Masonluk ve Din

MASONLUK ve DİN

 Masonluğun dinsizliği ve din düşmanlığı uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur. Mason üstadlar, zaman zaman basına verdikleri demeçlerde bu iddiaları yalanlamışlardır. Bütün dinlere saygı duyduklarını, hatta ateist olanların masonluğa alınmadığını, mason giriş töreninde üç mukaddes kitabın üzerine yemin edildiğini söyleyerek de kendilerini savunmuşlardır.

Fakat, masonların kendi kaynaklarına bakıldığında durumun farklı olduğu anlaşılmaktadır.

 

Masonlukta Allah İnancı:

 Masonlar her konuda olduğu gibi Allah inancını kaldırmayı da derece sistemini kullanarak yavaş yavaş yapmaktadırlar. Masonların yayınlarına bakıldığında, Allah yerine, Kainatın Ulu Mimarı (K:. U:. M:.) deyimini kullandıkları görülür. Bu deyim, aslında ateizme geçişin ilk aşamasıdır. Kainatın Ulu Mimarı daha ileri derecelerde “enerji” olarak değerlendirilmeye başlanacaktır.“Masonluk, Evrenin Ulu Mimarı mefhumunu mutlak bilgi, kemalin son aşaması ve total enerji olarak telakki etmiştir… Bu gerçekleri kendine prensip, doktrin, öğreti ve iman olarak almıştır.” (Mason Dergisi 1982, sayı 5, sf. 20)Kainatın Ulu Mimarı terimi yavaş yavaş belirsiz bir kavram haline gelir. Bunun amacının ne olduğu, aşağıda yer alan Mason dergisindeki ifadeden anlaşılmaktadır:“O halde mabedimizi tetkik edersek, kendimize; kendimizi tetkik edersek “K:. U:. M:.” a gideriz ve görürüz ki Kainatın Ulu Mimarı içimizdedir.” (Mason Dergisi, Sayı 27-28, sf.40)Görüldüğü gibi, Kainatın Ulu Mimarı deyimi bir aldatmacadır. Dini inanışlar yavaş bir şekilde köreltilirken, sonuçta Kainatın Ulu Mimarı, insan, yani mason olmaktadır.“İptidai cemiyetler (ilkel toplumlar) acizdiler, aczleri dolayısıyla etraflarındaki kuvvetleri ve hadiseleri ilahlaştırdılar. Masonizm ise insanı ilahlaştırdı.” (Selamet Mahfilinde Üç Konferans, sf.51)Dolayısıyla, masonlukta Allah inancı yoktur. Ve insan adeta ilahlaştırılmaktadır. Bu sapkın görüşler mason kaynaklarında sık sık tekrarlanır:“Mason, kaynağına yaklaştıkça nurlanır, fakat yanar. Hedef güneşe varmak değil, güneş olmaktır. İşte bu güneş Allah’tır.” (Doğuş Kolu, Mason Yıllığı, sf.41)Konunun önemli bir yönü ise, masonların kendilerince ilahlaştırdıkları “insan” kavramının sadece “masonik ilkeleri sinesinde toplayanlar”, yani masonlar oluşudur:

“Bizim anladığımız insan, sokakta her gün gördüğümüz insan değildir. 2 ayaklı, 2 kulaklı, az çok usa (akla) da sahip insanı, biz burada kastetmiyoruz, biz insan dediğimiz zaman, bütün masonik ilkeleri sinesinde toplayan bir insanı, insan olarak ele alıyoruz.” (Mimar Sinan Dergisi, sf.27-28, sf.35)

 

Masonlukta Din Anlayışı:

 Allah inancını kabul etmeyen masonluk, tabi olarak dinlere de karşıdır. Kendi felsefelerini sözde dini yok edecek bir güç olarak görmektedirler. Üstad mason Selami Işındağ, masonluğun dinlere olan bakış açısını şöyle aktarmaktadır:“Masonluğun gerçek ihtirası, tüm dinlerin üstüne yükselerek insanlık ülküsünü oluşturacak olan büyük ruh gücüdür.” (Masonluk Bir Ahlak Okuludur, Üstad Mason Selami Işındağ sf.33)Kuşkusuz masonların bu iddiası büyük bir yanılgıdan ibarettir. İnsanı ve evreni yoktan var eden Allah, insanlara tarihin hemen her döneminde, onları doğru yola iletecek hak dini göndermiş, elçileri aracılığı ile insanlara gerçeği göstermiştir. Zaman içerisinde bir kısım insanların hak dinleri dejenere etmeye yeltenmiş olması bu gerçeği değiştirmez. Bu gerçek, Allah’ın koruması altında olan son hak kitap Kuran’da da insanlara bildirilmiştir. Masonlar, dine karşı olan tavırlarını açıkça ortaya koymazlar. Düşük dereceli masonlar yavaş bir şekilde eğitilerek dini inançlarından uzaklaştırılır. Masonluğun dini inançları dereceli bir şekilde kaldırması, üstad Selami Işındağ tarafından şöyle anlatılır:“A-Masonluk, hiçbir kardeşinin şahsi inanışına müdahale etmez. Her mason, dilediği gibi bir dini benimser. Bu konuda tamamen hürdür. Siyasi düşüncelerde de böyledir.B-Biz, masonlukta bunun böyle başlamasını kabul ediyoruz. Fakat, zaman ve masonik derecelerle yükselme ilerledikçe masonların artık dereceli olarak, masonik kimliğe ve şahsiyete girmelerini, düşünce ve inançta birleşmelerini uygun buluyoruz. Masonluk bizce çeşitli insan örneklerini alır, ana prensiplerinin telkinleriyle onları yoğurur, yontar, cilalar, değiştirir ve hikmete ulaştırmaya çalışır. Böylece bir süre sonra şimdiki mason, o eski hariciden bambaşka bir insan olarak ortaya çıkar. Masonluk, insan değiştirici hatta imal edici bir kurumdur.” (Masonik Dialog, Dr. Selami Işındağ, Akasya Tekemmül Mahfili Yay. Ekin Basımevi 1964 sf.14)Hala dini inançlarından kopmamış olan düşük dereceli masonların varlığı da, mason üstadlarını rahatsız eden bir durumdur:“Bir dinin tesirinden hala kendini kurtaramayan, masonik prensip ve hakikatleri kavrayamayan masonların mevcudiyeti çok üzücüdür.” (Mimar Sinan Dergisi S.4 sf.40) Din hakkında bu denli büyük bir yanılgıya sahip olan masonlar, dinde yer alan bütün gerçekleri de inkar etmektedirler. Örneğin masonlukta ahiret inancının kabul edilemeyeceği masonlara ait bir kaynakta şöyle açıklanmaktadır:“Tamamıyle rasyonalist ve pozitivist olan masonluğun ölüm sonrasında bir alem kabul etmesine imkan yoktur.” (Otuzuncu Derece Ritüelinin Tetkiki, Üstad Mason Selami Işındağ sf.39)“Ve sonra külli ve İlahi İradenin (yani Allah’ın) kabulü, daha birçok inançların kabulünü de gerektirir. Bilinmeyen, görülemeyen, ve ispat edilemeyen ahiret alemi, dinlerin kabulünü emrettiği bu merhum (vehmedilen, hayali) alem, bunların arasındadır.” (Türk Mason Dergisi-Ekim 1968 sf.3724)Masonluk, ahiret inancını reddederken ilginç bir biçimde Yahudilikle ortak bir yanılgıda buluşmaktadır. Çünkü Yahudilikte de belirgin bir ahiret inancı yoktur:“Yahudi sinagoglarına bile girmemiş olan cennet ve cehennem ilkelerini anlamak imkansızdır.”Oysa ahiret günün varlığı Kuran’da insanlara bildirilmiş olan mutlak bir gerçektir. Dünya üzerindeki her varlık belli bir süre ile yaratılmıştır, bu süre tamamlandığında ölümle karşılaşan insan, ölümünün ardından da dünyada yaptıklarından hesaba çekilmek üzere ahiret gününde diriltilecektir. Dünya hayatında yapıp ettkileri o insanın, ya sonsuz cennet hayatı ile ödüllendirilmesine ya da sonsuz cehennem ile azaplandırılmasına neden olacaktır. Kıyamet gününün ve ahiretin kesin bir gerçek olduğu bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmiştir:İnkar edenler, dediler ki: “Kıyamet-saati bize gelmez.” De ki: “Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O’ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır.” (Sebe Suresi, 3) Tamamen ateist ve materyalist olan bu örgüt tabii ki ruhun varlığını da reddetmektedir:“Ruhun ölmezliğine inanmak, imgeye (hayale) kapılmaktır.” (Mason Dergisi-Ocak 1975, sf.8)“İnsanlarda ruh fikri ölüm korkusundan, daha doğrusu birden bire yok oluşun kabul edilememesi, bu korkunun elem ve azabının hafifletilmesi düşüncelerinden doğmuştur.” (Türk Mason Dergisi 1965, S.59, sf.3038)Din konusunda böylesine batıl görüşlere sahip olan masonlar, peygamberlere de çeşitli iftiralar atmaktadırlar. Halka karşı, peygamberleri övücü sözlerle anan masonlar, gerçek fikirlerini sadece kendi üyelerine dağıtılan dergilerde işlemekteler.Masonların bu tavırları, aslında Kuran’da bize bildirilen ve tarih boyunca tüm inkarcıların gösterdikleri tavrın bir benzeridir:İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: “Büyücü ve cinlenmiş” demişlerdir. Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, ‘azgın ve taşkın (tağiy)’ bir kavimdirler. (Zariyat Suresi, 52-53)

Unutmamak gerekir ki, peygamberleri inkara yeltenen, onların getirdiği hak dinleri dejenere etmeye çalışanları, ahiret gününde acı bir son beklemektedir. Bu kişilerin kurtuluşu, dünya hayatında iken yaptıklarından vazgeçip tevbe etmeleri ve Allah’ın emrettiği yola uymalarıdır.

 

Masonların Din Düşmanlığı:

  Masonlar, dini kabul etmedikleri gibi aynı zamanda dine ve dindarlara karşı da büyük bir düşmanlık beslemektedirler. Bu düşmanlığa çoğu mason kaynağında rastlanır. Medreseler, minareler ve dini hatırlatan herşey masonlara göre yıkılmalıdır. Bu, dini kurumların masonları nasıl rahatsız ettiği aşağıdaki ifade de açıkça görülmektedir:“…Nasıl ki Milli Mecliste, hiç münasebet almadığı halde caminin sıralarından yükselen ezan sesi: Ben yaşıyorum, ölmedim, ölmeyeceğim diyen onun “Essela”sından başka bir şey midir?.. Memleket aydınlarının kulaklarını tırmalayan bu ses, hepimize ikaz ve basiret görevini ihtar eden bir hatırlatmadır.” (Büyük Üstad Haydar Ali Kermen Hatırası Broşürü, Birlik Tek:. Muh:. Mahfili Yayını 1949 No:1 sf.10)Görüldüğü gibi, masonların batıl düşüncelerine göre kulaklarını “tırmalayan” ezan sesi, onlar için bir tür masonik görevin hatırlatmasıdır. Varlığını devam ettiren din ahlakının ortadan kaldırılması, samimi dindar ve vatansever kimselerin susturulması, masonların en büyük görevidir. Masonlar, din aleyhinde halka verilmesi gereken telkini ise şöyle ifade edilir: “Halk olumlu bilim ve akıl ile eğitilirse, aydınlatılırsa, dinlerin boş inançları kendi kendine yıkılır.” (Mimar Sinan, 1982 S.44 sf.14)

Bu büyük yanılgı, masonluğu ayakta tutan en önemli temellerden biridir. Üstteki iddia bir yanılgıdır çünkü bilim ile dinin asla çelişmemekte tam tersine bilim dinin insanlara öğrettiği temel gerçekleri doğrulayan sonuçlar ortaya koymaktadır. Ateist ideolojilerin büyük bir çöküntü yaşadığı günümüzde, pek çok bilim adamı Allah’ın varlığını delilleri ile ispatlamakta, din ile bilimin çatışmadığını ortaya koymakta ve bilim dünyasından da pek çok insan dine yönelmektedir. Dolayısıyla masonların dini bilim yoluyla yıkma çabası, 19. yüzyıldan miras kalma bir yanılgı ve cehaletten başka bir şey değildir. Masonluk, din ahlakını ortadan kaldırmak için çeşitli yöntemler kullanmaktadır. Tarihte masonlar, din adamlarının arasına girerek dinleri dejenere etmeye çalışmışlardır.

 

Dine karşı alınması gereken tavır masonik kaynaklarda şöyle anlatılır:

 “Toplumumuzda, İslam medeniyetinden kalma ve onu o medeniyete bağlamaya çalışan gizli kuvvetler vardır. Bunun varlığını kabul etmekten kaçınmak lazımdır. Ama, onu ezecek tedbirleri düşünmek ve uygulamak şarttır.” (Bilgi Locası Neşriyatı, no:1, Kürtüncü Matbaası Ankara sf.74)

Masonların düşmanlığı yalnızca din ahlakına değil, her türlü manevi değere de yöneliktir. Bu nedenle samimi vatansever, milliyetçi insanlar da masonların önemli hedefleri arasında yer alırlar. Masonların söz konusu dini ve milli değerlere olan düşmanlığını hemen her gün görmek mümkündür. Masonların kontrolündeki bazı basın ve yayın organları sık sık din ahlakını ve milli değerlere sahip çıkmayı dolayısıyla dindarları ve milliyetçileri kötüleyen ifadelere yer verebilmekte, gizli ve açık bu çevrelerin aleyhinde kurulan tuzaklara destek olunmaktadır. Milliyetçi mukaddesatçı çevreler hakkında sayısız, aslı olmayan dedikodu ve iftira üreten bu masonik çevreler, “ben ölmedim ve ölmeyeceğim” diyen milli ve manevi değerleri yok etmeye çalışmaktadırlar.

 

Loca

 Mason mabedi çok iyi korunmaktadır. Loca girişinde, içeri giren kişiler kontrol edilir. Tanınmayan bir kişi içeri girmek istediğinde durdurulur ve parola sorulur. Loca girişindeki parola sistemi, bir mason tarafından şöyle anlatılıyor:“Kapıyı açan kimseye içeri girmek istediğimi söylediğim zaman, beklememi istedi. Ardından, sonradan Ali Shan Muhterem Locasının üstad-ı muhteremi olduğunu öğrendiğim Joe Lee K. geldi. Ne istediğimi sordu. Türkiye’den geldiğimi, çalışmalarına katılmak istediğimi belirtince, o zaman bana kelimeyi veriniz dedi, ve ritüellik heceleme faslına geçtik.” (Şakül Gibi, 1989 S.19 C.2 sf.5)Masonların en gizemli ve merak edilen yönlerinden birisi de, locada düzenledikleri tören ve ayinlerdir. Belirttiğimiz gibi, mason locası çok iyi korunur. Mason olmayan kimse locanın kapısından içeri alınmaz. İçeride olanlar dış dünyaya her zaman bir sır olarak kalır. Mimar Sinan dergisi, locanın korunması konusunda izlenecek prensipleri şöyle anlatıyor:

“Locaya ziyaretçi olarak gelenlerin mason olup olmadığının usulüne uygun şekilde tahkik edilmesi. Kardeşler tarafından tanınmayan bir masonun, imtihana tabi tutulmadan locaya girmesinin yasak oluşu.” (Mimar Sinan Dergisi, yıl 1977, s. 24, sf. 15)

 

Mason Mabedi

 “Verdiğim sözleri yerine getirmediğim takdirde, kalbim göğsümün sol tarafından, dilim ağzımın dibinden koparılacak, boğazım kesilecek, vücudum vahşi atlar tarafından parçalanacak, med ve cezirin aktığı bir noktada deniz kumunun içinde 24 saat gömülecek, sonra kül oluncaya kadar yakılıp dört rüzgarın estiği bir yerde havaya atılacak ve böylece hatıram tamamen kaybolmuş olacaktır.” (Başlangıçtan Bugüne Kadar Ritüelimizin İnkışafı, Celil Layıktaz, İstanbul,1972)Bu yemin bir tiyatro oyunun veya bir romanın değil, içinde dünya çapında birçok devlet adamı, üniversite rektörü, sanatçı ve yazarın bulunduğu en çok merak edilen, en gizemli kuruluş olan masonların törenlerinin bir parçasıdır. Bu yemin, sırları açıkladığı takdirde, bir masonun başına nelerin geleceğini anlatmaktadır. Dış dünyadan, mabede kabul edilecek kişi, ki bu kişi yeni mason olmaktadır, masonlarca “tekris” adı verilen bir törenle karşılanır. Bu gizemli dünyaya ilk adımını atan yeni mason, ilk andan itibaren çok şaşırtıcı ve ürkütücü olaylarla karşılaşacaktır. Mason adayı locaya girdiğinde, tekrisinden önce küçük bir odaya alınır. “Tefekkür hücresi”, yeni masonun bu karanlık dünyaya ilk geçişidir. Mason adayı tekris töreninden evvel hala “harici”dir ve “Tefekkür hücresi” denilen karanlık bir odada bir müddet yalnız kalması gerekir. (Masonlar, mason olmayan diğer insanları harici olarak nitelendirirler.)“Harici tekrisinden evvel, “Teffekür hücresi”ne alınır. Burası duvarları siyah boyalı, kemikler, bir insan kafatası, küçük bir masa, bir tabure ve bir yazı takımı bulunan bir hücredir. Loca katibi adaya üzerindeki paraları ve madenden yapılmış eşyayı elindeki keseye koymasını söyler. Vasiyetnameyi kılıcın ucuna geçirir. Daha sonra da büyük üstada vasiyetnameyi ve elindeki kılıcı verir. Tören sonunda üstad kılıcın ucundaki vasiyetnameyi yakacaktır.” (Türkiye Büyük Mason Locası, Birinci Derece Ritüeli)Mason adayının fiziksel hazırlığı gözlerine bağlanan örtü ve boynuna geçirilen ip ile tamamlanır. Artık mason adayı, “nuru ziyaya” kavuşmaya hazırdır:“Adayın hazırlığı boynuna bir ip geçirilerek tamamlanır. Bu ip haricin geldiği dünya ile mevcut ilişkilerini sembolize eder. Bu arada, adayın gözleri bağ ile örtülüdür.” (Çırak, Kalfa, Usta, s. 35)Gerekli işlemlerden geçen mason adayı artık Tekrise hazırdır. Büyük salonun kapıları açılır. Mason adayı, loca katibini yardımıyla iki sütunun arasına I. tören üstadının karşısına getirilir. Üstadla mason adayı arasında geçen diyalog, Mimar Sinan dergisinde şöyle anlatılıyor:“Namzetlerin (adayların) boyunlarına birer ip geçirilir, sağ ellerinin ikişer parmakları dudakları üstüne koyulur. Hepsi, boynundan geçirilmiş olan ipin ucu merasim üstadının elinde olduğu halde, namzetler içeri alınır.S: Buraya nasıl geldiniz?C: Boynumda bir iple geldim. (Başlangıçtan Bugüne Ritüelimizin İnkilafı, S. 24, Mimar Sinan Yayınları 1) Önce sizden bir şeref sözü isteyeceğim: Aramıza alınsanız da alınmasınız da, burada görüp işittiklerinizi dışarıda hiç kimseye açıklamayacağınıza söz verir misiniz?”Yeni masonun verdiği sözden sonra üstad şöyle devam eder:“…Uçları size çevrilmiş bu kılıçlar yemininizi çiğnerseniz, masonluğun sizden nasıl öç alacağını ve aynı zamanda çekeceğiniz vicdan azabını göstermektedir.” (Türkiye Büyük Mason Locası, Birinci Derece Tüzüğü, S. 35)Daha sonra mason adayının ensesinden tutularak loca zeminindeki Siyon Yıldızı öptürülür. Bu mason adayının Kabalist felsefeye ilk boyun eğişidir. Üstad, adaya kararlı olup olmadığını sorduktan sonra, şöyle devam eder:“Mademki kararlısınız, hazır olun şimdi birtakım yolculuklar yapacaksınız. Önünüz engellerle doludur. Kaygılı olmayınız, azimli ve yürekli olunuz.” (Çırak, Kalfa, Usta, S. 35) İlk yolculukta, gözü bağlı olan adayın eli bir suya sokulur. İkinci yolculukta bir mum alevi adayın eline dokundurulur. Üçüncü de ise, adayın eli toprak kaba sokulur. Daha sonra adayın gözleri açılır:“Bağ, aday nuru ziyaya kavuştuğunda açılır. Bağın açılması, tekris olanın duyması gereken “tekris şokunu” somutlaştırır.” (Çırak, Kalfa, Usta, s. 35)


Tefekkür hücresine alınmış bir mason adayı

Bundan sonra masonlar, iki sıra paralel olup adayın altında geçeceği bir tak oluşturmak üzere, ellerindeki kılıçların uçlarını birleştirirler. Daha sonra aday birinci derece nizam vaziyeti alır:“Ayakta, sağ eli dört parmak bitişik, baş parmak gönye teşkil etmek üzere kalkık olarak boğazın altına koymak ve sol kolu aşağıya sarkıtmaktır. Daha sonra sağ el ufki olarak sol omuza çekilir ve aşağıya indirilir. Bu hareket sır verdiği takdirde adayın boynunun kesilmesine razı olduğu anlamına gelir.” (Birinci Dereceye Mahsus Muhtıra, s. 13) Daha sonra yeni masonun ketumiyet ve gizlilik konusunda ne derece dikkatli olduğunu anlamak için bir deney yapılır:“Tekriste, derece bilgileri verildikten sonra, yeni çırak bazı evrakları imzaladığı sırada, I. veya II. tören üstadı ona bir kağıt uzatarak, aklında kalmış ise öğretilen kelimeyi yazmasını ister. Eğer boş bulunup da yazmaya kalkarsa, o sırada orada bulunan bir başka kardeş cetvelle eline hafifçe vurur. Bunun üzerine, üstad-ı muhterem, yeminde söylediklerini hemen unuttuğunu hatırlatarak yeni kardeşe dikkat ve ketumiyetle ilgili öğütler verir.” (Çırak II. Derece Ritüeli, Tanju Koray, s. 22-23)Bütün bunlar yeni masonun bu sır dünyasıyla tanışmasıdır. Kendisine birinci derecenin sırları, daha doğrusu telkinleri verilmeye başlanır. Zaman geçip, bilgisi artıkça derecesi yükselir. Ve yavaş yavaş düşünceleri değişmeye, inanışları kaybolmaya başlayacaktır. Mason dergisi konuyu şöyle anlatıyor:“Ham taş insan zihnidir. Çekiç telkindir. Aslında iradeyi bilinçlendirip kıvama getiren telkinden başka bir şey değildir. Nasıl çekiç darbeyle ham taşı yontarsa, telkin de tıpkı onun gibi zihni yontar.” (Sayı 23, s. 45)Ülkemizde sayıları 7000′i aşan masonlar, toplum üzerinde büyük etkiye sahiptirler ve bazı önemli makamlara ulaşmışlardır. Politikada, ekonomide, basında, sosyal hayatta masonluk, materyalist masonik felsefeyi topluma empoze etme çabasındadır.Masonluk merkezi dışarıda olan bir örgüttür. Türkiye’nin her yanında mason locaları vardır. Bunların hepsi tek bir locaya ve tek bir büyük üstada bağlıdırlar. Büyük loca ise yurt dışından gelen karar ve emirleri diğer localara ve Rotary, Lions gibi masonluğun alt kuruluşlarına iletmekle görevlidir.Bu emir komuta sistemi sayesinde dünya masonluğunun, Türkiye hakkında aldıkları kararlar ülkemizde büyük bir titizlikle uygulanır.Bu sistemin uygulamasının en önemli örneklerinden birisi 1989 yılında Avusturya’da toplanmış olan Dünya Büyük Mason Kurultayı’dır. Dünya masonları her yıl Büyük Kurultay’da biraraya gelerek dünyanın geleceğine yönelik stratejiler geliştirirler. Masonlar tarafından “Konvan” olarak tanımlanan bu Kurultay’da alınan kararlar, ülkelere göre gruplanarak her ülkenin Yüksek Şurası’na bildirilir. Sadece 33. derecedeki masonlardan oluşan Yüksek Şura’da kararları uygun şekilde alt derecelere iletir. Böylece o ülkede uzun, orta ve kısa dönemde yürütülecek politikalar da belirlenmiş olur.1989 yılında Avusturya’da toplanmış olan Dünya Büyük Mason Kurultayı’nda, Türkiye hakkında son derece önemli kararlar alınmıştır. Türkiye’de ilerideki on yıl boyunca uygulanacak politikaları belirleyen bu kararlar, ülkemiz üzerinde masonluğun planlarını, açık bir şekilde ortaya koyuyor.Daha önce konuyla ilgili diğer eserlerimizde yayınlanmış oldan Kurultay resimlerini, kararların tam metnini ve bütün kararların Türkçe tercümesini tekrar yayınlıyoruz.

Bu kararlar, Türkiye’nin Siyonist hedefler açısından ne derece önem taşıdığını ve masonluğun bu hedefler doğrultusunda ülkemizde oynadığı oyunları ortaya çıkaran en önemli belgelerden birisidir.

 

Kurultayda Alınan Kararların Türkçe Tercümesi

 31. ve 33. başlıklarda belirtildiği gibi, İtalya’daki P2 skandalından sonra, Yunanistan’da biraderlerin açıklamaları ciddi krizlere yol açtı. Benzer sonuçlar Türkiye için de geçerlidir. Biraderlere derhal gerekli tedbirleri almalarını tavsiye ediyoruz.

Aşağıda 25 Nisan 1989′da Avusturya’da toplanan Kurultay’da, Grand Orient’e bağlı Türkiye hakkında alınan kararlar belirtilmiştir:

 

KARAR 1:

 A) Anti-masonik ve antisemitik bütün gelişmelerin tespit edilerek önüne geçilmesi.B) Masonik ideallerin gerçekleşmesini engelleyebilecek hareketlerin yok edilmesi.C) Son 10 yıldaki anti-masonik güçlerle ilgili detaylı bir rapor hazırlanması.

 

1989 Avusturya Büyük Mason Kurultayı’na, dünyanın dört bir yanından ülkelerin 33. dereceli üstad-ı azamları katıldı.Kurultay’da bütün dünyanın politik, ekonomik ve sosyolojik yapısı ve dünya masonlarının her ülkede bu konular hakkında uygulaması gereken önem ve yaptırımlar hakkında kararlar alındı.Kurultay ülkemiz için büyük önem taşıyordu. Çünkü Türkiye konusu, Kurultay gündeminin önemli bir kısmını işgal etmekteydi. Türkiye hakkında alınan kararlar 33. dereceli Türk mason üstadlarına tebliğ edildi. Bu kararlar, daha sonra masonluğun emir komuta zinciri sayesinde, uygun ve planlı bir şekilde alt derecelere ve kuruluşlara iletilecekti.“Herhangi bir mason locasında bulunan üyelerin isimlerini araştıracak olursak görürüz ki, siyasi kanaatleri taban tabana zıt birçok kimseler aynı saf altında çalışmakta ve yekdiğerine kardeşim demektedir. Askerlerle sulhperverler, kral taraftarlarıyla cumhuriyetçiler aynı locada üye olabilirler.” (Büyük Şark Mason Dergisi, s.10, sf.6)

KARAR 2:

 A) Basındaki biraderlerimiz arasında dayanışmanın güçlendirilmesi. Bununla birlikte, afişe olmalarını önlemek amacıyla, aralarında suni bir rekabet havası oluşturulması.B) Önemli rollerdeki biraderlerin açıklanmasının engellenmesi için temel önlemlerin alınması.

C) Basındaki biraderlerin, dindarları bildirmek konusunda, daha duyarlı ve daha dikkatli olmaları için uyarılması.

 

1989 yılında her yıl yapılan Dünya Büyük Mason Kurultayı, Avusturya’da toplandı.

KARAR 3:

 A) Kitle partilerindeki biraderlerin sayılarının arttırılması ve etkilerinin güçlendirilmesi. Bununla birlikte, afişe olmalarını önlemek amacıyla, aralarında suni bir rekabet havası oluşturulması.

B) Parasal sorunlar için Avrupa localarının yardım ve iş birliğinin istenmesi.

 

KARAR 4:

 A) Medya topluluklarının yardımıyla, yavaş yavaş arttırarak, masonik ahlak ve düşünüş biçiminin benimsetilmesi

B) Derhal masonlar hakkındaki şüphe ve ön yargı sorununun çözülmesi. Bu görev için birleşiğimiz olan klüplerimizin (Rotary-Lions vs.) görevlendirilmesi.

 

KARAR 5:

 A) Büyük derneklerimizin GAP düzenlemesinin içine sokulması.B) Güneydoğu’daki yatırım için faydalı koşulların hazırlanması.

C) Bu bölgedeki yatırımlar için girişimci biraderlerin biraraya getirilmesi.

 

KARAR 6:

 Üstte solda 1989 Avusturya Büyük Mason Kurultayı’nda Türkiye hakkında alınan kararların 1. sayfası. Üstte sağda ise1989 Avusturya Büyük Mason Kurultayı’nda Türkiye hakkında alınan kararların 2. sayfasıA) Halkın, dini inançların dışında kalması için, eğitiminin sağlanması.B) Akademik çevrelerde bulunan biraderlerimiz vasıtasıyla, üniversite çevresi içinde bu konunun güncelleştirilmesi.

C) Diğer bir yandan, medya kitleleri yardımıyla bu dogmatik eğilimlerin yerilmesi.

 

KARAR 7:

 A) Sovyetler Birliği’ndeki Türk Devletleri’nin muhtemel bir bağımsızlık hareketi, Türkiye’nin Avrupa ve Ortadoğu’daki konumunu etkiliyebilir. Bölgedeki dengelerin korunması için etkili siyasi tedbirlerin alınması.

B) Sovyetler Birliği’ndeki rejim değişikliğine müteakiben oluşabilecek muhtemel bir Türk Birliği’ne karşı halkta oluşacak ılımlı bakışın, kitle psikolojisi yöntemiyle, yok edilmesi. Kamuoyunun böyle bir birliğin zararları doğrultusunda yönlendirilmesi.

 

KARAR 8:

 A) Premasonik kuruluşlarımız (Lions, Rotary, Diners vs.) vasıtasıyla, uygun gençlerin gözlem ve seçimlerine devam edilmesi. Seçilen gençlerin, masonik idealler doğrultusunda, Avrupa ve Amerika’daki merkezlerimizde eğitimlerine başlanması.

B) Yeni seçilenlerin dışarıda eğitimi için, ödemelerin ve uygun şartların hazırlanması.

 

KARAR 9:

 A) Her hafta tüm yeni gelişmelerin Paris Merkez Komitesi’ne ve Büyük Türk Konseyi yetkililerine aktarılması.B) Büyük Chicago Locası’na gönderilen bilgilerin, zenginleştirilip, daha iyi hale getirilmesi.

 

KARAR 10:

 A) İslami hareketlerin, kontrol edilerek, uzun vadede yok edilmesi.B) Dini gruplar arasındaki ihtilaf ve bölünmelerin körüklenerek, masonluk aleyhindeki etkilerinin zayıflatılması.C) Dini akımların toplu gücünün değişik odaklara yönlendirilerek, masonik ideallere zarar vermelerinin önlenmesi.

Kurultay’da yapılan törenlerden bir görünüm.Avusturya Büyük Mason Kurultayı’nda Türkiye hakkında alınan kararlar, masonik hayat tarzı ve felsefenin ülkemizde tamamen yerleştirilmesi doğrultusundaydı. Ve bu ideale zarar verebilecek her türlü engelin bertaraf edilmesi üzerine duruluyordu

 

KARAR 11:

 A) Basındaki bütün anti-masonik yayınların takip edilmesi.B) Tüm anti-masonik yayınların toplatılması ve satışının engellenmesi.

C) Fiili ve uygun yöntemlerle, anti-masonik yazarların ve yayın evlerinin tüm faaliyetlerinin durdurulması.

 

KARAR 12:

 Halk arasında masonluk öncesi kurumların yayılması.

Şapka Ve Kağıt

Melon şapka

 

Melon Şapkalı Atatürk

 

Melon şapka, 1850 yılında bir İngiliz olan Thomas William Coke tarafından yaratılan, asıl amacı at üzerindeyken alçak ağaç dallarından korumak olan, içi ve kenarlığı sert takviyeli bir şapka türüdür. Şeklen fötr şapkayı andırsa da ondan çok daha sert olup, üst kısmı içe girintili değil dışa bombelidir.

 1960′lara kadar Londra centilmenlerinin önemli günlük kıyafetlerindendir.

Türkiye’de de şapka devriminden (Kasım 1925) sonra günlük hayatta fesin yerine fötr şapka kullanılmaya başlasa da melon şapka Türkiye’de fötr kadar tutulmamıştır.

 

Şapka

 

Klasik bir fötr şapka

Şapka, genelde Batılı ülkelerde giyilen bir başlıktır. Eski Türkçede Şemsi sperli sepuş denir. Şapka devrimi, Atatürk’ün sosyal alanda yaptığı en önemli devrimlerdendir.

 

  // Cumhuriyet öncesi kullanılan başlıklar

 

Sarıktan fese, festen şapkaya geçilmiştir. Osmanlıda, çok çeşitli başlıklar kullanılırdı. En yaygını ise “kavuk” ve “külah”tı. Saraydaki yüksek rütbeli subayların giydiği başlık çeşidi 43′e çıkmıştı. Hükümet ve devlet görevlilerine ayrılan başlık sayısı ise 27 idi. Hiç kimse kendine ait olmayan bir başlığı başına koyamıyordu. Sadrazamdan kâtibe kadar herkes, şapkalarından tanınırdı. Bu mezar taşlarına bile yansıdı.

 

Fese geçiş

 

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı tarih olan 1826′ya kadar bu devam etti. O tarihi takip eden günlerde, Akdeniz’de seferde bulunan Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) Koca Hüsrev Paşa, Sultan İkinci Mahmud’un, Yeniçeri Ocağı’ndan geriye hiçbir alâmet ve kıyafet bırakmak istemediğini öğrenince, Tunus’tan bir miktar fes alıp tayfalara giydirdi. İstanbul’a döndüğünde, subaylarıyla birlikte Padişah’ın huzuruna başında fesle çıktı. Fes, yenilikçi Padişah’ın hoşuna gitti.Tunus’tan hemen elli bin adet fes getirtildi. Osmanlıdaki ilk fabrika sayılan İstanbul Eyüp Sultan’daki Feshane, devlet memurlarına fes başta olmak üzere başlık yetiştirmek için kurulmuştu. 1828′de çıkartılan bir kıyafet nizamnamesiyle de fes resmî başlık oldu. Zamanla moda haline geldi. O kadar ki, bir dönem kadınlar bile kullandı. 

Cumhuriyet döneminde şapka

 

Erzurum Kongresi sonrası, vakit geceyarısını geçmiş. Mustafa Kemal Paşa, İbrahim Süreyya (Yiğit) ve Mazhar Müfit (Kansu) küçük bir odada çalışıyorlar. Aniden İbrahim Süreyya Bey, Mustafa Kemal Paşa’ya şöyle bir soru yöneltiyor:“Paşam, başarıya ulaştıktan sonra… neler yapmayı düşünüyorsunuz?”Mustafa Kemal bu soru üzerine Mazhar Müfit’e dönerek, “Şimdi not et bakalım” diyor, “ama defterin bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar gizli kalacak. Bir ben, bir Süreyya, bir sen bileceksin. Şartım bu. Önce tarih koy: 7-8 Temmuz 1919. Sabaha karşı.” Ve zafer sonrası Türkiyesi için düşüncelerini tek tek yazdırıyor:Bir: Zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır.
İki: Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken muamele yapılacaktır.
Üç: Tesettür kalkacaktır.
Dört: Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir.
Beş: Latin harfleri kabul edilecektir.

Mustafa Kemal, Anadolu’ya gönderilmeden çok önce kendi Türkiyesini oluşturmuştu. Onu Anadolu’ya gönderen Sultan Vahdettin, bir anlamda planlarını gerçekleştirmesine yardım etti.

 

Atatürk’e göre şapka

 

Çağdaş olma, evrensel medeniyete katılma, kafaların içini hurafelerden kurtarıp bilimsel düşünceye açma yolundaki çabaları destekleyecek en önemli adımdı. Kişinin kıyafetini değiştirmekle ruhsal yapısının da değişeceği varsayılıyordu. “Arkadaşlar” diyordu, şapkalı olarak ilk kez gittiği Kastamonu’da: “Turan kıyafetini araştırıp canlandırmaya gerek yoktur. Medeni milletlerarası kıyafet, milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya potin, üstünde pantolon, yelek, gömlek, kravat, ceket ve doğal olarak bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta siperi şemsli serpuş; bunu açık söylemek isterim, bu başlığın ismine şapka denir.”

Ankara’ya döndüğünde kendisini karşılayan “üst düzey”lerin tamamı şapkalıydı. Hava ile birlikte moda anlayışı da değişmiş, hayat bir gün içinde başkalaşmıştı.

 

TBMM’de şapka görüşmeleri

 

Hazırda bekletilen “Şapka iktisasına (giyilmesine) Dair Kanun” Tasarısı hemen Büyük Millet Meclisi’ne sevk edildi. Ama geçirmek çok kolay olmadı. Tasarı görüşülürken, taslağın anayasaya aykırı olduğu ileri sürüldü. Bunu ileri süren Bursa Milletvekili Nurettin Paşa’ya, Atatürk’ün yakın çevresinden zamanın Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) çok sert çıktı: “Hürriyetin nasibi, irticaın elinde oyuncak olmak değildir? Ülkenin çıkarlarına olan şeyler hiçbir zaman anayasaya aykırı olamaz, olmaması mukayyettir (belirlenmiştir).” Herkes sustu. Şapka kanunlaştı. (25 Kasım 1925) Artık erkeklerin şapka dışında başlık giymeleri suçtu. Ama o sırada ülkede yeteri kadar da şapka da yoktu. İnsanlar şapkaya benzer ne bulurlarsa başlarına geçiriyorlardı. Hatta Rum kadınlarının giydiği şapkalar bile bir süre üst tabaka erkekler tarafından kullanılmış ve trajikomik görüntüler oluşmuştu.

 

Şapka olayları

 

Şapka Kanunu’nun çıkmasıyla birlikte Erzurum, Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon ve Gümüşhane’de sert direnişler yaşandı. Ama hepsi çok şiddetli, hatta vahim bir şekilde bastırıldı.Mesela Trabzon, Hamidiye Zırhlısı tarafından bombalandı. “Bizim uşaklar”ın, “Atma Hamidiye atma, şapka da giyeceğuk, vergi de vereceğuk” diye aman dilemeleri meşhurdur.

Oysa, şapkadan başka bir başlık giymekte direnmenin cezası, kanuna göre, üç aya kadar hafif hapisti. Ama şapka, İstiklal Mahkemeleri’nin en önemli konusu haline getirildi. Ve şapkaya direndikleri gerekçesiyle, başta İskilipli Atıf Hoca olmak üzere, Rize’de 8, Maraş’ta 7, Erzurum’da 4, Sivas’ta 3, İskilip’te 2, Menemen’de 28 olmak üzere, diğer yerlerle birlikte toplam 78 kişi idam edildi

 

Kâğıt

 

KağıtKâğıt, hamur haline getirilmiş, çeşitli nebati (bitkisel) maddelerden yapılan, üzerine yazı yazılan, ince, kuru yaprak. İnce bitki liflerinin keçeleşmesi ile meydana gelen bugünkü kağıdın ilk olarak M.S. 1. yüzyılda Çin’de yapıldığı sanılmaktadır.

İnsanoğlunun hayatının bir parçası olan yazı, daha önceleri, düz konik, taş ve ağaç gövdeleri ile killi topraktan yapılmış yazı levhaları üzerine yazılmaktaydı.

 

//Tarihçe

 

Aslında M.Ö. 4000 yıllarında Mısır’da bulunan Cyperius (papirüs) denilen bitkinin sapı uygun boyutlarda kesilip bir tahta üzerine dizilip, sulu vaziyette tokmaklanarak bir çeşit kağıt üretilmekdeydi. Yapılışı ve özelliği bakımından bugünkü kağıttan farklı olmakla beraber, kağıt ismi bu papirüs kağıdından kalmıştır.Papirüsle beraber, çeşitli hayvan derilerinden yapılan pergament (parşumen) kağıdı da tarih boyunca kullanılmıştır. Parşumen, bugün bile kullanılan, yazı yazmaya ve resim yapmaya çok elverişli, uzun ömürlü bir kağıt çeşididir.Kağıt, ilim ve kültürün yayılıp gelişmesinde çok büyük bir rol oynamıştır.ve ilk para mantığının birseyler satın alma . degiş tokus.gibi parasl seylerein baslangıcı olmustur.. Yazma, taşıma ve muhafazasındaki kolaylıklar, herhangi bir yerdeki ilim ve bilginin çok kısa bir zamanda dünyanın her tarafına kolayca yayılmasını temin etmiş, böylece bugünkü medeniyete ulaşılmasının başlıca vasıtalarından birisi olmuştur. Bugünkü dünyada kağıt, en başta gelen sanayi mamüllerinden biridir ve günlük hayatta en çok ihtiyaç duyulan bir maddedir. İlmi çalışmalar, eğitim ve öğretim müesseseleri, her türlü basın, yayın faaliyetlerinin yanısıra para basımında, ambalaj işlerinde, mutfakta ve daha pekçok yerde kağıt kullanılmaktadır.

Eskiden kağıt üretimi az yapıldığı için, dünyanın her yerinde kıymetli tutulurdu. Sonradan üretimin bollaşması ve yaygınlaşması ile eski itibarını kaybetti. Ancak son yıllarda kağıt yapımında kullanılan hammaddenin tükenmeye yüz tutması, artan maliyetler ve diğer sebeplerle günden güne kıymetlenmektedir.

 Kağıdın kimin tarafından bulunduğu bugün kesin bilinmemektedir. Ancak bugünkü kağıt hamuru ile elde edilen kağıdın ilk modeli milattan sonra 105′te Çin’de Ts’ai Lun adında bir saray görevlisi tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Ts’ai Lun Ağaç kabukları, bez parçaları ve diğer lifli malzemeleri özlü ve yumuşak bir hamur haline gelinceye kadar dövüp, elde ettiği hamuru geniş bir tekne içinde suyla karıştırarak ilk mekanik odun hamurunu elde etti. Daha sonra gözenekli bir kalıbı, hamurun içine daldırılıp yukarıya kaldırıldığında, su gözeneklerden süzülerek aşağıya akıyor, kalıbın yüzeyinde lifli bir tabaka kalıyordu. Bu tabaka kalıp üzerinden alınıp kurutulduğunda ve üzeinden el yapımı silindirlerle ilkel kalenderlemeden sonra kullanıma hazır hale geliyordu.Keşfinden bugüne kadar 2000 yıl geçmiştir. Orta Asya’da yapılan araştırma ve kazılarda, üçüncü ve yedinci yüzyıllar arasında kullanılan kağıtların dut ağacı kabukları, kendir, kenevir ve pamuktan yapılmış olduğu anlaşılmıştır.Kağıt, Çin’den, Orta Asya’ya oradan da İran’a geçti. 751 senesinde yapılan Talas Meydan Muharebesinden sonra, Çin’den alınan esirlerden kağıt yapımı öğrenildi. Çin’in dışında ilk defa Semerkand’da kağıt yapım merkezi kuruldu.

Yakın Doğuda ilk defa Abbasi hükümdarı Harun Reşid zamanında 754 senesinde Bağdat’ta kurulmuştur. Batı alemi ise Müslümanlardan 400 yıl gibi uzun bir zaman sonra yine Müslümanlar sayesinde kağıdın varlığından haberdar oldular. Bundan sonra Şam, Trablusşam, Yergen ve Mısır’da kağıt fabrikaları kurulmuştur.

 Kuzey Afrika’nın Müslümanlar tarafından fethedilmesi ve daha sonra İspanya’ya geçilmesi üzerine, kağıt fabrikaları da oraya taşınmıştır. Müslümanlar tarafından kurulması ve Avrupa’nın ilk kağıt fabrikası olması bakımından bu fabrikalar çok önemlidir.

Böylece Çin’de binlerce yıl önce imalatına başlanan kağıt, zamanla daha yeni metodlarla üretilmiş ve 18. yüzyılda Fransa’da ilk defa kağıt makinası yapılmıştır. Kağıt makinalarında da sürekli olarak teknolojik gelişmelere paralel olarak değişiklikler olmuş ve bugünkü çok motorlu tahrik sistemli, Hamurun kesafet (yoğunluk), sıcaklık, pH, gramaj ve rutubet gibi özelliklerini kontrol altında tutabilen otomatik kağıt makinaları ortaya çıkmıştır.

 

Türkiye’de kâğıt üretimi

 

Türkiye’de de dünyadaki gelişmelere paralel olarak kağıt sanayii sürekli bir ilerleme göstermiştir. Osmanlılar, kağıt ihtiyaçlarını doğudan temin ediyorlardı. Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinden,İstanbul’da Bizans’tan kalma bir kağıt fabrikasının, Kağıthane semtinde bulunduğu öğrenilmiştir. Üçüncü Sultan Selim Han zamanında, küçük de olsa bir kağıt fabrikası yapılmış, fakat daha sonra üretimin çok pahalıya mal olması sebebiyle fabrika kapatılmıştır.İlk kağıt fabrikası 1744 yılında Yalova’da kurulmuştur. İbrahim Müteferrika tarafından ilk Türk matbaasının kurulmasıyla artan kağıt ihtiyacını temin etmek için, Yalova’da kağıt fabrikasının yapılmasına karar verildi. Bu fabrikada birçok cins kağıt imal edildi. Sultan Birinci Mahmud Han bu fabrikadan çok memnun oldu. Kur’an-ı kerim ve diğer İslami kitapları çoğaltmak gayesiyle başka kağıt fabrikalarının da yapılmasını istedi. Fakat su azlığı, su yollarının bozulması ve Avrupa kağıtlarının rekabeti yüzünden, Yalova Kağıt Fabrikası kapandı. Osmanlı Devleti zamanında kurulan uzun ömürlü fabrika Beykoz Kağıt Fabrikasıdır. 1804′te hizmete açılan bu kağıt fabrikasında İngiliz ve Flemenk kağıtları kalitesinde kağıt yapmak istenmiştir. Bilahare dışarıdan kağıt getirmek daha ekonomik olmuş, yabancı devletler kağıtlarını maliyetin altında, zararına Türkiye’ye satmak suretiyle kağıt sanayisi baltalamışlardır. Neticede Beykoz Fabrikası da kapanmıştır.

İzmir Kağıt Fabrikasının temeli ise 1844′te atıldı. Fabrikanın buhar kuvvetiyle çalıştırılması kararlaştırılmıştı. Bu fabrika bir süre devletin kağıt ihtiyacını karşılayabilmiştir. Yine Avrupa’nın çeşitli oyunları neticesinde kapanmaya mahkum olmuştur.

 

Hamidiye Kâğıt Fabrikası, Osmanlı Devleti döneminde kurulan son kağıt fabrikamızdır. Sultan İkinci Abdülhamid Han, Hamidiye Kağıt Fabrikasını kurmakla Serkarın Osman Beyi vazifelendirmiştir. Fabrikanın yeri olarak Beykoz’da, Kır Mevkii ve Hünkar İskelesi seçilmiştir. Osman Beyin oğlu Ali Cevat Beyin 42 dönümlük yeri de satın alınarak genişletilmiştir. Bu fabrika İstanbul ve Londra’da şubeleri olan Hamidiye Kağıt Fabrikası veya Ottoman Paper Manifacturing Company Limited adıyla kurulan şirket tarafından idare ediliyordu. Şirketin çıkardığı hisse senetleri satılmadı. Masson Scott firması bir müddet bu fabrikayı çalıştırdı. Şirket (Hamidiye Kağıt Fabrikası), borcunu ödemeyince mahkeme kararıyla Masson Scott firmasına devredildi. Bilhahare bu firma da 1912 yılında hisse senetlerini satışa çıkardı. Hamidiye, şirketi tekrar satın aldı. Fakat o sırada Birinci Dünya Savaşı çıkınca İngiliz personeli memleketine döndü. Osmanlı Devletinin savaştan yenik çıkması üzerine galip devletler kağıt fabrikasını dağıttılar.

 

Cumhuriyet döneminde ilk kâğıt fabrikaları

 

Cumhuriyet döneminde ilk kâğıt fabrikasının temeli İzmit’te 14 Ağustos 1934′te atıldı ve fabrika 1936 yılında işletmeye açıldı. Bu fabrikaya 1944 yılında ikinci kağıt selüloz fabrikası, 1945′te Klor Alkali Fabrikası ilave edildi. 1954′te de üçüncü kağıt fabrikası kuruldu. 1957′den sonra eski makineler değiştirildi. 1960 yılında dördüncü, 1961′de beşinci kağıt fabrikası kuruldu. 1955 senesine kadar Sümerbank Kağıt ve Karton Fabrikası ismi ile çalıştıktan sonra İzmit Selüloz Sanayii Müessesesi adı verildi. Bilahare, 1955′te çıkarılan bir kanunla Sümerbank’tan ayrılıp Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları İşletmesi Genel Müdürlüğü (SEKA) adı ile iktisadi bir devlet kuruluşu oldu.

 

SEKA

 

İzmit’te SEKA’ya bağlı yedi kağıt ve karton fabrikasının yanısıra, Mekanik Odun Hamuru Tesisleri, Oluklu Mukavva, Odun Selülozu Fabrikası, Saman Selülozu Fabrikası, Klor Alkali Fabrikası, kuvvet santralı, su tesisleri ve atölyeler vardır.SEKA’nın Zonguldak-Çaycuma kuruluşu 1970′te işletmeye açılmıştır. Burada kraft selülozu, kraft kağıdı ve yarı kimyevi selüloz imal edilmektedir. Giresun-Aksu’daki mekanik odun hamuru ve gazete kağıdı tesisi ile 1971′de açılan Muğla-Dalaman’daki tesisler de SEKA’ya bağlıdır. Dalaman’daki tesiste sülfat ve viskoz selülozu, tabii kağıt ve karton imal edilmektedir.

SEKA’ya bağlı diğer tesis ve müesseseler de 1975′ten sonra hizmete açılan Afyon Beyaz Saman Selülozu Tesisi, Balıkesir Selüloz Kağıt Tesisleri. Antalya Kraft Selülozu ve Kraft Kağıdı Tesisleri, Akdeniz (İçel), Kastamonu, Bolu müesseseleridir. 1936 yılında 10.000 ton olan kağıt üretimimiz, 1992 yılında 932.000 tona ulaşmıştır. Bu miktarın yarısını SEKA üretmekte, diğer yarısını da özel sektör üretmektedir.

 

Kâğıt çeşitleri

 

Hayatın her safhasında çok çeşitli maksatlarla kullanılan kağıt, ağırlığına (gramajına), kullanılan hamurun cinsine, dolayısıyle yırtılma ve patlama mukavemetine ve buna benzer diğer özelliklerine göre çeşitli sınıflara ayrılabilir. Fakat genel hatları ile şu şekilde tasnif etmek mümkündür:

  1. Yazı tabı kâğıtları (1, 2 ve 3. hamur kâğıtlar, ofset kâğıdı, aydınger kâğıdı vb.),

 

  1. Sargılık kâğıtlar,

 

  1. Kraft torba veya çimento torba kâğıdı,

 

  1. Temizlik kâğıtları ve hijyenik kâğıtlar,

 

  1. İnce özel kâğıtlar (sigara kâğıdı vb.),

 

  1. Oluklu mukavva kâğıtları (kraft yüzey kağıdı, atık kağıt yüzey kağıdı, oluklu katı kağıdı),

 

  1. Kartonlar.

 

Bir başka sınıflandırma ise:

 

  1. Kültürel kâğıtlar,

 

  1. Endüstriyel kâğıtlar şeklinde olabilir.

 

Kâğıdın hammaddesi

 

Kâğıdın ana hammaddesi odundur. Kâğıtlık odun, mobilya vs. üretiminde kullanılan odundan düşük, yakacak olarak kullanılan odundan daha yüksek kalite seviyesindedir. Bu odun da, ya iğne yapraklı (çam vb. yumuşak) ağaçlardan veya yapraklı (meşe vb. sert) ağaçlardan elde edilir.

Aslında memleketin orman kaynaklarının tüketiminde kağıt sanayii, orman ürünleri sanayii ve yakacaktan sonra üçüncü sırayı işgal etmekle beraber, ormanın yetişmesinin çok zaman alması dikkate alınırsa, sadece kağıt sanayii bile, ormancılığa gereken önem verilmezse, bir memleketin orman kaynaklarını kısa zamanda tüketebilecektir. Bundan dolayı bütün dünyada kağıt sanayii, odun dışındaki kaynaklara her geçen gün daha süratle yönelmektedir. Bunlar arasında yıllık bitkiler olarak bilinen saman, kamış, kendir-kenevir ile tütün, ayçiçeği vb. bitkilerin sapları sayılabilir. Çok çeşitli olan bu bitkiler arasından şimdiye kadar sadece saman, kamış ve kendir ekonomik kullanım seviyesine erişebilmişlerdir. Genellikle diğerlerinin toplanması ve stoklanması ekonomik gözükmemektedir.

 

Kâğıtların geri dönüşümü

 

Diğer önemli bir hammadde eski kağıttır. Eski ve atık kağıtlar, ucuz bir hammadde olarak görünmekteyse de kullanılan baskı mürekkebi ve kağıdın yapısına bağlı olarak mürekkep çıkarma işlemi, özellikle yazı tabı kağıtları yapımında en önemli problemi teşkil etmektedir. Bu kabil eski kağıttan, mürekkebi çıkarılmadan, halen yaygın şekilde kullanılan gri karton üretimi yapılmaktadır.

 

Yardımcı hammaddeler

 

Bunlar dolgu maddeleri, boyar maddeler ve kağıdı yapıştırıcı maddeler olarak üç bölümde mütalaa edilebilir:Dolgu maddeleri, liflerden meydana gelen ve girintili çıkıntılı bir durumda olan kağıt yüzeyine lifler arasındaki boşlukları doldurarak, daha düzgün bir şekil vermek maksadıyla kullanılır. Bunun yanında mürekkebin dağılmasını önleyerek, daha iyi emilmesini sağlar. Kağıdın parlaklığını arttırır. Kağıdın yumuşaklığını da olumlu yönde etkiler.Diğer yandan lifler arası bağlantıyı zayıflattıklarından kağıdın kopma, yırtılma, çift katlama ve patlama direncini zayıflatırlar. Kağıt makinasına hamur verilirken, eleğin üzerinden akan hamurun üst tarafında daha çok tutunduklarından, kağıtta iki yüzlülük meydana getirebilirler. Kağıdın yapışmasına menfi tesirleri vardır. Kağıt üzerinde zayıf tutunmaları halinde silme sırasında leke ve kirlenmeye, yıpranmaya sebeb olurlar.Fazla oranda kullanılmaları işletmeci açısından kağıdın maliyetini düşürücü bir unsur olarak görülebilirse de, sayılan mahzurları da dikkate alınarak ancak belirli bir oranda dolgu maddesi kağıt hamuruna ilave olunabilir.Baryum sülfat, kalsiyum sülfat (CaSO4) vb. dolgu maddeleri içinde daha çok yaygın olarak kaolen (bir çeşit kil) kullanılmaktadır.Kağıda istenen rengin verilebilmesi için yeterli miktarda boyar madde (sentetik boyalar veya pigmentler) kullanılır.

Çeşitli kağıtların (özellikle baskı, para ve harita kağıtları gibi) su ve mürekkep gibi sıvı maddelere karşı dayanıklı olmaları istenir. Bu maksatla kağıdın iç yapıştırmasını sağlamak için kağıt hamuruna, lifler süspanse haldeyken, önce belli oranda kolofan ilave edilir. Daha sonra kolofanın lifler üzerinde çökmesini sağlamak için şap katılır. Çam ağaçlarından elde edilen reçine, % 80 oranında kolofan ihtiva etmektedir.

 

Başlıca kağıt hamuru (selüloz) üretim yöntemleri

 

Mekanik hamur

 

Genellikle meşe gibi bazı yapraklı ağaçların dışında ağaçlar 1-1,5 m boylarda kesilerek, gerekiyorsa nemlendirildikten sonra, taşlı liflendirici denilen bir makinada liflerine ayrılarak lif su karışımı süspansiyonu elde edilir. Kirlilik yaratacak maddeleri ve büyü kıymıkları ayırmak için muhtelif eleklerden geçirildikten sonra, kağıt makinası hamur hazırlama kısmına veya kesafeti arttırılarak özel havuzlarda depolanır.Tomrukların makinaya verildiği bölmelerine göre, zinciri veya pistonlu olarak ayrılabilir. Pistonlular ise kendi içinde tek cepli ve çok cepli gibi tasarımları mevcut. Tomruk, basınç uygulanarak dönen bir taşa bastırılır, yaklaşık 1,5 m çapı olan taş suni taştır.

İşlem çok basit olmakla beraber, çıkan hamurun kalitesini kontrol altında tutma zorluğu, işlemin en büyük dezavantajını teşkil etmektedir. Bir ton mekanik hamur üretebilmek için 2,33 m³ kabuğu soyulmuş oduna (verim %98), 10-15 m³ temiz suya ve 800-1500 kWh elektrik enerjisine ihtiyaç vardır. Ayrıca bu hamurla her tür kağıdı üretmek mümkün değildir. Daha çok rengin ve fiziksel direncin daha az önemli olduğu ve hacimliliğin önemli olduğu kağıt türlerinin yapımında kullanılmaktadır.

 

Rafinör mekanik hamuru

 

Bu yöntemde de kimyasal madde kullanılmaz, ağaç yongaları diskli rafinörlerde liflerine ayırarak, hamur üretimi yapılmaktadır. Odun, ya tomruk halinde fabrikaya gelmekte ve yongalanmakta veya yongalanmış veya kereste fabrikalarının talaşı olarak gelmekte ve rafinörlere verilmekte.

Hamurun kalitesi taş mekanik hamurdan daha iyi (% 50-% 100) olmakla beraber bu üstünlük % 50 daha fazla elektrik enerjisi harcanarak sağlanır (ton başına 1200-2200 kWh). Buna karşılık, testere talaşı gibi çok daha ucuz odun hammaddesi kullanılabilmektedir.

 

Termomekanik hamur

 

Rafinör mekanik hamur usulünden farklı olarak odun yongalarının rafinöre girmeden önce buharla ön işlem uygulayarak yumuşatılmasıdır. Bundan dolayı liflendirme işleminde lifler daha az hasar görerek daha iyi nitelikte bir hamur elde edilebilir.

 

Kimyasal hamur (selüloz)

 

Yarı kimyasal hamur üretim yöntemleri olmakla bereber birçok kimyasal hamur üretim yöntemi bulunmaktadır. Bunlardan en yaygın olarak kullanılan sülfat (kraft) yöntemidir.Sülfat işleminde hazırlanan her türlü yonga esas olarak alkali ve sodyum sülfit çözeltisi içerisinde 160-170°C’de 2-3 saat pişirilir.Çözelti tekrar kullanılmak üzere kurulan geri kazanma üniteleri ile geri kazanılır. İşlem güçlü hamur üretimi için uygun ise de yeterli teknoloji seviyesinde olmayan ve kimyasal madde tedarikinde güçlükleri bulunan memleketlerde problemler çıkarmaktadır.

Gazete kağıtları % 100 oranında mekanik rafinör, termomekanik veya kimyasal termomekanik hamurdan yapılabilirse de çeşitli bakımlardan bir miktar (% 10-20 civarında) sülfat prosesi ile imal edilmiş selüloz katılması uygun görülmektedir. Dergi kağıtlarında mekanik hamur % 60 - % 100 oranında kullanılmaktadır. Kaliteli baskı kağıtları ise % 100 kimyasal hamurdan imal edilmektedir (I hamur). Oluklu mukavva ve çimento torba kağıtlarında genellikle mukavemeti yüksek sülfat hamur kullanılmaktadır.

 Önceki kısımlarda bahsedilen hammaddelerden, anlatılan metodlarla elde edilen kağıt hamuru (selüloz), hamur hazırlama bölümünde işlem gördükten sonra dolgu, boyar vb. katkı maddeleri ilave edildikten sonra kağıt makinasına verilmektedir. Kağıt makinasına ço düşük kesafette (yaklaşık %1-1,5) verilen hamur çeşitli kademelerden geçerek suyu uzaklaştırılır, bunlar şekillendirme, presleme, kurutma ve gerekirse yüzey basınça düzgünleştirme veya kaplama aşamalarıdır. Üretilen kağıt makinenin genişliğinde olan bir tampon adı verlen ruloya sarılır. Bu kağıt kesilerek bobin veya tabaka haline getirilir ve kullanıma sunulur.

atmosffere bırakılan karbondioksit ve metan

Dünyaya neler oluyor?

  

Amerikan, İngiliz ve Avustralyalı bilimadamları ortak bir raporla dünyanın 10 yıl sonra çevre felaketleri açısından geri dönülemez noktaya geleceğini duyurdu. Çünkü dünya ısınıyor.

  

Karbondioksit oranı artıyor, okyanuslar ısınıyor, buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, orman yangınları artıyor, buzul tabakaları parçalanıyor, göller küçülüyor, kurak dönemler uzuyor, ırmaklar kuruyor

Kış sıcaklıkları artıyor, ilkbahar erken geliyor, sonhabar gecikiyor, bitkiler erken çiçek açıyor, göç dönemleri değişiyor, yaşama alanları farklılaşıyor,

 

kıyı şeritleri erozyona uğruyor, mercan resifleri ağarıyor, kar yığınları azalıyor, bulut ormanları kuruyor, hastalıklar yayılıyor, yüksek enlemlerde sıcaklık artıyor, dünyaya neler oluyor?

  

Rapora göre 1960′lardaki kirlenme buzulların yüzde 20’sini eritti. 300 bilimadamının yürüttüğü araştırma sonuçlarına göre, Kuzey Kutbu’ndaki ısınma dünyanın geri kalanından iki kat daha hızlı. Bugünkü ise 2070′te dünyayı buzulsuz bırakacak, küresel çölleşme olacak, denizler yükselecek.

  

Dünya küresel ısınma yüzünden 10 yıl içinde geri dönülmez bir noktaya gelecek. Ormanların yok olması sonucu çölleşme yaşanacak, bu tarıma da yansıyacak, deniz seviyesi yükselecek ve dünya salgın hastalıkların pençesine düşecek. Bu felaket senaryoları “korkutucu” fakat “gerçek.”

  

 

 

DERLENEN HABERLER

 Küresel ısınma felaketi için BM’den ’son uyarı’

Birleşmiş Milletler’in küresel ısınma senaryolarına göre, tedbir alınmazsa yağmur ormanları çöl olacak, canlı türleri yok olacak. Fransa’nın başkenti Paris’te yapılan Hükümetlerarası…devamı

   

          

Küresel ısınma dikenlerini döktü

 

Küresel ısınma en sonunda bunu da yaptı! İngiltere’de zavallı kirpi Glen’in dikenleri, küresel ısınma yüzünden döküldü. İngiliz Daily Mail gazetesine konuşan veterinerler Glen’in küresel…devamı

   

          

Küresel ısınma insanoğlunun suçu

 

İklim Değişimi Uzmanlar Grubu uyardı: Küresel ısınma son 50 yılda yüzde 90 insan eliyle yaratıldı ve etkisi yüzyıllarca sürecek. Dünyanın dört bir yanından 500 kadar bilim adamını bir…devamı

   

          

AB: Küresel ısınma Avrupa’yı kavuracak

 

AB Komisyonu raporuna göre, Avrupa’da 2072-2100 yılları arasında sıcaklık üç derece artacak ve her yıl 86 bin kişi yaşamını yitirecek. Küresel ısınma, Avrupa’yı hiç olmadığı kadar…devamı

   

          

Küresel ısınma işinden etti