerdikleri sayılar herhangi bir şey olabilir, sayı, komut, bulunak, harf, vb. İçeriğinin doğasını ancak onu kullanan program belirler. Günümüz bilgisayarlarının çoğunluğu veriyi kaydetmek için ikili sayıları kullanır ve her hücre 8 bit (yani bir bayt) içerebilir. 

Kişisel bilgisayar: (1) Ekran, (2) Ana kart (3) İşlemci (CPU) (4) Bellek (RAM) (5) Genişletme Kartları (PCI-X, AGP, vb.) (6) Güç Kaynağı (7) Optik Disk Sürücü (DVD, CD, vb.) (8) Sabit Disk (9) Klavye (10) FareDolayısıyla bir bayt 255 farklı sayıyı ifade edebilir, bunlar ancak 0 dan 255′e veya -128 den +127′ye olabilirler. Yan yana yerleşmiş birden fazla bayt kullanıldığında ise (genelde 2, 4 veya 8) çok daha büyük sayıların kaydedilmesi mümkün olur. Çağımız bilgisayarlarının bellekleri milyarlarca bayt içermektedirler.Bilgisayarlarda üç adet bellek türü bulunur. İşlemci içerisinde yer alan yazmaçlar, son derece hızlı ancak çok sınırlı sığaya sahiptirler. İşlemcinin çok daha yavaş olan ana belleğe olan erişim gereksinimini gidermek için kullanılırlar. Ana bellek ise Rastgele erişimli bellek (REB veya RAM, Random Access Memory) ve Salt okunur bellek (SOB veya ROM, Read Only Memory) olmak üzere ikiye ayrılır. RAM’a istenildiği zaman yazılabilir ve içeriği ancak güç sürdüğü sürece korunur. ROM ise sadece okunabilen ve önceden yerleştirilmiş bilgiler içerir. Bu içeriği güçten bağımsız olarak korur. Örneğin herhangi bir veri veya komut RAM’da bulunurken, bilgisayar donanımını düzenleyen BIOS ROM’da yer alır.Son bir bellek alt türü ise ön bellektir (cache memory). İşlemci içerisinde yer alır ve yazmaçlardan büyük sığaya sahip olmanın yanı sıra ana bellekten de hızlıdır. 

 

Sabit diskler bilgisayarların en çok tanınan G/Ç birimlerindendirler.

Giriş/Çıkış (G/Ç)

G/Ç bir bilgisayarın dış dünyadan veri alışverişinde bulunmak için kullandığı araçtır. Yaygın olarak kullanılan giriş birimleri arasında klavye ve fare, çıkış için ise ekran (veya görüntüleyici, monitör) ve yazıcı sayılabilir. Sabit ve optik diskler ise her iki görevi de üstlenirler.

Bilgisayar ağları

1970′lerde ABD’li mühendisler ordu içerisinde yürütülen bir tasarı çerçevesinde bilgisayarları birbirleri ile bağlayıp (ARPANET), günümüzde bilgisayar ağı olarak bilinen yapının temellerini attılar. Zaman içerisinde bu bilgisayar ağı, ordu ve akademik birimler ile de sınırlı kalmayıp genişledi ve bugün milyonlarca bilgisayar içerden Bilgisunar (Internet veya Genel ağ) oluştu. 1990′lara gelindiğinde ise, İsviçre’nin CERN araştırma merkezinde geliştirilen Küresel ağ (World Wide Web, WWW) adlı iletişim kuralları, e-posta gibi uygulamalar ve ethernet gibi ucuz donanımsal çözümler ile bilgisayar ağları yaygınlık kazandılar.

Ek konular

Donanım

Donanım kavramı bir bilgisayarın tüm dokunulabilir bileşenlerini kapsar.

Donanım örnekleri
Çevresel birimler (Giriş/çıkış) Giriş Fare, Klavye, Oyun çubuğu, Tarayıcı

 

Çıkış Monitör, Yazıcı

 

Her ikisi Disket sürücü, Sabit disk, Optik disk

 

Bağlantı birimleri Kısa menzil RS-232, SCSI, PCI, USB

 

Uzun menzil (Bilgisayar ağları) Ethernet, ATM, FDDI

 

Yazılım

Yazılım kavramı bilgisayardaki özdek (maddi) olmayan tüm bileşenleri tanımlar: programlar, iletişim kuralları ve veriler hepsi yazılımdır.

Yazılım
İşletim sistemi Unix/BSD UNIX V, AIX, HP-UX, Solaris (SunOS), FreeBSD, NetBSD, IRIX

 

GNU/Linux Linux sürümleri dizelgesi

 

Microsoft Windows Windows 9x, Windows NT, Windows CE

 

DOS DOS/360, QDOS, PC-DOS, MS-DOS, FreeDOS

 

Mac OS Mac OS X

 

Gömülü ve Gerçek zamanlı işletim sistemileri Gömülü işletim sistemleri dizelgesi

 

Kütüphaneler Çoklu ortam DirectX, OpenGL, OpenAL

 

Programlama kütüphanesi C kütüphanesi

 

Veriler İletişim kuralı TCP/IP, Kermit, FTP, HTTP, SMTP

 

Belge biçimleri HTML, XML, JPEG, MPEG, PNG

 

Kullanıcı arayüzü Grafik kullanıcı arayüzü (WIMP) Microsoft Windows, GNOME, QNX Photon, CDE, GEM

 

Metinsel kullanıcı arayüzü Komut satırı, Kabuk

 

Diğer  

 

Uygulama İşyeri dizisi Sözcük işlem, Masaüstü yayını, Sunum yazılımı, Veri tabanı yönetim sistemi, Hesap çizelgesi, Muhasebe yazılımı

 

Bilgisunar Erişimi Tarayıcı, E-posta istemcisi, Küresel ağ sunucusu, Anlık ileti yazılımı

 

Tasarım Bilgisayar destekli tasarım, Bilgisayar destekli yapım

 

Grafikler Hücresel grafik düzenleyici, Yöneysel grafik düzenleyici, 3B modelleyici, Canlandırma düzenleyici, 3B bilgisayar grafikleri, Video düzenleme, Görüntü işleme

 

Sayısal ses Sayısal ses düzenleyici, Ses oynatıcı

 

Yazılım mühendisliği Derleyici, Çevirici, Yorumlayıcı, Hata ayıklayıcı, Metin düzenleyici, Tümleşik geliştirme ortamı, Başarım incelemesi, Değişiklik denetimi, Yazılım yapılandırma yönetimi

 

Oyunlar Strateji, Macera, Bulmaca, Benzetim, Rol yapma oyunu, Etkileşimli kurgu

 

Ek Yapay zeka, Antivirüs yazılımı, Belge yönetici

 

 

Programlama dilleri

Programlama dilleri yazılımları geliştirmek ve çalışmalarının ayrıntılarını belirlemeyi sağlarlar. Doğal dillerin aksine, bu diller sadece yazılmak üzere ve herhangi bir belirsizliğe izin vermeyecek biçimde tasarlanmıştırlar. Geliştirilen yazılımın bilgisayar tarafından çalıştırılabilmesi için önce makine diline çevirilmesi gerekir, ve bu aşama için bir derleyici veya yorumlayıcı kullanılabilir.

Programlama dilleri
Programlama dilleri dizelgesi  

Yaygın çeviri dilleri ARM, MIPS, x86
Yaygın yüksek düzey diller BASIC, C, C++, C#, COBOL, Fortran, Java, Lisp, Pascal
Yaygın betik dilleri JavaScript, Python, Ruby, PHP, Perl

 

 

 

 

Dijital fotoğraf makinesi 

Canon PowerShot A95 dijital fotoğraf makinesiDijital fotoğraf makinesi fotoğrafları elektronik olarak çeken ve saklayan elektronik bir cihazdır. Geleneksel fotoğraf makinelerinde olduğu gibi fotoğraf filmleri kullanılmaz. Bunun yerine film görevi gören ve adına sensör denen yeşil, kırmızı ve mavi renge duyarlı hücrelerden oluşan sandiviç tipinde sıkıştırılmış bir katmandan geçer ve bu katmandan alınan değerlerle fotoğraf dijital olarak saklanabilir.Günümüzün dijital fotoğraf makineleri tipik olarak çok fonksiyonludur ve fotoğraf çekiminin yanı sıra ses ve/veya görüntü kaydetme özelliklerine de sahiptir.

Ipod

Bu maddenin özgün adı iPod olup, Vikipedi’ye özgü teknik nedenlerle Ipod olarak yazılmıştır.
iPod, Apple firması tarafından çıkartılan bir sabit disk tabanlı mp3 çalardır.
 

 

iPod, iPod nano ve iPod shuffleiPod, piyasaya sürüldüğünde yepyeni bir tasarım harikası olan ClickWheel (tıkla-teker) ile kullanımda bir çığır açıyordu. Kullanıcı parmağını ClickWheel üzerinde gezdirdikçe menüler arasında geziyor, sesi ayarlayabiliyor, şarkıyı ileri geri sarıp MP3 teknolojisindeki 5 yıldız üzerinden yapılan değerlendirmeleri düzenleyebiliyordu.Tabi ki iPod’un bu başarısı sadece ClickWheel’a bağlı değildi. 60gb gibi bir boyutta saklama kapasitesi onun rakipleri arasından kolayca sıyrılmasına yardımcı olan bir başka özelliğiydi. 60gb ile yaklaşık olarak 15.000 adet ortalama bir mp3 dosyası barındırabiliyor, bunun yanında taşınabilir disk özelliği ile kullanıcıların büyük kapasiteli bir diske sahip olmalarına imkan veriyordu. Bu kadar büyük kapasitesine rağmen olabildiğince küçük boyutları onu alanında en aranan cihaz haline getirdi.iPod yaklaşık 50 gram olan Toshiba sabit sürücüsü kullanıyor. Ayrıca cihazı idare edebilmek için bir işletim sistemi ve MP3 oynatıcı geliştirmek yerine, birçok eski Apple çalışanının olduğu Pixo isimli şirketin işletim sistemini, MP3 oynatıcı olarak da PortalPlayer adlı şirketin oynatıcısını satın aldı.Rakiplerinin aksine, iPod dosya aktarımı yaparken USB 2.0 teknolojisi yanında FireWire teknolojisini de kullanarak dosya aktarımı sırasında mümkün olan en yüksek hızı temin edebiliyordu.Tabi ki, iPod ilk çıktığında belki bu kadar çok özelliğe sahip değildi. Müzik dinlerken zaman geçirmek için, günümüzde sahip olduğu oyunları barındırmaması kullanıcılar tarafından eksiklik olarak bildirilmiş, kullanıcı isteklerini dikkate alan Apple, oyunlar geliştirip yeni sürüm iPodlar ile kullanıcıya sundular.İlk geliştirmelerden sonra, 2002 yılında çıkarılan iPod 10gb serisi daha hatasız bir yazılım ve yeni bir ekolayzır sunuyordu. Peşi sıra çıkan sürümlerle 20 ve 30gb’lik modeller kullanıcılar tarafından satın alınırken, git gide artan ünü yan sanayi iPod ürünlerinin de piyasada yer almasına neden oldu. Çok çeşitli ses sistemleri, uzaktan kumandalar, iPod ile çalışan ses kayıt cihazları gibi ürünler de bu pazarda önemli yer buldular.Amerika pazarından sonra Avrupa pazarına girmek isteyen Apple, burada bir engelle karşılaştı. Avrupa ülkelerindeki yasalara göre bu tip cihazların sağlayabileceği en yüksek gürültü seviyesi 100 desibel olarak belirlenmişti ki iPod bunun üzerinde ses verebiliyordu. Bunun üzerine tekrar düzenlenen Avrupai iPodlar aynı yılın Ekim ayında piyasaya sürüldüler. iPod satış stratejisine bağlı olarak ertesi yılın başında yeni bir seri daha çıktı. Bu seride kullanıcılar iPodlarının arkalarına hayran oldukları kişi veya grupların imzalarını işlettirebiliyordu. Tabi ki bu hizmet 50 dolarlık bir ücrete tabiydi.iPod’un başarısının ardındaki iTunes Music Store (iTMS) henüz ülkemizde müzik ve video satışına başlamamıştır.

Aksesuarlar

Apple da dahil olmak üzere birçok firma iPod için aksesuar üretmiştir. Bunlardan bazıları; ses kaydedici, FM radyo alıcıları/vericileri, uzaktan kumanda, kulak içi gibi çeşitli kulaklıklar ve televizyon ses/görüntü adaptörü gibi aksesuarlardır 

 

PlayStation 2Playstation 2 Sony’nin yaptığı ikinci Video oyun konsoludur. Öncüsü Playstation sonuncusu ise Playstation 3 tür. Ps2′nin geliştirildiği ilk olarak 19 Mart 1999′da duyuruldu. Japonyada satışı ise 4 Mart 2000 yılında başlandı, Amerikada ise 26 Ekim 2000 yılında satışa sunuldu; Avrupaya gelişi ise 24 Kasım 2000 de olup satışa banlanmıştır. PlayStation® 2 Teknik Özellikler [[1]] Cpu 128 Bit Özel Çoklu Ortam ÇipiSistem Saat Frekansı : 294 MHz Ön Bellek : Kurulum 16KB, Veri 8KB 16KB (ScrP) Ana Bellek : 32MB RDRAM Bellek Anayolu : 128 bit DMA Yardımcı İşlemci : 2 Paralel Vektör İşlem Birimi Gezer Nokta Performansı : 6.2 GFLOPS 3D CG Geometrik Dönüşüm : Saniyede 66 Milyon Poligon Sıkıştırılmış Resim Çözücü : MPEG2 Grafik BirleştiriciSistem Saat Frekansı : def - 147MHz Çip Bellegi : def - 4MB DRAM Çerçeve tampon bant genişliği : 38.4Gbyte/sn Nokta (pixel) yazim hızı : 2.4Gpixel/sn I/O İşlemci Ana CPU : PlayStation (mevcut) CPU Saat Frekansı : 33.8688 (+% 3 kullanılabilir) IOP Belleği : 2 MB Alt Anayol : 32-bit SesSes sayısı ADPCM : 48 kanal, 3D çevre sesi Bellek Sesi : 2 MB Çıkış Frekansı : 48 KHz’e kadar (DAT kalitesinde) DVDMaksimum boyut : İkili tabaka 9 GB Cihaz hızı : DVD-ROM - 4 kat hız, CD-ROM - 24 kat Arayüz TipleriIEEE 1394 i.LINK® Universal Serial Bus (USB) x 2 Kontrol Girişi x 2 MEMORY CARD yuvası x 2 Optik Dijital Çıkış Ag adaptörü

Buzdolabı

BuzdolabıBuzdolabı, özel bir metodla çalışan, yiyecek ve içecekleri soğuk tutarak uzun zaman muhafaza eden dolap. Suni soğuk üreticisi. Besinleri soğukta tutmanın, bunların bozulmalarını yavaşlattığı asırlardır bilinir. Soğutma tertibatlı kamyonlar, vagonlar, gemiler, uçaklar, besinleri uzak mesafelere taze olarak ulaştırabilmektedir. Besin işleme fabrikalarında dev soğutucular kullanılmaktadır.

Soğutma ile, buz üretilmekte, havanın elverişli olmadığı yer ve zamanlarda sun’i kar bile yapılabilmektedir. Kısaca, soğutucular hayatımızın bir parçası olmuştur. Kışın dağlarda, çukurlarda kar biriktirmek, sonra bunu evlerde soğutucu olarak kullanmak devri, modern soğutucular veya bugünkü adıyla buzdolapları ile kapanmıştır.

  // Temel prensipleri

Soğutma, ısının bir yerden başka bir yere aktarılması demektir. Soğuk, ısının kaybedilmesidir. Cisimden ne kadar çok ısı çekilirse, alınırsa, cisim o kadar soğuk olur. Isı sıcaktan soğuğa kendiliğinden akarken, tersine akış kendi kendine olmaz. Soğutma yapabilmek, akışı tersine döndürmek için enerji lazımdır. Soğutmanın en basit yolu, kendisi bir enerji deposu olan bir kalıp buz kullanmaktır. Su, buz haline getirilirken, enerji kullanılmış ve bu enerji buzda saklı kalmıştır. Buz, etraftaki ısıyı kendine alıp erirken su haline gelir.Isıyı çekmenin başka bir yolu buharlaşmayı sağlamaktır. Sıcak bir günde insanı serinleten, vücuttaki terin buharlaşmasıdır. Ter buharlaşırken etraftan ve vücuttan ısı alarak insanı serinletir. Bu işlem soğutucuların, buzdolaplarının temel çalışma prensibidir.

Soğutucu nasıl çalışır?

Soğutma prensipi: 1) kondenser, 2) vana, 3) evaporatör, 4) kompresörSoğutucuda buharlaşan su değil, sıvı halden gaz hale ve gaz halden sıvı hale dönüşebilen özel kimyevi bir maddedir. Buna soğutucu denir. Bu madde, soğutucu içinde üç ünite arasında dolaştırılır. Buharlaştırıcı (evaporatör), kompresör ve yoğunlaştırıcı (kondenser). Kompresör, soğutucuyu sistem içinde dolaştıran bir pompadır. Elektrik (veya ısı) enerjisini kullanan da budur. İnce bir borudan ibaret olan buharlaştırıcıya gelen soğutucu sıvı, burada birden genişler, buharlaşır ve ısı alarak buharlaştırıcıyı soğutur. Bu kısım dolap içinde olduğundan dolap soğutulmuş olur. Isıyı almış olan soğutucu gaz, daha sonra kompresöre giderek sıkıştırılır ve kondenserde yoğunlaştırılır. Kondenser dolabın dışındadır ve yoğunlaşma ile ortaya çıkan ısı dış havaya atılmış olur. Isısı atılmış gaz daha sonra tekrar buharlaştırıcıya giderek yeniden soğutmada kullanılır.

Kuntiz soğutma

Bazı buzdolaplarında hareket eden bir kısım yoktur. Buharlaşma ve yoğunlaşma işlemlerinde ısı (ekseriya bir gaz alevi) kullanılır. Absorbsiyonlu soğutucular elektriğin olmadığı veya pahalı olduğu uzak köşelerde kullanılır.

Termoelektrik soğutma

Bu sistemler, farklı metallerin, gerilim tatbikiyle birleşme noktalarında soğutma meydana getirmeleri prensibine dayanır. Laboratuvar seviyesinden ticari sahaya geçmesini engelleyen faktörler, yeterli soğutma kapasitesine ulaşılamaması ve oldukça pahalı olmasıdır. İleride bu engeller aşıldığında kullanma sahası yaygınlaşabilir.

translatör (dil çeviri/ci) projemiz

Yabancı dil bilmeyenlerin dış kaynaklı içeriğe (İngilizce) ulaşabilmesine imkan sağlamak üzere, Türkçe çeviri arayüzü oluşturulacak.Edinilen bilgiye göre, internet üzerinde yayımlanan verilerinin içeriğinin çok büyük kısmı ‘İngilizce’ olarak yayımlanıyor.Türkiye’de ise İngilizce bilen oranı oldukça düşük seviyede bulunurken, toplumun önemli bir kısmı da internet üzerindeki içeriğin büyük çoğunluğundan yararlanamıyor.Buradan hareketle, İngilizce içeriği belli bir algoritma doğrultusunda Türkçe’ye çevirecek internet tabanlı bir arayüz programının oluşturulması üzerinde duruluyor.Bununla, yabancı dil bilmeyen vatandaşların dış kaynaklı içeriğe ulaşımının sağlanması ile Türkçe içeriği sanal bir şekilde çok yüksek oranda geliştirilmesi amaçlanıyor.Bu çerçevede, kurulması hedeflenen Türkçe Kültür Portalı üzerinden bir linkle İngilizce internet sitelerini Türkçe’ye çevirecek internet tabanlı bir arayüz hizmeti verilmesi planlanıyor.Buna ek olarak, Türkiye’deki üniversiteler, Türk Dil Kurumu ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile ya da mevcut durumda bu hizmeti veren BabelFish ya da Google gibi uluslararası şirketlerle anlaşılarak, İngilizce’den Türkçe’ye ve Türkçe’den İngilizce’ye internet tabanlı bir arayüz üzerinden çeviri yapacak hizmet verilmesi de hedefleniyor.2008 yılında başlanması ve 9 aylık sürede tamamlanması planlanlanan projenin sahibinin Türk Dil Kurumu olması beklenirken, ilgili kuruluşlar ise Milli Eğitim Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, TÜBİTAK ve bu konuda araştırma yapan üniversiteler olarak sıralanıyor.

yahudiler (ümmetin baş belaları)

İSRAİL’İN ORTADOĞU STRATEJİSİÖnceki bölümde, Arap dünyasını 1950′lerin başından itibaren dönüştürmeye başlayan radikalizasyon dalgasından söz etmiştik. İsrail, bu dalganın kendisinde uyandırdığı endişeye karşı kayıtsız kalmadı. Yahudi devleti, aksine, giderek radikalleşen Ortadoğu’da hayatta kalabilmek için çok geniş kapsamlı bir beka stratejisi geliştirdi. Strateji, Ortadoğu ülkelerinin pasifleştirilmesini öngörüyordu. Bunun için yapılması gereken iki önemli işten biri, Ortadoğu’nun bir sömürge bölgesi olarak kalmasını sağlamaktı. İngilizlerin Mısır’ı terk etmesini engellemeyi amaçlayan Lavon Olayı, bu büyük planın başarısız bir parçasıydı yalnızca.

Benjamin Beit-Hallahmi

Ben-Gurion, Ekim 1956′da Fransa ve İsrail liderleri arasında yapılan Sevr Konferansı’nda ortaya attığı Ortadoğu “yerleşim” planında şöyle bir öneri getirmişti:Ürdün’ün var olma hakkı yoktur ve bölünmelidir. Ürdün ırmağının doğu yakası Irak’a katılacaktır ve Arap mültecileri buraya yerleşecektir. Batı Şeria, özerk bir bölge olarak İsrail’e verilecektir. Lübnan, Hıristiyan bölümünün dengesini bozan Müslüman bölgelerden kurtarılacaktır. Irak, Doğu Şeria ve Güney Arap Yarımadası İngilizlerin olacaktır. Süveyş Kanalı milletlerarası olacak ve Kızıldeniz boğazları İsrail kontrolü altına alınacaktır.34Kısacası Ben-Gurion, Ortadoğu’nun İsrail açısından güvenli hale getirilmesi için bazı bölgelerin İsrail tarafından işgal edilmesini, bazı bölgelerin de İngiltere gibi Batılı güçler tarafından yeniden sömürgeleştirilmesini istiyordu. Bölge tekrar sömürgeleştirilecek ve İsrail bu işin gerçekleşmesine yardım edecekti. Hayfa Üniversitesi’nden Benjamin Beit-Hallahmi, bu konuda şöyle diyor: “1950′lerin ilk yıllarından itibaren, İsrail liderleri Üçüncü Dünya’da ve Ortadoğu’da kolonileşmenin yıkılmasına yönelik olarak yapılan her hareketin İsrail için bir tehdit unsuru olduğunun farkındaydılar ve buna göre davranıyorlardı.”35İsrail’in Batı Emperyalizmine İhtiyacıAnti-emperyalist hareketlere karşı sömürgeci güçlerin desteklenmesi, İsrailliler açısından yalnızca politik bir strateji değil, aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik bir dünya görüşüydü. İsrail, içinde yaşadığı “Üçüncü Dünya”ya nefret ve endişe ile bakıyor, bu dünyayı asırlardır sömürmüş olanları ise doğal bir müttefik olarak görüyordu. Bu bakış açısı, aslında henüz İsrail kurulmadan bile Siyonist liderlerin zihnine egemendi. Sağ-kanat Siyonizmin kurucusu ve lideri Vladimir Jabotinsky, şöyle demişti:


Nasır halkının arasında dolaşırken

Siyonizmin esas amacı tüm Akdeniz’i Avrupa ellerinde tutmaktır… Bu durumda, örneğin Suriye’nin bağımsızlığı söz konusu bile olamaz… Bu konu Fransa, İtalya ve İngiltere tarafından anlayışla karşılanacaktır, çünkü kendi koloni imparatorluklarının korunmasına yöneliktir… Biz her türlü Doğu-Batı çatışmasında Batı’dan yana oluruz… Biz bugün bu kültürün en sadık ve önde gelen taşıyıcılarıyız. İngiliz İmparatorluğunun yayılması bizim İngilizlerden bile daha çok işimize gelir.36Ben-Gurion ise, aynı mantığı koruyarak Ocak 1957′de şöyle diyordu: “Bizim varlığımız ve güvenliğimiz açısından, bir Avrupa ülkesinin dostluğu tüm Asya insanlarının görüşlerinden daha önemlidir.”37 İsrailli gazeteci A. Schweitzer ise Moşe Dayan’ın “vizyonunu” şöyle özetliyordu: “Ona göre, Yahudi halkının bir görevi vardır, özellikle de İsrailli olanların. İsrail, dünyanın bu yanında, Nasır’ın Arap milliyetçiliğinin başlattığı akımlara karşı Batı’nın bir uzantısı olarak kaya gibi sert olmalıdır.”38Nitekim Nasır kısa süre içinde ABD ve İngiltere ile sürdürdüğü sıcak ilişkileri kesti ve giderek Sovyetler Birliği’ne yanaştı. Bu durum, “sömürgeciler” ile İsrail’i fazla zaman geçmeden müttefik haline getirdi. İsrail’in, Nasır’ın 1956 yılında Süveyş Kanalı’nın millileştirme girişiminin ardından İngiltere ve Fransa ile birlikte düzenlediği askeri saldırı, “sömürgecilerle ittifak” stratejisinin fiiliyata geçmiş haliydi. “Sömürgecilerle ittifak” stratejisinin en somut ve verimli sonucu ise, 1950′li ve 60′lı yıllarda İsrail ile Fransa arasında kurulan iş birliği oldu. İsrail-Fransa İttifakı ve Cezayir’in Bağımsızlığı


Cezayir’in Bağımsızlık Savaşı sırasında, yaklaşık 1.5 milyon Cezayirli hayatını kaybetti. Müslümanları acımasızca katleden Fransız birlikleri, İsrail askerleri tarafından eğitilmişti.

Bu dönemde İsrail, Fransa’ya sömürgelerini koruması için çok büyük bir destek verdi. Hallahmi’ye göre; “Fransa da, İsrail de Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki dekolonizasyon (sömürgeden kurtulma) hareketlerini durdurmayı hedefliyordu. Böylece iki ülkenin arasında Şimon Peres’in deyimiyle ‘ebedi bir dostluk’ oluştu.”39 Cezayir’den Hindiçini’ne kadar uzanan bir coğrafyada, Fransa’nın sömürge yönetimlerini ayakta tutmak için İsrail ve Fransa tarafından, Hallahmi’nin deyimiyle “Avrupa hegemonyası için birleşik cephe” kurulmuştu.40


Cezayir’de hayatını kaybedenler, büyük çoğunluğunu kadınlar ve çocukların oluşturduğu sivil halktı.

Bu “birleşik cephe”nin en önemli parçası Cezayir’deydi. Uzun zamandır bir Fransız sömürgesi olan Cezayir’in halkı, 1954 yılında büyük bir ayaklanma, daha doğrusu bir “bağımsızlık savaşı” başlatmıştı. 1962′ye kadar süren savaş, yaklaşık 1.5 milyon Cezayirli Müslümanın yaşamına mal oldu. Fransa Cezayir Müslümanlarına karşı çok korkunç cinayetler, işkenceler, kitle katliamları gerçekleştirdi. İsrail, 1954 yılındaki ayaklanmadan önce de Cezayir’deki gelişmeleri çok yakından izliyordu. Özellikle İsrail gizli servisi Mossad (ha-Mossad le-Modiin ule-Tafkidim Meyuhadim; “İstihbarat ve Özel Görevler Enstitüsü”), Cezayir’de gelişen bağımsızlık hareketini yakın takibe almıştı.


Haim Herzog

Ayaklanma ile birlikte İsrail, Fransız sömürge yönetimine aktif destek vermeye başladı. İsrailli askeri uzmanlar, gerilla savaşı konusunda tecrübesiz olan Fransız birliklerine, özellikle de gerilla savaşında helikopter kullanımı konusunda, eğitim verdiler. Fransız birliklerini eğitmek için iki İsrailli general Cezayir’e gitmişti. Bu iki general de oldukça tanıdıktı: Yitzhak Rabin ve Haim Herzog, yani 90′lı yıllarda İsrail’de Başbakanlık ve Devlet Başkanlığı koltuğuna oturan iki önemli isim.41Ayaklanmanın son dönemlerinde de İsrail’in Fransızlara verdiği büyük destek sürdü. İsrail, S. Steven’ın The Spymasters of Israel (İsrail’in Usta Casusları) adlı kitabında bildirdiğine göre, Fransızlar’ın kurduğu “kontrgerilla” örgütü OAS’a (Organisation de l’Armée Secrète; “Gizli Ordu Örgütü”) da büyük yardımlarda bulunmuştu. “1961 ve 1962′de İsrail’in, Cezayir’de Fransız kontrolü sağlamaya çalışan Fransız yerlilerinin aşırı sağcı örgütü olan Fransız OAS hareketini desteklediğine dair birçok rapor vardı”.42 Cezayir tam bağımsızlığını kazanıp, Birleşmiş Milletler’e katıldığında da, sadece İsrail Cezayir’in kabulü aleyhinde oy kullanmıştı. İsrail’in Dostu Olan Ortadoğu Krallarıİsrail, Arap dünyasını pasifleştirmeye çalışırken, sömürgecilerle yaptığı söz konusu ittifakın yanında bir ikinci taktik daha kullanmıştı; Arap monarşilerinin ayakta tutulması. Çünkü bu monarşiler de, neredeyse sömürgeciler kadar, “uygun”dular İsrail’in Ortadoğu vizyonuna ve beka stratejisine.

 

İsrail, bu muhafazakar monarşilerin yönetimleriyle hep iyi anlaşmıştı. Irak Başbakanı, Mossad’ın kendisine verdiği rüşvet karşılığında ülkesindeki Yahudilerin İsrail’e göç etmesinde kolaylıklar göstermişti. İran Şahı’nın Başbakanı Muhammed Said ise, İsrail’i resmen tanımak için 400 bin dolarlık rüşvet almıştı.43 Benzer rüşvetler, benzer ya da farklı işler için Suriye liderine de dağıtılmıştı.44 Tümüyle bir “etkisiz eleman” olan Mısır Kralı Faruk da Yahudi devletinin Ortadoğu vizyonuna uygun düşüyordu. CIA ile iyi ilişkileri olan Ürdün Kralı Hüseyin de aynı vizyona uygun bir liderdi.45 İsrail, Nasır’ın başlattığı ve Baas Partisi ile devam eden radikalizasyon dalgasına karşı, bu monarşilerin ayakta kalmasını kuşkusuz tercih ederdi. Nitekim bazılarının ayakta kalabilmesi için yoğun çaba gösterdi. Fas Kralı Hasan, bunun en ilginç örneklerinden biriydi. İsrailliler, 1950′lerin sonundan bu yana Kral’ın iktidarda kalmasına destek oldular, rejim muhaliflerini temizlemesine yardım ettiler. Fas ve İsrail arasındaki örtülü iş birliği, 1966′da ortaya çıktı ve büyük bir enternasyonal krizin doğmasına sebep oldu: Kriz, Fransa, Fas ve İsrail’in karıştığı Ben Barka Olayı’ydı. Mehdi Ben Barka, sürgünde yaşayan ve Hasan rejimi tarafından ölüme mahkum edilmiş Fas’lı bir muhalifti. Fas gizli servis şefi General Muhammed Oufkir, 1965′de kraldan Ben Barka’yı ortadan kaldırmak için emir aldı ve derhal Mossad’dan yardım istedi. Mossad, Ben Barka’nın Paris’teki kaçırılma olayını organize etti. Daha sonra da Ben Barka öldürüldü. Fas gizli servisi o zamandan beri Mossad’la hep yakın ilişkiler içinde oldu.46 İsrail, 1975′den beri Batı Sahara bölgesinde bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışan “Polisario” asileriyle yaptığı savaşta da Fas Kralı Hasan’a yardım etti.47 Ayrıca, Washington’daki lobisini kullanarak Amerikan Kongresi’nde Fas lehinde baskı ve propaganda yaptı. İsrailliler bu konuda özellikle ABD Kongresi’nin Yahudi üyelerinden Stephen Solarz’ı devreye soktular.48Aynı Fas Kralı Hasan gibi, Ürdün Kralı Hüseyin de neredeyse yarım yüzyıl süren iktidarı boyunca İsraillilerden büyük destek gördü. Ronald Payne’in Mossad: Israel’s Most Secret Service (Mossad: İsrail’in Çok Gizli Servisi) adlı kitabında yazdığına göre, İsrail gizli servisi, 1950′li ve 60′lı yıllarda kendisine karşı düzenlenen darbe girişimlerini önceden haber vererek Kral Hüseyin’in iktidarda kalmasına yardımcı olmuştu.49 İsrail gizli servislerinin Kral Hüseyin’in iktidarını ayakta tutmak için gösterdikleri çaba, Le Monde’un Yahudi yazarı Marek Halter’in Kral’a yazdığı açık mektupta ise şöyle anlatılıyordu: “… İsrail’e ve İsrail gizli servisine güvendiniz. Nisan 1957′de, Temmuz 1958′de, Mart 1959′da, Ağustos 1960′da, Temmuz 1966′da, Nisan 1967′de… her seferinde sizi Mossad kurtardı”.50 Ürdün Kralı da Yahudi devletinden gördüğü bu yardımları karşılıksız bırakmamış, Ürdün gizli servisi Muhaberat’ın Mossad’a çeşitli konularda yardımcı olmasını sağlamıştı. İsrailli gazeteciler Dan Raviv ve Yossi Melman’a göre, “Muhaberat, Mossad’a Arap dünyasının kapılarını açmıştı”.51 İsrail’in Arap Dünyasını Çevreleme Stratejisiİsrail’in 1950′lerin başında tasarladığı ve uygulamaya koyduğu söz konusu iki politika, yani sömürgecilerle ittifak ve monarşilerin yaşatılması, pek başarılı olmadı. Yahudi devleti, ne Ortadoğu’daki monarşilerin büyük bölümünün birbiri ardına bir “domino etkisi” içinde yıkılmalarını engelleyebildi, ne de yüzyılın ilk yarısında Ortadoğu’yu yönetmiş olan Batılı sömürgeci güçlerin bölgede tutunabilmesini sağlayabildi. Yahudi devletini kuran ve ilk iki on yılını düzenleyen David Ben-Gurion ve kurmayları, bu noktada daha gerçekçi